Görülmektedir ki bugün için siyasal öncelik ve de temel mesele ülkede salt bir iktidar değişimini talep etmek ya da sağlamanın ötesindedir. CHP İstanbul İl kongresinde eski genel başkanlardan, saygın siyasetçi, yazar ve gazeteci Altan Öymen şöyle bir tespitte bulundu;

“Öyle bir yere geldik ki; artık demokrasiyi savunmak değil, demokrasiyi yeniden kurmak zamanıdır.”

Daha önce çokça yazdığım, söylediğim, dile getirdiğim gibi ‘ülkenin her alanda yeniden inşası zorunludur’ tespitini bu vesileyle yeniden yazma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Yine kongrede Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “Türkiye’nin 5 temel sorunu var. 1. Demokrasi 2. Eğitim 3. Dış politika 4. Toplumsal barış 5. Ekonomi” tespiti benzer bir çizgide ilerlemektedir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun çözüm olarak;

Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem, üretime dayalı ekonomi, güçlendirilmiş sosyal devlet ve liyakat esasına dayalı sürdürülebilir bir yönetim anlayışını ileri sürmektedir. Ancak meseleyi daha da derinleştirmek gerekmektedir. Öncelikli mesele ülke gerçekliğini bütün boyutlarıyla halka anlatmak ve iktidarın giderek etkisini yitiren gerçeklik ötesi algı sarmalından halkı kurtarmaktır. Yanılsama içinde olan toplumların yeni bir ülke ve gelecek kurması imkansızdır. CHP’nin temel önceliği, gündelik olarak yaşanılan ve hissedilen gerçekliği/sorunları topluma bütün boyutlarıyla anlatmak ve bunun mekanizmalarını yaratmaktır. Eş zamanlı olarak oluşacak karamsarlığın önüne geçmek adına hem çözümü hem de o çözüme eşlik eden yeni bir heyecanı var etmesidir.

Türkiye’de ne salt bir iktidar, ne ekonomi, ne de diplomasi krizi var. Türkiye’de her alanda bir kriz var ve bu kriz çok ciddi bireysel ve toplumsal krizleri ortaya çıkarmaktadır. Yani Türkiye kriz sarmalındadır ve her alanda ciddi bir kriz yaşanmaktadır, bu durum ciddi bir çözülme ve çöküşü meydana getirmektedir. insanların işsizlikten, yokluktan, yoksulluktan kendilerini yakma noktasına gelmesi bu ülkede çok sık görünen bir tepki ya da öfke, çaresizlik hali değildir. Bu bağlamda yeni bir duygu sosyolojisi oluşmuştur. O nedenle muhalefetin insani krize müdahale edecek tavrı, umudu pratikte inşa etmesi zorunludur.

Yurttaşları içinde bulundukları krizden, umutsuzluktan, geleceksizlikten, güvencesizlikten yeni bir heyecan dalgası, yeni bir ülke kurma hayali kurtarabilir.

AK Parti iktidarının içeride ve dışarıda yaşanan sorunlara çözüm üretme kapasitesi ve manevra alanı kalmamıştır. Gündelik atılımlar daha yoğun sorun alanları oluşturmaktadır. Özellikle dış politikada her şeyi askere havale eden yaklaşımı temelde bir çaresizliğin ürünüdür. İçeride de hem krizler hem de kendi içinde çözülme süreci onu daha da sertleştirecek ve otoriterleştirecektir. Böylesi süreçlerde toplumsal algıyı ve duyguyu doğru bir biçimde yönetmek ve yönlendirmek gerekmektedir. Sorunlar ve krizler ekseninde biriken toplumsal öfkeyi bir alana, gruba ya da kişiye kanalize etme zeminini ortadan kaldırıp hep birlikte yeni, eşit ve daha yaşanılabilir bir ülke kurma hayaline yönlendirmek bir arada yaşamanın temel koşulu olmuş durumdadır.

Türkiye tarihinde kriz alanlarının bu denli kesiştiği ve yoğunlaştığı bir başka süreci olmamıştır. İlk defa geniş toplum kesimleri, bilim insanları, kanaat önderleri çok ciddi bir umutsuzluk girdabına girmiş bulunmaktadırlar. Darbe dönemlerinde, işkencehanelerde umudunu diri tutan kuşaklar yerini ülkeyi terk etmek isteyen kuşaklara bırakmıştır. Ülkeyi bu sarmaldan çıkarmak sadece bir iktidar değişimi meselesi değildir. Bu ülkenin yeniden ve her alanda inşası kendisini dayatmaktadır. Kaçınılmaz olarak bu denli dağılmış bir siyasal, toplumsal, diplomatik ve ekonomik yapıyı bir araya getirmenin yolu bu düzene bir bütün olarak meydan okumaktan geçmektedir.