Darbe girişimleri, keyfi tutuklamalar, sayılmayan seçimler, doğa, kadın ve işçi cinayetleri derken ne zamandır olağanüstülüğün yeni olağan olduğunu hatırlamakta bile güçlük çektiğimiz, “Başımıza gelmeyen bir küresel salgın kalmıştı, o da oldu. Sıradaki?” diye sorduğumuz günlerdeyiz. Bir yandan kendimizi distopik bir bilimkurgu dizisinden bir karakter gibi yeni bir gerçekliğe alışmaya çalışır hissederken diğer yandan da yalın bir gerçeğe en yakın haldeyiz. Zira ilk üç beş gün dillenen “virüs hepimizi eşitledi” hezeyanının ardından “evde kalmayı karşılayabilen bir azınlık evde kalsın, kalanı da tüm riske rağmen çalışsın” diye özetleyebileceğimiz neo-liberal gerçeklik hiç bu kadar görünür olmamıştı.

Elbette başka gerçekler de apaçık ortaya çıktı. Hükümetin üç kuruşluk maskeyi bile ne kadar, nasıl ve hangi yollarla dağıtacağına haftalarca karar verememesi ve haliyle dağıtamaması gibi. Ya da salgının yayılma riskine rağmen şantiyelerdeki, madenlerdeki, fabrikalardaki işçilerin, kamu emekçileri ve diğer ücretli kesimlerin iki haftalık gelirlerini bile karşılayamayacak kadar kasanın boşalması gibi. Fakat bambaşka bir gerçek de görünür oldu. Hükümetin “iki koyun güdemediği” gerçeği aşikâr olunca, istediler ki beceremediklerini başkaları da yapmasın, yapamasın. Vicdanı olanın aklı almıyor elbette ama CHP’li belediyelerin askıda fatura, iftar ve gıda paketleri, aşevleri gibi sayısız çabalarını yasa-yönetmeliklerle, siber saldırılarla ve itibarsızlaştırma kampanyaları ile engellemeyi tercih ettiler. Ancak tam da bu noktada belki de sonradan çokça pişman olacaklarını öngördüğüm bir şekilde yepyeni bir siyaset alanı doğurdular: Dayanışma.

İktidarın tüm akıl dışı engellemelerine karşı CHP’li belediyeler, birbirleriyle de koordinasyon ve iletişim dâhilinde yasal ve meşru tüm mevcut ve yeni araçlarla salgın ve onunla birlikte büyüyen sorunlara dokunma peşinde. Bir bakıyorsunuz kampanyalar düzenliyor, uydurulmuş yasal gerekçelerle engellenince de yol ve yöntem değiştirerek askıda faturayı, veresiye defteri kapatmayı keşfediyor ya da ayni yardım olarak iftar ve gıda paketlerine yöneliyorlar. Kooperatiflerden gıda ürünleri satın alıp paketlere koyuyor, belediyenin iş makinalarıyla tarla sürüyor, boş belediye arazilerini ekip biçmeye başlıyorlar. Maske dağıtmayı beceremeyen hükümete karşı belediye binalarını, toplantı odalarını küçük atölyelere çevirip maske üretiyor ve maskematiklerde dağıtmayı icat ediyorlar. Bugün, siyasi söylem dışında da yereldeki iktidarıyla siyasi bir eylem alanı var CHP için. Elbette bu tamamıyla yeni bir durum değil, seçim zaferinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Fakat şimdi tarihsel bir kriz hali mevcut ve hem etki alanı hem de beklenti çok daha fazla. Nihayetinde bu sürecin nasıl yürütüldüğü, hep dillendirilen “yönetebilir mi?” sorusuna da yanıt olacak ve oluyor da. Görünen o ki geçtiğimiz yılki yerel seçim zaferleri sıcaklığını yitirmemiş, üstelik belediye başkanlarının yükselen görev onayları ve gün geçtikçe artan iktidar olabilme olasılığı başka bir heyecan da yaratıyor. Bir taraftan da CHP, engellenirken öğrendiği, alternatif yollar ararken mevcut ve geçmiş deneyimlerden izler bulduğu, bürokratik çerçevenin ötesinde düşünmeye zorlandığı yaratıcı bir süreç yaşıyor, tanık oluyoruz. Tüm bunlar bana biraz da Gezi’nin capcanlı günlerindeki yaratıcı ve katılımcı dayanışma halini hatırlatıyor. Öyle ki sözgelimi Tunç Soyer, heyecan ve gururunu “İzmir’de çığ gibi büyüyen bir dayanışma ağı var. İnanın bu devam ederse kurulacak yeni bir dünyada başka bir İzmir, bambaşka bir dayanışma kültürü ortaya koymuş olacağız.” diyerek paylaşıyor.

Tüm bu dayanışma örneklerinin içinde İzmir’deki kiraz örneğini, hem barındırdığı toplumsal ilişkiler hem de dokunduğu sorunlar özelinde bir miktar daha detaylandırmak yerinde olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yıllardır sürdürdüğü tarım kooperatiflerini destekleme programını, salgın kapsamında daha da büyüterek İzmir’in çevre ilçelerinde hasat takvimine uygun olarak güncelledi. Geçici tarım işçilerinin ulaşımdan kaynaklı maliyet artışları nedeniyle özellikle küçük üreticilerin hasat döneminde ciddi bir sıkıntı ile karşılaşacağı öngörüsü üzerinden hareket edilerek “20-35 yaş arasındaki genç gönüllüler” için çağrı yapıldı. Bir yandan da üreticiler tek tek aranarak hasatta sorun yaşayacak küçük üreticiler belirlendi. Bine yakın gönüllünün başvurusuyla hayata geçen dayanışma hasadı Kemalpaşa’da kiraz ile başladı, aynı uygulama erikte, çilekte ve şeftalide de sürdürülecek. Bunların ötesinde, içinde çok katmanlı sorunlar barındıran geçici tarım işçileri için de ulaşım, gıda ve hijyen desteği de sağlanmaya başlandı. Pratikte dayanışmayı salt parasal bir ilişki olmaktan çıkartıp doğrudan emek ile ilişkilendiren, aynı anda hem küçük üreticilerin hem de kooperatiflerin güçlendirilmesini sağlayan, geçici tarım işçilerinin sağlık ve ulaşım sorunlarına dokunan; siyaseten de halkçı ve kamucu bir anlayışı yaşama geçiren bu adımların, tarımsal üretimi düzenleyecek ve ülke geneline yansıtacak bir modele dönüştürülmesi çok anlamlı olacaktır.