Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak tanımlanan Türkiye’nin yeni düzeninde ittifaklar tercihten çok zorunlu bir siyasal durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu elbette ki mevcut partilerle ilişkili bir durumdur; zira hiçbir parti tek başına % 50’lik bir çoğunluğu elde etme gücüne/potansiyeline sahip değil. % 50’nin üstünde oy almak da demokrasilerde çok sık karşılaşılan bir durum değildir.

Her ne kadar ittifak meselesi daha çok genel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimleri için öngörülmüş olsa da artık yerel seçimlerde de fiili bir hal almış bulunuyor. AK Parti ve MHP’nin yerel seçimlerde de ittifak yapacaklarını açıklaması gözleri diğer siyasi partilere çevirdi. Ancak AK Parti-MHP ittifakının beklediği sonuca ulaşması noktasında önemli sorunlar var ve süreç içinde bu sorunlar daha da yoğunlaşma potansiyeline sahip bulunmaktadır. MHP elindeki büyükşehirleri, illeri ve ilçeleri korumak istemektedir. İktidar partisi de bu belediyeleri alma imkanına sahip. Dolayısıyla nasıl bir paylaşım yapılacağı ve bu paylaşımın yerelde nasıl karşılanacağı hesaplanabilir değil. Bu noktada ciddi bir tepkinin ortaya çıkma olasılığı yüksek.

İttifak meselesinde en çok merak edilen ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin tavrı. CHP kurumsal bir ittifaka yanaşmasa da ilerleyen süreçte özellikle İyi Parti ve Saadet Partisi’yle ortaklaşmaya gideceği söylenebilir. Ancak asıl mesele HDP. CHP’nin HDP ile ittifak yapması mümkün görünmüyor. Bunun doğruluğu, yanlışlığı ayrı bir tartışma; ama CHP, HDP ile ittifakın bedelinin kendisi için çok ağır olacağını düşünmektedir.

Peki Ne Yapmalı?

CHP tıpkı 16 Nisan referandum sürecinde olduğu gibi bir yurttaş inisiyatifinin hayata geçirilmesi için bir yol haritası oluşturmalıdır. Herkesin ortaklaşacağı bir siyaset, herkesin ortaklaşacağı bir program ve herkesin ortaklaşacağı adaylar bu süreçten sadece CHP’nin değil; ülkenin de kazançlı çıkmasını sağlayacaktır. Yerel seçimleri partilerin yarışı olmaktan çıkarıp kentlerin kaderinin belirleneceği seçimlere dönüştürmek; kentlerin kültürel, tarihsel, sosyal ve çevresel yeniden ayağa kaldırılması için bir yol haritası sunmak bu sürecin yeni bir dinamik temelinde işlemesine neden olacaktır. Bugün artık yeni bir siyasal zemindeyiz ve hiçbir partinin tek başına hareket etme lüksü bulunmamaktadır. Kent Yurttaşlığı ekseninde kentin bütün imkanlarının eşit olarak bölüştürülmesi, yaşanan ekonomik krizin etkilerinin azaltılması için kent yoksulluğu ile mücadele planının devreye sokulması gibi ekonomi-politik bir tutum iyi anlatılır ve örgütlenirse başarı mutlaka elde edilecektir. Eğer CHP kendi iç tartışmalarına gömülür, önseçimde aday adaylarının birbirlerini yıpratan kampanyalarına müsaade ederse sadece parti olarak kaybetmez, kentlerin yıkım süreci de daha derinleşir.

Oysa kent yurttaşlığı kavramı bir ilişkisel süreçtir ve kapsayıcı bir formasyona sahiptir. Tek ölçüt o kentte yaşamak ve o kentin geleceğinde söz sahibi olmaktır. Bu aynı zamanda zaten bir kent rejimi olan demokrasiyi daha da güçlendirecektir. Kentlerin insanların özgür ve eşit yaşam alanlarına dönüştürülmesi için partilerin değil; yurttaşların, adayların değil; ilkelerin ittifakı önceldir ve yaşamsaldır. Dolayısıyla AK Parti ve MHP tabanı dahil olmak üzere bütün partilerin tabanını kucaklayacak bir kent yurttaşlığı tasarımı herkes için en sağlam kurtuluş yoludur. O nedenle bu yerel seçimi partiler; ya da adaylar arası ittifak/mücadele alanı olmaktan çıkarıp yeni bir kent yönetim modellemesi ile hareket edilmelidir. Çünkü Türkiye’nin kentleri ağır bir çöküntüleşme süreci içinde, kimliklerini yitirmiş ve taşralaşmıştır. Buradan çıkış ancak yeni bir kent siyaseti ile mümkündür ve o siyaset de kapsamlı bir dönüşümü hedef alan, kent mağdurlarını kucaklayan, kenti yaşamsal olarak yeniden dönüştüren bir tahayyülün inşası ile mümkündür. Bu ülke kentlerinin kaybedecek zamanı kalmamıştır…