Toplumda yükselen bir Atatürkçülük dalgası olduğunu her halde en iyi gözlemleyen parti AKP’dir. Zira AKP seçmen davranışları üzerine en sık araştırma yapan partidir. Ancak AKP’nin buradaki derdi farklı. AKP yükselen Atatürkçülükten pay almaktan çok kendi tabanında giderek artan bir kopuştan tedirgin olmaktadır. Buradaki oran elbette ki büyük değildir; ama AKP’ye seçimleri kaybettirecek kadar büyüktür. Zira referandumda ortaya çıkan sonucu etkileyen faktörlerden biri ve hatta önde geleni kentlileşmiş geniş kesimlerin AKP’nin toplumu giderek mevcut düzenden koparma çabasına tanıklık etmesidir. Mevcut düzen bütün eksiklikleriyle birlikte seküler bir yaşamın kodlarını taşımaktaydı ve AKP döneminde zenginleşmiş kesimler de bu durumdan büyük rahatsızlık duymuyorlardı. Dolayısıyla AKP kendi tabanının Atatürkçülüğe yönelik artan farkındalığından korkmaktadır. 2019’a giderken AKP için öncelikli mesele kendi tabanını bir arada tutma çabasıdır ve bir türlü bu kontrolü gerçekleştirip kitleleri 2019’a doğru seferber edememektedir. Ancak AKP’nin Atatürkçülük/Kemalizm karşıtlığı üzerine kurduğu eleştirel toplumsallık ve siyasallığını terk etmesi de mümkün değildir. Bunu yapması bugüne kadar kurucu bütün politik söylemlerinden vazgeçmesi anlamını taşır ki bu, başka türlü bir siyasal yarılmaya neden olur.

AKP’nin yaptığı 2019 öncesi bir tür PR çalışmasıdır. Ancak Türkiye bir Atatürkçü/Kemalist dalganın içindedir ve bu dalga yükselecektir. Daha önce birçok yazıda şu tespiti dile getirmiştim; bir ülkenin kurucu ideolojisine dönük yoğun bir saldırı varsa son kertede kitleler o kurucu ideolojiye daha fazla yönelim gösterirler. Ancak buradaki mesele o kurucu ideolojiyi güncelleştirme idealini, politik çizgisini taşıdığını söyleyen yapıların, hareketlerin, partilerin ortaya çıkan enerjiyi nasıl yeni bir hatta yönlendireceği meselesidir ki asıl önemli olan da budur. Çünkü, Osmanlı aydınları devleti, Osmanlı’yı kurtarma derdindeydiler. Rus aydınları ise kendi devlet ve de rejimlerinin kurtarılmasının mümkün olmadığını gördüler ve yeni bir rejim kurma çabasına girdiler. Mustafa Kemal bu noktada Rus aydınlarına daha yakındır. O da Osmanlının kurtuluşunun mümkün olmadığını, Osmanlı devletinin zamanının ruhuna uygun bir devlet modeli olmadığını biliyor, görüyor ve alternatifini inşa ediyordu. Bu noktada “süreklilik-kopuş” tartışmasında Mustafa Kemal’in eylemi radikal devrimci bir eylemdir ve kopuştur. Mesele bu “radikal modernleşmenin” bugün yeniden güçlü bir biçimde ele alınmasıdır. Daha da önemlisi buna sol rengin daha yoğun bir biçimde katılmasıdır. Kemalizm siyasal düzlemde pragmatisttir; ama toplumsal düzlemde devrimcidir. Bugün çelişkinin derinleştiği yer bu toplumsal düzlemdir ve bu nedenle Kemalizmin devrimci eylemi güncelleştirilmelidir. Bir hareket yasası olarak, devrimler zaman içinde bazı bağlamlardan kopar; yeni bir yörüngeye oturur. Kemalizm bugün yeni bir yörüngeye oturma ihtiyacındadır. Devlet her ne kadar darbeler, siyasal müdahalelerle Kemalizmi liberal, muhafazakar, milliyetçi, sağ bir çizgiye oturtmaya çalışmışsa da bunu başaramamıştır. Çünkü toplumsal düzlemdeki radikal devrim projesini kitleler içselleştirmiştir ve bundan vazgeçmek gibi bir niyetleri bulunmamaktadır. O nedenle bugün sol ve Kemalizm ilişkisini yeniden tanımlamak, kurucu bir ideo-politik fikir olarak topluma sunmak gerekmektedir. Dipten gelen sol Kemalist dalga yeniden tanımlanmayı, siyasallaştırmayı beklemektedir. Bunu yapacak bir yapı bu ülkeyi yeni bir düzlemde inşa edecek enerjiyi de üretmiş olacaktır.