Siyaset bilimci akademisyen Ali Rıza Güngen, bugün açıklanan büyüme rakamlarını PolitikYol’a değerlendirdi.

Güngen’in değerlendirmesi şöyle:

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2017 yılı 3. Çeyrek ekonomik büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 11,1 büyümüş görünüyor. Aynı açıklamaya göre hanehalkı nihai tüketim harcamaları yüzde 11,7 artmış, Türkiye ekonomisi olağandışı bir performans sergilemiştir. Yılsonundaki büyüme rakamı da tahmin edilenin üstünde ve muhtemelen yüzde 6 üzerinde hesaplanacaktır.

Akla gelen iki soru şudur: Gerçek işsizlik rakamının yüzde 16,7 olduğu bir ülkede ekonomi nasıl olur da yüzde 11,1 büyüyebilir? Bu rakamlar güvenilir mi?

Revizyonu hatırlayalım

Sorulara cevap verebilmek için bir yıl önce TÜİK’in yapmış olduğu milli gelir hesaplarındaki revizyona dönmek gerekli. Bu revizyonla Avrupa Hesaplar Sistemine (ESA 2010) uyum sağlanmış olsa da gelirin hesaplanmasına yapılan varsayımlar ve yöntemler çok sorunlu bir alan yarattı. Kısaca hatırlatmak gerekirse, TÜİK’in yapmış olduğu revizyonla GSYH, 2009 sonrasındaki dönem için hasıla rakamı yılda ortalama yüzde 11,55 yukarı çekildi. 2009-2015 arasındaki büyüme hızı ortalama yüzde 5,2’den yüzde 7,3’e çıkartıldı.

Büyüme rakamları açıklandı

ESA 2010 standartlarına uyum için çok sayıda ülke son yıllarda milli gelir hesaplarında revizyona gitmişti. Ancak hiçbir ülkede eski seri ve yeni seri arasında Türkiye’deki kadar fark açıklanmamıştı. Türkiye’de yapılan değişikliklerin toplam etkisi (eşleşme yılı 2012’de) 10,8 puandı. Oysa revizyonun gerçekleştiği AB ülkelerinde ortalama fark 3,7 puandır. OECD ülkelerinde ortalama ise 3,8 puandır. Söz konusu revizyon gerçekleştirmiş ülkelerde fark esasen yöntemsel değişikliklerden kaynaklanmaktadır ve sınırlıdır. İstatistiki müdahaleler ise örneğin OECD ülkeleri göz önünde bulundurulduğunda farkın çok daha sınırlı bir bölümünden sorumludur.

Türkiye’de durum tam tersidir. Temel yılı 2009 olan yeni seri ile ve eski seri arasında fark çok yüksektir ve farkın çok büyük kısmının sorumlusu istatistiki müdahalelerdir. TÜİK’e göre farkın önemli bir kısmı idari kayıtların hesaplamaya dahil edilmesiyle gerçekleşmiştir. Bir başka nokta da inşaatın ekonomideki ağırlığının daha yüksek hesaplanması ve inşaat katsayılarının (açıklanamayacak ölçüde) yüksek hesaplanmasıdır.

Yine de bütün bu izahat soru işaretlerini ortadan kaldırmamaktadır. Eski ve yeni seri arasındaki farkın yüzde 90,5’i istatistiki müdahalelerden kaynaklanmaktadır. TÜİK’in terimleriyle ise bu “istatistiksel iyileştirme”dir.

Ne yaptılar?

Revizyonu hatırlatmak Türkiye ekonomisinin büyümediği şeklinde bir pozisyona uzanamaz. Elbette Türkiye ekonomisinde hızlı bir büyüme temposu görülebilir. 350 bin şirkete Kredi Garanti Fonu aracılığıyla destek verildiği, büyümeyi desteklemek için ve işsizliğe pansuman olması için çok sayıda kampanya ile hükümetin müdahalede bulunduğunu da hatırlamak gerekli.

Bu tarz bir ittirmenin yan unsuru ve kısmen de merak uyandırıcı bir borçlanma stratejisinin getirisi 2017 yılında bütçe açığını 40 milyar liradan daha fazla aşan bir borçlanmanın gerçekleşmesidir. Hükümet hanehalkları tüketimi sınırlandırdığında devletin tüketim harcamalarını artırarak müdahalede bulunabilecek bir manevra alanı yaratmış görünmektedir. Başka bir şekilde söylersek, hükümet 2018 yılındaki bir seçimde ya da IMF’nin “finansal koşulların sıkılaşması” olarak öngördüğü kredi kanallarının kuruması durumunda devreye girecek bir savaş zırhı oluşturmuştur. Tekrarlayacak şirket kurtarmaları ve batık şirketlerin yüzdürülmesi için elde biriken malzeme aslında çok sıkıntılı bir dönemece hazırlık yapıldığını anlatmaktadır.

Ne yapacaklar?

Yazının başındaki sorulara geri dönelim. İşsizliği azaltmadan geçici bir süre talebi artırarak, batmakta olan şirketleri yüzdürüp bunların en azından temel faaliyetlerini sürdürmelerini sağlayarak ekonominin büyüme sergilemesi mümkündür. Ancak bu kadar yüksek büyüme rakamı pek inanılır değildir.

Mehmet Şimşek büyüme rakamının neden yüksek olduğunu açıkladı: “Bu istisnai bir rakam”

Geçen yıl aynı çeyrekteki daralan ekonomiyle karşılaştırma ve TÜİK’in yöntem revizyonu bu çeyrek rakamını uçurmuştur. Başka bir ifadeyle ekonomik büyüme bu kadar değildir ve eldeki büyüme de aslında sürdürülebilir değildir, istihdam sorununu çözen bir büyüme değildir. İç talebin artışı ve inşaat sektöründeki faaliyet TÜİK sayesinde çok daha yüksek büyüme rakamlarına tahvil edilebilmektedir.

Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleriyle uyumsuz olmakla birlikte yine de siyaset yapımına etkide bulunacak bir veri seti üretilmektedir. İşin aslında en önemli noktası da budur. Kısacası bu kadar kısa erimli bir düşünme tarzıyla ve şişirilen büyüme rakamlarıyla işaret edilen yer seçimdir. Ancak iktidar partisinin cephe siyasetini sürdürmekte zorlanması ve devasa işsizlik sorunu nedeniyle sandığa (ne yazık ki artık alışıldık) müdahalenin dahi istenilen sonucu doğuramaması mümkündür.

Geriye, Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar oynanmış ve güvenilir olmayan büyüme rakamları nedeniyle uzun erimli analiz yapamayan ve Türkiye ekonomisindeki yapısal dönüşümü ve gelişmeleri takip edemeyen politika üretemeyen uzmanlar, bürokratlar, araştırmacılar kalmış. Kimin umurunda?