Türkiye’nin toplumsal ve siyasal barışını, ortaklaşmasını ve birlikte yaşama iradesini AK Parti kadar zedeleyen ve bu zemini her düzeyde tahrip eden başka bir iktidar olmamıştır.

Seçimleri kazanmak uğruna ülkenin bütün tarihsel sorunlarını kullanmış, bu sorunları daha da ağırlaştırmış ve çözümsüzlük noktasına taşımıştır. Eklektik, samimi olmayan ve kutuplaştırıcı bir zemin üzerinden sürekli ürettiği karşıtlıkların salt seçim ekseninde değil; her türlü alanda bir karşı karşıya gelme halini somutlaştırdığını görmekten kaçınmıştır. O nedenle Türkiye, bugün her düzeyde büyük krizleri iç içe yaşamakta. Bu krizlerin çözümü noktasında iktidarın bir iradesi, gücü, ikna edebilme kapasitesi kalmamıştır. Geniş toplum kesimleri bunun farkındadır. Zira Türkiye’de demokratik bilinç, irade, farkındalık hiç olmadığı kadar artmıştır. Bu siyasal partileri de aşan, onların çok ilerisinde bir konumlanıştır. Bu demokratik dip dalgasının mutlak suretle kendisini açığa vuracağı dönemler oldu, olmaya devam edecektir. Çünkü bu bilinç hali, “milletin azim ve kararının milleti kurtaracağının” farkındadır ve bu nedenle demokratik tepkisini ortaya koymaktan hiçbir şart ve koşulda vazgeçmemektedir. Geride bıraktığımız iki turlu yerel seçimlerde son derece demokratik bir tepki ortaya çıktı. Geniş toplum kesimleri iktidar bloğunun zillet, illet, terör söylemine geçit vermedi, devletin Öcalan üzerindeki ve Öcalan’ın Kürtler üzerindeki vesayetine ayar verdi. Bu yeni bir durumdur ve yeni bir dönemin kapısını açmıştır. Geniş toplum kesimleri iktidar blokunun demokrasi dışı söylemlerine geçit vermeyeceğini ve onun yapıp ettikleri konusunda son derece kaygılı olduğunu ortaya koymuş ve muhalefete çok önemli bir imkan sunmuştur.

Bu yeni bir dönem ve yeni bir durumdur. Türkiye toplumu en geniş kesimleriyle demokratik bir tepkiyi örgütlemiş ve onu sandıktan çıkarmıştır. Özellikle Kürt yurttaşlar iktidar ve Öcalan eksenindeki yönlendirmeye kulak asmamış ve hatta daha çok bileylenerek sandığa gidip Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermiştir. Kürt yurttaşların büyük kentlerdeki tavrı demokratik geleceğimiz açısından son derece tarihi önemdedir. Verdikleri oyların sonuca etki ettiğini gören Kürt yurttaşlar bundan böyle silahın bir hak arama aracı olmaktan çıkması konusunda çok önemli bir özgüven kazanmıştır. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve parti kadroları da bu süreci iyi okuduklarını geçen süre zarfında ortaya koymuşlardır. Türkiye’nin en büyük kentinin belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti sembolik açıdan son derece önemlidir. CHP’ye düşen tarihi görev ülkedeki siyasal ve toplumsal bütünleşmeyi en üst düzeye çıkarmak ve de demokratik bilinç tavrını etken kılmaktır. Yakın dönemde Kürtler başta olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde PKK’nın silah bırakması, terörün, şiddetin ülke gündeminden çıkarılması tartışması yükselecektir. Çünkü PKK silah bırakmadıkça demokrasinin güçlenmesi, her alana yerleşmesi, evrensel hukuk ve insan hakları kurum ve kurallarının egemen olması mümkün değildir. PKK var oldukça milliyetçi ve muhafazakar iktidar bloku ve devlet aygıtı kendisini otoriter, baskıcı, denetleyici ve düzenleyici formlardan sürekli yeniden üretmektedir. Anti-demokratik sistemin kendisini yeniden üretmesine imkan tanıyan bu halin bütün toplum kesimlerince görülmesi tarihi önemdedir. Elbette ki PKK’nın içeride ve dışarıda varlığını sürdürmesini isteyen güçler vardır ve olmaya devam edecektir. Ancak bugün oluşan ve giderek güçlenen demokratik irade, varlığını yoğun bir biçimde hissettiren azim ve kararlılık mutlak bir yol bulacaktır. PKK’nın varlığının özellikle de sol siyaset ve HDP için çok ciddi bir engel olduğunu görmek gerekmektedir. Bunun herkesten önce de HDP’nin görmesi zaruridir. Diğer yandan Türkiye’de sıradan yurttaştan siyaset yapan aktörlere, partilerden devlet bürokrasisine herkesin farkına varması gereken bir diğer gerçeklik, Kürtlerle işbirliği ve birliktelik olmadan Orta Doğu’da bir aktör olunamayacağıdır. Bu nedenle ABD-Rusya eksenindeki salınımları, sıkışmışlığı aşacak, ezber bozacak tek hareket böylesi bir birliktelikten geçmektedir. O sebepledir ki herkesin kendisini kapsamlı bir barış atmosferine katkı sunmaya hazırlaması elzemdir.

Barışın en geniş anlamıyla toplumsal uzlaşma zemininde ele alınacağı ve gerçekleştirileceği bir dönemin eşiğindeyiz. Suriye meselesi başta olmak üzere her alanda bu demokratik tavır ve irade ülkeyi bir bütün olarak geleceğe taşıyacak son çaredir ve Türkiye Kürt meselesinde köprüden önceki son çıkıştadır. Hangi kimliğe sahip olursa olsun, hangi partiye oy verirse versin yaşanılan dönemin bir kırılma ve kopuş ya da bir birleşme ve barış dönemi olması seçenekleriyle karşı karşıyayız. Bu süreci tersine çevirecek; yani demokratik, eşit ve özgürlükçü zeminde ortaklaşmayı sağlayacak tek güç halkın iradesidir ve bu irade başka hiçbir güce teslim edilmemelidir.