Referandum süreci ve sonrasında partiler, kurumlar ve kanaat önderleri arasında ittifaklar yapıldı. Hem Evet hem de Hayır blokları kendilerini başarılı gördükleri için benzer bir durumu devam ettirme uğraşına girmiş bulunmaktalar. Bir taraftan AKP’nin MHP ve BBP ile birlikteliği diğer yandan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saadet, Vatan, Meral Akşener gibi parti ve kişilerle yaptığı ve de HDP gibi partilere yapacağı ziyaretler, Evet ve Hayır’ın güçlerini koruma, büyütme ve 2019’a psikolojik üstünlükle girme ve sonuç alma çabasının sonucudur. Kuşkusuz bunlar pratik siyaset için denenebilecek ve belli ölçülerde de olumlu sonuç alınabilecek girişimlerdir. Ancak bugünün konjonktüründen baktığımızda parti, kurum ve kişilerle görüşme ve birliktelik çabası sanıldığı gibi bir sonuç üretemeyebilir. Bunun nedenini bir önceki yazıda, siyasetsizlik başlığı altında değerlendirmiştik. Bu siyasetsizlik girdabı içinde birliktelik/ittifak/cephe oluşturmak, istenilen sonucu üretmeyecektir. Zira mesele kişi, parti ya da kurumlara indirgendiğinde siyasetin her alandaki tasarımlama, yeni bir hedef oluşturma ve bunu yeni bir vizyon ve de kadro ile toplumun önüne koyma çabası arka plana itilmiş olmaktadır. Referandum bize AKP ve MHP oylarının yani 2+2’nin 4 olmadığını gösterdi. Demek ki aktörleri, partileri ve kurumları aşan bir yeni durumla karşı karşıyayız.

Peki nedir bu yeni durum?

Öncelikle bu yeni durum siyaset kurumunun her alandaki krizidir. Çözüm üretme kapasitesini yitirmesidir. Kadrolarının ülkeyi temsil etmedeki yetersizliğidir. Ülkeyi yeniden inşa edecek bir kapasiteden yoksun oluşudur. Devletin bütün kurum ve kurallarıyla çözülüşüdür.

Ne yapmalı?

Her şeyden önce yeni bir söze ihtiyaç bulunmaktadır. Yeni söz, Gezi’den Hayır’a uzanan demokratik, çoğulcu bir yaşamı vaat edecek bir nitelikte olmalıdır. Cumhuriyetçi, çoğulcu, demokrat ve özgürlükçü bir içerikle kurgulanacak bu söz geniş toplum kesimlerinin taleplerini dile getirmelidir. Bu yeni söz sadece kimlik, mezhep, etnisite merkezli hakları geliştirme ve koruma amacı taşımamalıdır. Aynı zamanda sınıfsal nitelikte yeni bir çıkışı sağlamalıdır. Tarihimizdeki en büyük eşitsizlikler bugün din, mezhep, etnisite ve yaşam biçimi tartışmalarıyla kapatılmaktadır. Dolayısıyla ekonomik ve sınıfsal eşitsizlikler sadece sosyal devletin ruhunu geri çağırarak giderilemez. Sosyal devlet dönemsel bir araçtı ve noe-liberalizmle birlikte ortadan kaldırıldı. O halde devleti baştan aşağı yeniden kamucu bir zihniyetle inşa etmek gerekmektedir. Sağ popülizmin devleti yeniden kutsallaştırdığı bir ortamda devletin araçsallığını kabul ettirecek bir müdahaleye ihtiyaç bulunmaktadır. Yine gündemde olan anayasa bir bütün olarak baştan sona bu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak bir yapıda hazırlanmalı ve bu vaat edilmelidir.

Kişilere ve adaylık sürecine indirgenen bir çalışma başarısızlıkla sonuçlanacaktır. O yüzden yeni bir ülke vizyonu oluşturulması önceliklidir. Bu vizyon kendi adayını üretecektir. Bu vizyon elbette ki geniş bir müzakere sonucunda ortaya çıkacaktır. Burada müzakerenin kendisi yani bir tartışma ortamının oluşturulması başlı başına önemli ve değerlidir. Zira tartışma muhalefeti besleyecek, toplumla ilişki kurmada geniş bir imkan yaratacak ve bunun sonucunda büyük bir dönüşüm yaşanacaktır. Demek ki muhalefet için acil mesele her yerde geniş bir tartışmayı başlatmak ve bunu somut sonuçlarla bitirmektir. Dolayısıyla tarihsel arka planı olan “halka dönmek” sözü bir kez daha değer, anlam ve önem kazanmıştır. Bu yazıyı bir hatırlatma yaparak bitirelim; çözüm üretmeyen siyaset çözülür. Bu aşamadayız…