Trumpizm izole edilmiş bir olgu değildir: sağcı radikalleşme dünyanın her yerinde yaşanıyor. İngiltere’de halihazırda iç terörizmde artışa yol açtı- ve bununla şimdi savaşmazsak bundan daha kötüsü olabilir. 

Dün dünya, beyaz üstünlükçü sembollerle sarınmış ve omuzlarına konfederasyon bayrakları asmış, polis hatlarından fırlamış ve kısa süreliğine Birleşik Devletler Capitol Binasının kontrolünü ele geçirmiş isyancıları seyretti. Bu, ABD demokrasisinin kalbine yönelik bir saldırıydı ve eğer dikkatli olmazsak bu sahneler şüphesiz İngiltere’de de tekrarlanacak. 

Çevrimiçi yorumcular Capitol binasının 1812 savaşından bu yana ilk defa saldırıya uğradığını ve kapsamlı bir şekilde yağmalandığını belirtmekte gecikmedi. O zamanlar hala yapım aşamasında olan binayı yağmalayan ve ateşe verenler İngiliz birlikleriydi. Bu defa işgalciler Birleşik Devletler’in görevi başındaki Başkanı tarafından kışkırtıldı. 

Görüntüler şok ediciydi. İsyancılar, bu yaz ABD’nin dört bir yanında şehirlerde vurulan ve yüzüne gaz sıkılan Black Lives Matter protestocularına uygulanan sert cezalandırmanın tam aksine güvenlik güçlerini rüzgar gibi geçti. Ancak ortaya çıkan olaylar şaşırtıcı veya beklenmedik değildi. Bu gün, Donald Trump’ın Başkanlık için adaylığını ilan etmek üzere Trump kulelerindeki yürüyen merdivenlerden indiği andan itibaren gelmişti. 

O günden bu yana geçen 1448 gün içinde, Başkan Trump birbiri ardına tehlikeli yalanlar sattı, çirkin komplo teorilerini platform haline getirdi ve bir eli Twitter’da, diğeriyse hükümetin icra dairesinde dengesiz bir narsist gibi davrandı. Siyasi hasımlarına yalancılık ve nefret ile saldırdı ve kararlı bir böl-yönet stratejisine dahil oldu. 

Kendi yetersizliğinin onu başarısızlığa uğrattığı yerde tabanını ırkçılık ve yobazlıkla toparlamak üzere sessizliğe büründü. Kendisinden öncekilerin arkasına saklandığı köpek ıslıklarından* vazgeçerek ve siyasetin hassasiyetlerini yıkıp geçerek başarıya ulaştı. Başkanlığının ilk günlerinde Müslümanlığın yasaklanmasından tutun daha son haftalarda Iraklı sivillerin katillerini ve savaş suçlularını affetmesine kadar yaklaşımı açıkça ırkçıydı.

Dün yaşananları yalnızca kimsenin önemli bir kişiyi temsil etmediği ve önümüzdeki on yıl içinde Amerikan kamusal yaşamını etkilemesi mümkün olmayan uç bir olay olarak görenler, bu hissiyatın ne kadar derin olduğunu anlamak zorundadır: bugün piyasaya sürülen YouGov pusulalarında Cumhuriyetçilerin %45’inin Capitol binasına saldırılmasını uygun bulduğu [belirtiliyordu]. 

Dört yıl boyunca Trump’a bir korkak ve riyakar grubu olanak sağladı. Bir zamanlar Trump’ı “gerçeği söyleyemeyen” ve “bu ülkenin hiç görmediğini düşündüğüm düzeyde bir narsist” olarak tarif eden Ted Cruz, çok yakın zamanlarda Trump’ın seçim sahtekarlığı ile ilgili saçma sapan iddialarını savunurken görüldü. Bir keresinde Nikki Haley “Donald Trump, çocuklarıma kreşte yapmamalarını öğütlediğim herşeydir” demişti. Lindsey Graham Başkan’ı “ırkçı saldırılar yapan, yabancı düşmanı, dinci bir yobaz” olarak tanımladı. Bugün bu kimseler onun en yakın müttefikleri. 

İngiltere’de bunu, tam da burada, sahillerimizde olup bitenlere dair bir uyarı olarak görmeliyiz. Trump ve Trumpizm yalnızca bir Amerikan problemi değildir. Hindistan’da Modi’den Brezilya’da Bolsonaro’ya ve evet, İngiltere’de Boris Johnson’un hükümetine kadar dünyayı kasıp kavuran daha geniş bir gerici siyaset eğiliminin parçasıdır. 

Capitol isyanına neden olan siyaset tarzı ve ırkçılık bizim İngiltere’deki siyasetimize yıllarca bela oldu. Boris Johnson aslında çok mukayese edilebilir bir politik figürdür. Daha evvel gey erkeklere “i.neler” demesi, Afrikalıları “karpuz gülüşlü” “piccanninyler”** olarak etiketlemesi ve Müslüman kadınların “posta kutularına” benzediğine dair yorumları bir dizi saldırı ile bağlantılıydı. ABD Başkanı’nın Boris’i “İngiltere’nin Trump’ı” olarak tanımlamasının nedenini anlamak zor değil.

Ve sonuçlarını anlamış gibi görünüyoruz. 2016’da İşçi Partisi Parlamento Üyesi Jo Cox, örgütlü bir faşist topluluk olan “Önce İngiltere”nin sloganını kullanan aşırı sağcı bir terörist tarafından sokakta öldürüldü. Hükümet, artan faşist tehdit ile ilgili defalarca uyarıldı- ve geçen yılın bulguları İngiltere’de engellenen terör planlarının yüzde 30’unun aşırı sağcı gruplar tarafından yapıldığını gösterdi ki bu, ana akım medyayı okuyarak inanmamızı sağlayacak oranın çok daha fazlasıdır.  Ve geçen yaz Londra’daki isyanın gösterdiği gibi, şiddetlerini sokaklara taşımaya daha fazla hazırlanıyorlar. 

Trump ve Boris Johnson gibi demagoglar, ancak toplumlarımızdaki derin eşitsizliklere ve aramızdaki en savunmasızların yoksulluğuna ve kaygılarına değinerek yenilebilir. Birleşik Devletler’de bu Medicare for All, 15 dolar asgari ücret, astronomik öğrenci borçlarına son ve benzer politikalar için mücadele etmek anlamına geliyor. İngiltere’de bu, Evrensel Kredi’nin iptal edilmesi, sıfır saatli sözleşmelere son verilmesi, sosyal güvenliğin genişletilmesi, beşikten mezara parasız eğitimin sağlanması, mülk sahipliğine son verilmesi ve çok daha fazlası ile ilgilidir. 

Artık tehlikenin ne olduğunu biliyoruz. Artık bahane yok. Demokrasi tehdidine maruz kalan Trumpizm budur. Bu, ABD’de, İngiltere’de ve dünyanın her yanında yenilmelidir. Ve bunlar ancak, toplumlarımızdaki herles için daha iyi bir gelecek kazanacak yeni bir siyasi aktörler ve aktivistler kuşağı tarafından yenilgiye uğratılabilir. 

*Köpek ıslığı, muhalefeti kışkırtmadan belirli bir gruptan destek toplamak için politik mesajlarda kodlanmış veya müstehcen dilin kullanılmasıdır.

**Afrikalılar için kullanılan ırkçı bir sözcük

[Tribune Mag’deki İngilizce orijinalinden Ekin Değirmenci tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.]