Türkiye ekonomisinin çok sayıda sorunu bulunuyor. Enflasyon bu sorunlardan sadece bir tanesi, ancak dikkat gerektiren bir sorun. Yıllık enflasyon verileri 2017 yılında 5 yıllık bir ara sonrasında çift haneye çıktı, sonra gerileme görülse de Ağustos’ta tekrar çift haneye çıkan rakamlar, o gün bugündür çift hanede. 2017 sonbaharından bu yana ise aynı açıklamaları duyuyoruz: “Enflasyon düşecek”. Ancak enflasyon verileri konusunda da tek sesli medyayı kullanarak aylardır enflasyonun düşeceği mesajları veren AKP’lilerin yaptıkları artık dalga geçme aşamasına geldi.

Bu kısa değerlendirmede enflasyonun düşmeyişinin iki nedeni olduğunu ileri süreceğim: Seçim sürecinde AKP’nin ekonomik faaliyeti dizginleyici bir politika uygulamaktan kaçınması ve TL’nin süreğen değer kaybının etkisi. Başka gerekçeler de gösterilebilir ancak verilere bakarak bu ikisi üzerinde durmak istiyorum ve enflasyonun yüksekliğinin sadece AKP’nin beceriksizliğinden kaynaklanmadığını politik tercihleriyle ilgili olduğunu belirtmek istiyorum.

Kalıcı yüksek enflasyon

Son enflasyon verileri ışığında geçmiş aylarda yaratılan beklentiyi düşünün. Göstergeler sürekli olarak tersini gösteriyorken ısrarla bu pozisyonda devam eden politika yapıcıları bir kenara bıraksak da verileri kenara bırakmak mümkün değil. Verilerse uzun bir süre daha yüksek enflasyonun bizimle birlikte olacağını gösteriyor.

12 aylık ortalamalarda da enflasyon uzun süredir çift haneli seyrediyor. Temel çekirdek enflasyon rakamı yüzde 11,44’ten aşağıya inebilir ve birkaç ay sonra yıllık enflasyon rakamında tek hane görülebilir. Ancak bu enflasyonun diğer ülkelerle karşılaştırıldığında aşırı yüksek olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.

G20 ülkelerinin Türkiye ve Arjantin dışındaki enflasyon ortalaması son derece düşük. OECD ortalaması ise yüzde 2,22. Başka bir ifadeyle Türkiye’deki enflasyon OECD ortalamasının 4,6 katı. Küresel güney ülkelerinde enflasyon merkezden daha yüksek seyretse de Türkiye’deki enflasyon AKP dönemi boyunca gelişmekte olan ülke ortalamalarından yüksek kalmaya devam etti ve aradaki fark son dönemde açıldı.

Verili göstergeler sonrasında ekonomik faaliyetin biraz durgunlaşması pahasına çevrim karşıtı politikalar izleyerek enflasyon oranını aşağı çekebilecek hükümetin böyle bir tercihte bulunması zor. Borçlandırarak daha fazla tüketme ve rant dağıtımı-aktarımı üzerinden iktidarını perçinlemiş bir hükümet bu tercihlerinden vazgeçemez. Büyümede tempo kaybı hükümet için bir korku filmi senaryosu anlamına geliyor. Yıllık yüzde 20 civarında kredi hacmi artışı ile ve yüzde 6 civarında bir büyüme oranıyla büyük ihtimalle 2018 yılı bitmeden seçime gitmek isteyen AKP’nin politik tercihleri nedeniyle enflasyon düşmüyor ve düşmeyecek.

Değer kaybı devam ediyor

Kurdaki değer kaybının kısa bir zaman aralığı sonrasında enflasyonu yukarı çektiği biliniyor. Türk lirası OHAL koşulları altında bugüne kadar tam olarak yüzde 25 değer kaybetti (20 Temmuz 2016 TCMB alış kuru 1 USD = 2,97 TL). İthalatta ara malının payının yüzde 75 civarında gezindiği ve üretmek için ithal etmek zorunda olan bir ekonomide para biriminin değer kaybı fiyatlara doğrudan etkide bulunur. Dolayısıyla söz konusu değer kaybının enflasyona da etki ettiğini söylemek mümkün, hatta esasen bu değer kaybı nedeniyle enflasyonun çift haneye demir attığı ileri sürülebilir. Ancak değer kaybının kendisinin de 2013 sonrasında hızlandığını ve alternatif program hazırlıklarında olan karar alıcıların verili dengeleri değiştirmemek adına kurun değersizleşmesine müdahale etmediklerini eklemek gerekli.

Başka bir ifadeyle ekonomiyi kur-faiz sarmalına sokan politikalarıyla hükümettir, sonrasında faiz artırımına karşın TL’nin değer kaybını engelleyemeyen de (bkz. yukarıdaki grafik).
OHAL’i beş kez uzatan, dolayısıyla sıcak para ile finansmanı kamçılayarak döviz kuru üzerinde olumsuz etkide bulunan yine AKP hükümetidir. Gerekçeleri kısa vadede seçim sürecine kadar ekonomik canlılığı sürdürmek ve toplumsal baskıyı sürekli kılmaktır.
Toplumun bazı kesimleri için şemsiyesi altında huzur buldukları partinin iktidar kaygısı yine korku trenine binmiş bir şekilde seçime yol almamıza neden oluyor. Bu süreçte AKP’nin sadık kaldığı politikaların onlarca olumsuz etkisinden birisi olarak yüksek enflasyon görmemiz kaçınılmaz.

Son not

Yanlış anlaşılmayı engellemek için bir son not elzem: AKP’nin aczi ve ekonomi yönetimindeki beceriksizliği ekonomi programından kaynaklanıyor. Neoliberal amentüyü belleyenler ve Türkiye ekonomisinin sermaye girişlerine bağımlılığını veri kabul edenlerin benzer çıkmazlara benzer yanıtlar üreteceğini görmek gerek. Kamucu bir program ve demokratik planlama olmadan krizden krize savrulmamız vaka-ı adiye.