Eskiden genel olarak sola, özel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik temel eleştiri “Bir şey yapmayıp, her şeyi eleştirmek” biçiminde formüle edilir ve bu çerçevede siyasi aktörler CHP karşısında kendini pozitif biçimde konumlandırırlardı. Ancak yerel seçim sonrası büyükşehir yönetimlerinin CHP’ye geçmesi ve halkla doğrudan ve çözüm odaklı bir iletişimin kurulması bu eleştiriyi geçersiz kıldı.

Şimdi ise yeni bir yaklaşımla, siyaset yapma biçimiyle karşı karşıyayız. AK Parti ile özdeşleşen, onun ürettiği bir siyaset yapma biçiminin bugünkü karşılığı olarak tanımlanan ‘Troll siyaseti’nin bir bumerang etkisi yarattığına her geçen gün tanıklık ediyoruz. Her türlü olumsuzluk, ilgisi olsun olmasın dönüp AK Partiyi vuruyor.

Troll siyasetinin temel özelliği hedef göstermek, linç etmek, terörle ilişkilendirmek yani kriminalize etmek, ötekileştirmek, ayrıştırmak olarak nitelendirilebilir. AK Parti ana akım medyayı ele geçirdikten sonra geniş kesimler kendilerini sosyal medyada ifade etmeye başladı. Kısa süre sonra iktidar bu alana müdahale etme gereği duydu. Kendilerini eleştirenleri gözaltına alıp kimilerini tutuklasa da bunun bir işe yaramadığını gördü. Sonrasında kendi sosyal medya ekiplerini kurarak geniş bir troll ağı tesis etti. Bu troller AK Partiyi eleştirenlerin kartezyen bir çalışma sonrasında eski paylaşımlarını bulup hedef gösterip linç ettiriyordu. Bu linci “toplumsal bir öfke” olarak medyasında haber yapıp devletin ilgili birimlerini “göreve” çağırıyorlardı. Sonrasında gözaltılar, sorgular ve hapisler ortaya çıkıyordu. Ancak bu yöntemin de işe yaramadığı görüldü. Çünkü parayla iş yapan trollerin özgür bireylerin yaratıcı kapasiteyle mücadele etmesi mümkün değildi.

Ötesinde şöyle bir durum ortaya çıktı; giderek kara bir deliğe dönen troll siyaseti AK Parti için bir araç olmaktan çıkıp onu yönlendiren bir mekanizmaya dönüştü. Çalışan, üreten belediye başkanlarına yönelik linç kampanyaları her defasında ters tepti. Ancak troll siyaseti genel siyaseti yönlendirdiği için AK Parti’yi devletin gücü ve imkanlarını kullanarak başta yardım kampanyaları olmak üzere, aşevi hesaplarını askıya almasını salık verdi.

Hangi yasayı ve mevzuatı gerekçe gösterirseniz gösterin tek amacı halka yardım etmek olan belediyeleri engellemeyi meşru gösteremezsiniz. Çünkü bugüne kadar benzer süreçleri AK Partili belediyeler yapmıştı ve hiçbir engelle karşılaşmamışlardı. Bütün ülkenin gözü önünde yaşanan bu çelişkiyi hiçbir güç meşru gösteremez. İkinci husus AK Parti iktidara geldiği dönemlerde sıklıkla seçilmişleri atanmışlara ezdirmeyeceğini ifade ediyordu. Seçilmişler halkı, atanmışlar baskıcı, tahakkümcü devleti kodluyordu. Ancak muktedir olduktan sonra ve bu muktedirliği her türlü toplumsal muhalefeti baskılamak için kullanınca yerel seçimlerde büyükşehirleri kaybetti. Bu saatten sonra ise şöyle bir korku belirdi: Kendisi de yerel yönetimlerdeki iktidardan sonra genel iktidara ulaşan AK Parti benzer bir sürecin Cumhuriyet Halk Partisi için de olabileceğini öngörüp belediyeleri, başkanları bir tür troll siyaseti ile hedef gösterip terör örgütleriyle, paralel yapılanmalarla eş tutmaya başladı. Ancak geniş toplum kesimlerine ulaşan belediyelerin troll aklı ve devlet gücüyle engellenmesi mümkün olmamaktadır.

CHP’li belediyeler ve başkanlar her defasında daha yaratıcı bir kampanya ile bu troll siyasetini boşa çıkarmaktadırlar. Ancak bu troll siyasetini salt AK Parti ekseninde de ele almamak gerekir. Asıl büyük tehlike bu siyasetin genel bir tavra dönüşme ihtimalidir. Farklı kesimlerde ötekisine karşı anlamadan, dinlemeden, araştırmadan, detaylarına sahip olmadan kendi cenahından birinin hedef göstermesiyle linç başlayabiliyor. Toptan bir karalama, kötüleme, negatif paranteze alma çabası geniş toplum kesimlerini o siyasetten ve aktörden uzaklaştırır. O nedenle hem ülkedeki bireylerin hem de siyasal aktörlerin aklını trollerden kurtarması gerekmektedir.

Matrix’te makinelerin insanı bir virüs olarak görüp savaş açması gibi bir durumun içine yuvarlanıyoruz. Troll siyasetini ya da onun aklıyla tavır alma biçimini salt AK Parti hanesine yazmak kolaycılığından kurtulup, bu siyaseti kimden ve nerden gelirse gelsin reddetmek gerekmektedir. Yoksa hepimiz birilerinin paralı aktörleri, klavye kahramanlarına dönüşürüz. İşte o zaman trollüğün doğduğu İskandinav mitolojisindeki gibi kendi mağaralarında yaşayan canavarlardan biri haline geliriz. O yüzden kimden ve nerden gelirse gelsin trollüğe geçit vermeyelim…