Geçen yazımızı “çözüm üretmeyen siyaset çözülür. Bu aşamadayız” diye bitirmiştik. Siyasetin içinde bulunduğu kriz hala siyasal aktörler tarafından yeterince anlaşılamamıştır. Geleneksel siyaset pratikleriyle bu süreci atlatabileceklerine ve sürecin ne denli derin bir kriz olduğunun farkında olmadan davranmaya devam etmektedirler. Siyaset kurumu bütün aktör ve partileriyle bir çözülme anındadır. Her an esecek bir rüzgar başka bir iklimi beraberinde getirecektir. Sanılmaktadır ki aslında salt seçim süreçlerine odaklanan bir çalışma ve kendi rutininde giden bir yapılanma ile herşey olağanlaşacak ve rayına oturacaktır. Oysa bu denli “akışkan bir zaman” çağında herşey çok hızlı gelişmekte ve çok ciddi sonuçlar üretmektedir. Avrupa’da ilk işaretlerini gördüğümüz bu yeni siyaset tarzı giderek daha kapsamlı bir etki yaratacaktır. Burada iki özellik ortaya çıkmaktadır. İlk olarak Fransa’da Macron gibi yatay, hiyerarşik olmayan ve geleneksel parti yapılanmasını reddeden bir siyaset ki bu siyaset üreten, ortak aklı ve ortak iradeyi birleştiren bir tarzda gelişmiş ve iktidar olmuştur, ikincisi İngiltere’de Corbyn sosyal demokratların merkezi siyasete teslim olmasına, parti içi güç odaklarına meydan okumuş ama daha da önemlisi neoliberalizme karşı açık bir mücadele ortaya koyarak ipi göğüslemiştir.

Kişisel olarak sağ/muhafazakar, otoriter/ırkçı yükselişi bir ara fasıl olarak görüyor asıl dalganın dipten gelen bir sol dalga olduğunu düşünüyor ve inanıyorum. Türkiye pratiğinde yapılacak bir araştırma bize şunu rahatlıkla gösterecektir. Toplumun çok büyük bir kesimi kendi partisinden memnun değil. Dolayısıyla bu memnuniyetsizlik parti yapısıyla olduğu kadar partinin ülke ve dünya siyasetine karşı üretken bir cevap vermemesi ile de ilgilidir. Corbyn’den yola çıkarak özellikle CHP ve sosyal demokratların çok açık bir biçimde bütün ezilenlerin sesini örgütleyecek somut bir politik hattı kurmaları gerekiyor. Burada hedef AKP değildir. AKP sistemin bir aparatıdır. Gün gelir AKP yerine başka parti kurulur ve sol bu partiye karşı kanalize olur. Ama asıl mesele sağın sürekli iktidarıdır. Bunu görmek gerekmektedir. Bunu görmek için de dünya siyasetini okumak, anlamak ve oradan bir takım çıkarımlarda bulunmak gerekmektedir. Sağın ve son olarak AKP’nin devleti, kurumları, sistemi çözdüğü ve çökerttiği bir aşamada sadece bir restorasyon sürecini hedefleyen politika kesmez. Bünün yerine bu eşitsiz sisteme meydan okuyacak bir yeni paradigma ile alanlara çıkmak gerekecek. Aslında bu toplumun genetiğinde olan kongre süreçlerini yeniden ülkenin bütün sathında başlatmak gerekmektedir.

Burada çok önemli bir vurguyu yapmak da gerekmektedir. Gezi’den Hayır’a bütün toplum kesimleri, üretilen siyasetin içinde olmak istemektedirler. Dolayısıyla yerel genel seçimlerde bütün bileşenlerin katılımıyla hem politikalar hem de adaylar belirlenmelidir. Böyle bir süreç ülkenin önünü açacaktır. Buradan devam edeceğiz.