Fotoğraf: Reuters

17 yıl sonra böylesi bir tartışmanın yapılıyor olması önemliydi. Normal ve demokratik bir süreci, olağan ve olması gereken bir durumu bu denli büyük bir beklentiyle karşılayan yurttaşların varlığı demokrasi açığının bir göstergesidir. Bir tartışma programıyla bütün beklentilerin karşılanması elbette olası değildir. Peki bu tartışmadan geriye ne kaldı? Genel hatlarıyla şunlar dile getirilebilir; Binali Yıldırım’ın daha önce partisinin genel tavrı ortadayken böylesi bir tartışmaya girmeyi kabul etmesi geride olduğunun, farkın belirgin olduğunun kanıtıydı. Yapılan tartışmada bu farkın kapanması bir yana Binali Yıldırım’ın kendi kitlesini özellikle de sandığa gitmeyen partililerini ikna ettiğini söylemek olası değil. Dolayısıyla Binali Yıldırım’ın, zimmi olarak Ekrem İmamoğlu’nun üstünlüğünü kabul ederek girdiği tartışma programında aynı pozisyonunu koruyarak çıktı. Nihayetinde Binali Yıldırım için durum sabitliğini koruyor. Binali Yıldırım’ın böylesi bir tartışma programına uygun bir aday olmadığını, belirlenmiş süreyi iyi biçimde kullanamadığını, uzun cümleler kurmaya çalışarak süreyi heba ettiğini gördük. Enerjisinin düşüklüğü, 31 Mart seçimlerinin neden iptal edildiğine ilişkin doyurucu bir açıklama yapmaması ve 25 yılın yarattığı tahribatı anlatamaması diğer dezavantajıydı. Zira söylediği her vaat akla “peki 25 yıldır neden yapmadınız?” sorusunu akla getirdi ve Binali Yıldırım bu türden soruları cevaplayamadı.

Ekrem İmamoğlu’nun fark yarattığı konu, bütüncül bir kent vizyonu çizmesi ve İstanbul’un sorunlarına dair hakim görüntü vermesiydi. Başkanlığı daha çok istediğini gösterdi. Genel olarak Ekrem İmamoğlu’nun çok baskın bir pozisyon alacağı ve Binali Yıldırım’a üstünlük kuracağı beklentisi vardı. Böyle bir durum olmadı ve olmaması da mantıklıydı. Zira rakibe ağır bir üstünlük kurmak onun kitlesini konsolide eder. O nedenle ayarında bir strateji izlendi. Ekrem İmamoğlu’nun Sayıştay Raporu’nu göstermesi, yasal olarak gizli tutulması gereken “kısıtlı yurttaşların” listesinin AK Parti tarafından YSK’ya sunulması konusundaki çıkışları belirgin bir fark yarattı. Ekrem İmamoğlu’nun Binali Yıldırım’ın en güçlü olduğu varsayılan ulaşım konusunda daha hakim bir görüntü vermesi enteresandı. Suriye konusunda Ekrem İmamoğlu geniş ve sağlıklı bir çerçeve çizdi. Binali Yıldırım’ın bunu sadece “suçu işleyeni göndeririz” mealindeki cevabı sorunun çözümüne ne denli uzak bir çizgide olduğunu gösterdi. Bu programda yanıtını bulan soru, kimin İstanbul’u daha çok istediği, kimin buna hazır olduğu ve kimin bu süreci daha dinamik bir biçimde götüreceğiydi. Ekrem İmamoğlu bunu bir kez daha gösterdi. Vaatlerden ayrı olarak akılda kalan temel görüntü Ekrem İmamoğlu’nun 20 lirayı cebinden çıkararak bunun “5 lirası sahte olduğu iddia ediliyor” demesi seçimin iptaline ilişkin mağduriyeti, hukuki ve vicdani olarak kabul edilemeyen gerekçeyi bir kez daha ortaya koydu. Bu mesaj, hareket akıllıcaydı ve akıllarda yer etti.

Sonuç olarak bu tartışma AK Partiyi zorunlu olarak demokrasi minderine çekmiştir. “Bu işte bir iş var, komplo yapacaklar” gibi tevatürleri anlamsızlaştırdı. Aynı zamanda “Nasıl olsa seçim sonucunu tanımayacaklar, seçim sonucunu kabul etmeyecekler” türünden olumsuz bir psikolojiyi de ortadan kaldırmış oldu. Bir tartışma yapıldı ve normal bir biçimde sonuçlandı.

Yapılan tartışma temel bir durumu sabitlemiştir, Ekrem İmamoğlu lehine arada oluşan fark kapanmamış ve Ekrem İmamoğlu bütün avantajlarını güçlendirerek bu tartışmadan çıkmıştır.