Muhafazakar ve milliyetçi olarak kendilerini konumlandıran iki siyasetin ittifakının, kendisi dışındaki siyasetleri “güvenlik sorunu” haline getirmeye çalıştığı bir seçimde aldığı sonucu kabullenmeme durumu seçimden önce sıklıkla dile getirdiği bir beka meselesine dönüşmüştür. Ama bu beka meselesi Cumhur İttifakı’nın söylediği çerçeveden çok demokrasi ve hukuk devleti açısından bir beka sorunudur.

İktidar bloğu, Yüksek Seçim Kurulu’na adeta kanıtlarını kendisinin bulamadığı bir seçim sürecinde, kanıt üretmesini ve kendi lehine seçimi yenilemesini talep etmektedir. İktidar cenahının bugüne kadar ileri sürdüğü tezlerin kendi seçmenleri de dahil olmak üzere toplumun farklı kesimlerini ikna etmediği açıktır. Buna rağmen iktidar gücüyle seçimi yeniletmeye çalışması ne kendisi açısından, ne demokrasimiz ve hukuk devleti açısından sağlıklı bir sonuç üretmeyecektir. Böylesi bir durum, Türkiye demokrasisi, hukuk devleti, kurumların birikimi, tarihsel deneyimi, modernleşme sürecine dönük çok ciddi bir güvensizliği ortaya çıkaracaktır. Zira iktidarın istemiyle bir seçimin iptal edilmesi bundan sonra alınacak kararların demokrasiye, hukukun evrensel değerlerine, temel ilkelere göre değil iktidarların keyfine bırakılacak bir “içtihat” kapısını açacaktır.

Seçimin yenilenmesi kararı içeride ve dışarıda iktidara yönelik otoriter rejim eleştirisini haklı çıkaracaktır. Böylesi bir durum finans kapitali çok ciddi sıkıntı içinde olan ve borç para bularak ekonominin çarklarını döndürmeye çalışan bir iktidar için hayati bir hatadır. Ve fakat mesele İstanbul’un kentsel rantını elde tutmak ise bu iktidarın ömrünü uzatmaz. Daha önce de yazdığımız gibi siyasal İslam ne Türkiye’de ne de dünyada artık karşılığı kalmayan bir negatif gösterene dönüşmüştür. Bundan sonra bu siyasal hat içinde bir ideolojik pozisyonun üretilmesi mümkün değildir. İstanbul ekseninde yürütülen tartışma seçimin sonucundan ayrı olarak Cumhur İttifakı’nın sıkışmışlığını, ayrılma veya devam etme sürecine ilişkin de bir çare arayışıdır. Büyükşehirleri kaybeden bir ittifak, psikolojik üstünlüğünü kaybetmemek için İstanbul’u gündemde tutma çabasındadır. Bu yaklaşımdan hareketle eğer İstanbul seçimleri yenilenir ve kazanılırsa muhalefetin elde ettiği psikolojik üstünlük elinden alınmış olur. Bu durum bundan sonraki seçime ilişkin bir tür yığınak çabasıdır.

Bu toplumun “sezgisel bilgelik” olarak tanımlanan feraseti İstanbul seçimlerinin Ekrem İmamoğlu tarafından kazanıldığını kabul etmektedir. Şimdi bu süreci tersine çevirmek herkesin kaybedeceği bir durumu ortaya çıkaracaktır. Bir yerel seçimde ve bir ilde yapılan seçimleri kabul etmeyen bir iktidarın yarın yapılacak seçimlerde olası bir kaybetmeyi kabul edeceğini kim garanti edebilir? Veyahut başka bir iktidarın ülkede egemen olduktan sonra beğenmediği seçimleri iptal ettirmeyeceğini nerden bilebiliriz? Dolayısıyla mesele İstanbul’dan öte çok ciddi bir demokrasi meselesine dönüşmüştür. Muhalefetin kazandığı ama iktidarın kabul etmediği bir seçimi somut, açık ve kabul edilebilir kanıtlar sunmadan iptal ederek yenilemek yaralı demokratik bir bilinci ortaya çıkaracaktır. Bu yaralı demokratik bilinç siyasi gelişime hep ket vuracaktır. Daha önce de altını çizdiğim gibi, bir partinin ya da ittifakın demokratik olup olmadığı en çok seçimleri kaybettikten sonra aldığı tavırla orantılıdır ve Türkiye’nin muhafazakar ve milliyetçi ittifakı bugüne kadar bu sınavdan ne yazık ki başarıyla çıkamamıştır. Türkiye’nin sadece normalleşmeye değil aynı zamanda yeni bir siyasete ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaç her geçen gün daha yakıcı bir hal almaktadır. Demokratik güçlü bir iktidar alternatifi Türkiye için yaşamsaldır. Her alandaki krizlerden ancak böylesi bir alternatif ile kurtulabiliriz…