64. Eurovision Şarkı Yarışması 18 Mayıs Cumartesi günü İsrail’de düzenlenecek. Aslında büyük final adlı son yarışma bir haftaya yayılan sürecin son gösterisi. İki yarı final sonrasında seçilen yirmi ülke ile daimi beşli (İtalya, Fransa, Almanya, İngiltere ve Fransa) ve ev sahibi ülke İsrail’in katılımıyla yirmi altı ülkenin yarışacağı büyük final öncesinde her yıl olduğu gibi Eurovision siyasetini takip etmeye çalıştım.

Siyasal sembol kullanmanın, şarkılarda siyasi atıfta bulunmanın yasak olduğu, bir bakıma siyasetin yasak olduğu yarışmada siyasetten nasıl söz edilir diyorsanız bir gerçeği hatırlatmak gerekiyor. “Bu işi siyasetten arındırmak gerek” cümlesi ya da türevlerini duyduğunuzda orada bir siyasi tercih ya da çekişme olduğu ve olacağı kesindir.

Eurovision bir istisna değil. Katılımcıların açıklamalarıyla, pazarlama stratejileriyle, kullandıkları güya apolitik sembollerle birlikte siyaset her sene yarışmanın organik parçası olmaya devam ediyor. Üzerinde durulabilecek onlarca sembol ve çekişme mevcut. Arnavutluk’un göç sorununu gündeme getiren balattan, Norveç’in Sami dili barındıran pop şarkısıyla entegrasyon pazarlamasına, yarışmaya Türkiye adına da katıldığında ısrarcı San Marino umudu Serhat Hacıpaşalıoğlu’na çokça ilginç ayrıntı var. Bu gibi detayların biraz daha önüne geçen sembollere, siyasete ve kültür savaşlarına kısaca değineyim.

İsrail boykot edilebilir miydi?

Elbette yarışmanın mekanı başlı başına bir tartışma unsuru oldu. Her boykot önerisini etkisiz olur diye geri çeviren sinik kişilik sahiplerini dışarıda bırakırsak, boykot girişimlerinin iyi örgütlenmeleri durumunda etkili olabileceği düşünülür. Yarışmanın İsrail’de düzenlenmesini eleştiren ve Filistin’e uygulanan baskıyı gündeme getirenler ne yazık ki iyi bir sınav veremediler. Para ve propaganda mekanizması karşısında ancak çok dikkatli bir uğraş ile sınırlı başarılar elde edilebilecekken, boykot kampanyası hiçbir başarı elde edemedi.

Multimilyoner bir sponsorun katkısıyla yarışmada oylama sırasındaki şovu üstlenen Madonna’ya yönelik eleştiriler ve İsrail’e gitmeme çağrısı son hafta içinde ses getirse de boykot siyaseti başarıya ulaşamadı. Madonna içi boş bir savunuyla aldığı ücretin üzerini örtmeye çalıştı.

Anti-kapitalizm mi? Eurovision mu?

Buna karşın trolleme amacı taşıdığını ima ederken aynı zamanda eleştirilerini sıralayan İzlanda’lı Hatari’nin performansı ve sürdürdüğü tek grupluk gariplikler belki de boykot kampanyasından daha etkili oldu. Nitekim basın toplantısında yarışmanın düzenlendiği ülkenin niteliği nedeniyle yarışmanın kendisinin daha da garip hal aldığını ima eden (bu nedenle sözleri ev sahibi tarafından biraz erken kesilen) ve kendilerini anti-kapitalist BDSM punk grubu olarak tanımlayan grubun yarışmaya katılıp katılamayacağı ya da bir skandal yaratıp yaratmayacağı çokça konuşuldu, tartışıldı.

Aslında doğrudan reklam yapmanın yasak olduğu anlarda yarışmanın parasal yanlarına işaret etmek için hayali bir markanın sponsorluğuna sürekli teşekkür eden Hatari, yarışmaya giderken de Netanyahu’yu folklorik bir güreş karşılaşmasına davet ederek yeterince gürültü kopardı. Kendilerine mikrofon uzatıldığında İsrail’i eleştirmekten geri kalmayan grup, bir yandan da kapitalizmi devirmenin çok pahalıya mal olacağını beyan etmeye devam etti, bu nedenle Hatari’nin sitesinden alışveriş yapmaya çağırdı. İcracı bir şekilde eleştiride bulunan ve biraz da -mış gibi davranan grup yarışmayı sürekli iğneledi. “Siyasi olmayan” siyasi eleştiri örneği veren Hatari aynı zamanda cinsiyete dayalı kimlikler arasında bir akışkanlık hedefleyen performanslar aracılığıyla heteroseksist hâkim anlayışla zıtlaşmayı grubun vazifesi olarak sunuyor.

Sınırda, çeperde, Avrupa’nın kalbinde?

