Son dönemlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yoğun bir biçimde bir sözü sürekli bir biçimde tekrarlıyor ve o sözü adeta partisinin bundan sonraki manifestosunun bir giriş cümlesi olarak hafızalara kazıyor; “Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak.” Bu söz yeteri kadar tartışılmadığı için bu yazı hem bu tartışmayı açmak ve derinleştirmek hem de olası çıkarımlarda bulunmak ve bir tür sübjektif değerlendirmeler ekseninde siyasal bir tartışmaya katkı sunmak amacıyla kaleme alınmıştır.

Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak aslında hem CHP için hem de Türkiye siyaseti için yeni bir dönemin başlangıcı olarak okunabilir. İsmet Paşa’nın 1946’da Çok Partili Yaşama geçme kararı, Bülent Ecevit’in demokratik sol açılımıyla Atatürk ilke ve devrimleriyle sosyal demokrasiyi birleştirmesi ve bugün için de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyeti demokrasi ekseninde yeniden konumlandırmaya çalışması yeni bir tarihsel uğrakta olduğumuzu göstermektedir. Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmanın siyasi bir iddia olarak ne denli siyasal, tarihsel ve toplumsal kılınacağı elbette CHP’lilerin göstereceği performansa bağlıdır. Ancak entelektüel olarak derinleştirilmesi örgütsel olarak geniş kitlelere benimsetilmesi hem Türkiye’deki demokratik bilincin ve kurumsal yeniden inşanın gerekliliği hem de CHP’nin kendi iç dönüşümünü yeni bir temelde gerçekleştirmesinin de ön koşulu olarak görmek gerekmektedir. Kuşkusuz Cumhuriyet temelde demokrasiye içkin bir rejimdir. Ancak ülkenin kurtuluş ve kuruluş döneminde, tarihsel arka plan da dikkate alındığında güçlü bir bileşimin yaratıldığını söylemek olası değildir. Bu elbette ki Cumhuriyetin tarihsel önemini azaltmaz. Zaten Cumhuriyet bir rejim olarak ayakta kalabilmesi ve demokratik bir düzen ekseninde geleceğe yürümesinin koşulunu toplumsal bir dönüşümle mümkün olduğunun bilincinde olarak “Yurttaşlık İlkesi” ekseninde tarihi dönüşümü birey ve toplum ekseninde yaratmaya çalışmıştır. Yani demokrasiye gerekli ve zorunlu bir zemin sağlamaya çalışmıştır. Çok Partili Hayata geçtikten sonra demokrasinin araçsallaştırılması onun salt iktidara gelmenin bir aparatı ya da alan açıcı anahtarı olarak görülmesi demokratik bilincin, kurumsal işleyişin oturmasına engel teşkil etmiştir. Türkiye siyasi tarihinde hiçbir parti AK Parti kadar demokratik ilke ve değerleri araçsallaştırmamış ve onu kendi özsel mantığından bu denli uzaklaştırmamıştır. O nedenledir ki CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Cumhuriyetin Demokrasi ile Taçlandırılması” sözü aslında AK Partinin kurduğu rejimin anti tezini inşa etme ama onun da ötesinde ülkeyi her alanda gerçek bir demokratik rejimle buluşturma istencinin ifadesidir.

Kılıçdaroğlu 29 Ekim mesajında dile getirdiği “Üstünlerin hukuku yerine, hukukun üstünlüğünü; saray ve çevresi yerine halkın zenginleşmesini; rantiye sınıfı yerine üretenin kazanmasını; tek adam rejimi yerine demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini savunan bizlerin sorumluluğu cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmaktır” sözü bugün içinde bulunan açmazı aşmak adına bir konum alma çabasını net biçimde ortaya koymaktadır. Ancak mesele AK Parti’nin yaratmaya çalıştığı hibrit rejimin ötesindedir. Kürtlerden dindarlara, Alevilerden sendikal haklara, toplumsal cinsiyet eşitliğinden yerel yönetimlerin merkezi iktidar baskısından kurtarılmasına kadar her alanda ve çok geniş bir cephede demokrasinin işler hale getirilmesi gerekmektedir. Bunun yolu her kesime özerk hakların tanınması değildir. Cumhuriyetin kuşatıcı yurttaşlık ilkesinin demokratik eksende güçlendirilmesidir. Dolayısıyla CHP’nin önünde kendi liderinin ortaya koyduğu hedefi sahiplenme, detaylandırma, geniş kitlere benimsetme, iktidara taşıma devlet ve toplum yapısını demokratik eksende yeniden yapılandırma gibi tarihsel bir sorumluluk bulunmaktadır. Bu aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal ve siyasal birliğinin de olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla bu sözün altının iyi doldurulması, her alanda yeni bir tartışma sürecinin başlatılması ve sonunda bütün toplumu kuşatan bir manifesto ile ne söylendiğinin, neyin amaçlandığının açıklanması gerekmektedir. Ve elbette nihai hedef demokratik bir iktidar ve yeni demokratik bir anayasa ve onu taşıyacak kurumların inşasıdır.