Yarışmanın benim takip edebildiğim kadarıyla Müslüman bir geçmişe ya da aileye sahip yarışmacılarının Hatari tarzında olmasa da, kendi usullerince kendilerine dayatılan cinsiyet kimliklerini reddetmeleri bu seneki yarışmanın bir başka göze çarpabilecek detayı. Fransa’yı temsil eden Bilal Hassani ve İtalya’yı temsil eden Mahmood Avrupa’nın kalbindeki ülkeler adına yarışmaya katılırken bir yandan da hem etnisite hem de cinsiyet bakımından azınlığı, çeperi, beyaz Avrupa açısından bir ayağı dışarıda kabul edileni simgeliyorlar. Ancak Bilal’in halk oylamasındaki farkla, Mahmood’un da San Remo sürecinde halk oylamasında ikinci gelse de yine de yüksek bir oyla ulusal yarışmaları kazanması, bu ülkelerde yükselen aşırı sağa karşı popüler bir tepki olarak da yorumlandı.

Bilal’in özgüven aşılamaya çalışan sözlere sahip şarkısı da Mahmood’un Mısırlı babasıyla ufak bir hesaplaşmaya girişen şarkısı da yarışmanın etkileyici performanslarından olacak.

Bitmeyen savaş: Ukrayna vs. Rusya

2008 yılında Dima Bilan Rusya adına yarışmayı kazandığında, ikinci olan Ukrayna’dan Ani Lorak’ın cheesy pop şakısının daha iyi olduğunu düşünen çokça izleyici vardı. Ama iki ülke arasında yarışmada süregiden çekişme Kırım’ın işgali sonrasında kan davasına dönüştü, bitmeyen bir kültür savaşını tekrar su yüzüne çıkardı. 2016’da Ukrayna birinci olduğunda Jamala’nın şarkısı 1944’te Kırım Tatarlarının sürgününden ve katliamlardan bahsediyordu (siyaset yok mu demiştiniz?). Aynı yıl halk oyunu kazanan Rusya temsilcisi Sergey Lazarev ise jüri puanları nedeniyle üçüncülüğe yerleşmişti. 2017’de Ukrayna’da düzenlenen yarışmaya Rusya katılamadı, çünkü Rusya temsilcisi Julia Samoylova ülkeye alınmadı.

Bu yıl tartışmanın büyük finale taşınmamasının arkasında ise Ukrayna’nın yarışmaya katıl(a)maması yatıyor. Ulusal yarışmada kazanan Maruv’a ayrıntılı sözleşme dayatılması ve Maruv’un Rusya’da sahne alma yasağı da getiren bu sözleşmeyi reddi sonrasında, Ukrayna yayıncı kuruluşu diğer katılımcıları yarışmaya katılmaları konusunda ikna edemedi. Yayıncı kuruluşun Ukrayna müzik endüstrisini suçlayan bir açıklamasıyla, ülke yarışmadan çekildi. Rusya propaganda makinası bu karar için özel bir çaba sarf etmedi, ama süregiden kültür savaşında rakiplerinin önünde olduklarını gösterdiler. Hiçbir Ukrayna katılımcısı Rusya’da sahne almamayı ve sadece Ukrayna devletinin öngördüğü şekilde davranmayı göze alamadı. 2016’da Rusya’yı temsil eden Sergey Lazarev bu sene bir balatla katılıyor ve yarışmadaki favoriler arasında.

Aşk, Barış… Bol Miktarda Para

2016’da yarışmanın düzenlendiği İsveç’te yarışmacıları, Eurovision klişelerini mizahi bir şekilde aktaran ve sunucuların seslendirmiş olduğu parça, kısaca “kazanmak istiyorsanız, aşktan barıştan bahsedin ve bir sürü gariplik yapın” diyordu. Ancak konu paraya uzanmazsa olmaz.

Düzenlenmesi için 25 milyon dolardan fazla harcama gereken, Avrupa Yayıncı Kuruluşlar Birliğinin en büyük ortak etkinliği olan Eurovision aynı zamanda onlarca şarkıcı için albüm pazarlama ve tanıtım aracı işlevi görüyor. Her sene kültürel çekişmeler yanı sıra anlamsız kıyafetler ve içeriksiz bolca şarkıyla “fast food” müzik örnekleri sunuyor.

Ancak, bu sıfat tamlamasını yarışmadaki parçalar için kullanmış olan Salvador Sobral’ın 2017’de yarışmayı kazanmasının ya da sıradışı sanatçıların da boy göstermesinden anlaşıldığı üzere Eurovision sahnesinin kendisi farklılıklara ya da dolgun içeriğe sahip girişimlere nadiren de olsa ev sahipliği yapabiliyor.

Yarışmayı arenada izlemesi fiilen yasaklanmış olan Filistinliler yarışmanın bir yüzünü, kimliği nedeniyle sosyal medyada tehditler alan ve bu platformu kendisi gibi hissedenlere özgüven aşılamak için kullanmak isteyen Bilal Hassani diğer yüzünü oluşturuyor. Madonna’yı hesaba katmak istersek, onun para yüzü olduğunu söylememiz gerek. İkiyüzlü pop kraliçesi sadece kaç milyon dolar aldığı ile gündeme gelebiliyor.