Bir önceki yazıda ülkenin kurucu bir siyasete ve kurucu bir iktidara ihtiyacı olduğunu belirtmiştik. Bu siyasetin de bu topraklara içkin, ülke gerçekleri, tarihsel ve toplumsal birikim ile dünyanın yönelimlerini okuyan bir zeminde inşasına dikkat çekmiştik. Şimdi bu kurucu siyaseti detaylandırmak ve kurucu iktidarın nasıl bir siyaset izlemesi gerektiğini çözümlemek durumundayız.

“Türkiye’nin temel açmazı nedir?” sorusunun cevabı; tarihselleştirdiği ve bir o kadar çözümsüzlüğe ittiği sorunlara bir seçenek üretmemesi ve gerçek anlamıyla ve de bütün boyutlarıyla çözmeye yanaşma cesareti göstermemesidir.

Yeni durumu anlayacak bir siyasal zihin yapısı mevcut olmadığından geçmiş pratiklerin tekrarından öte bir eylem ve söylem geliştirilmemektedir. Oysa Türkiye artık bir karar aşamasındadır. Türkiye bir yol ayrımındadır. Bu sebeple birliğini, bütünlüğünü ve bütünselliğini korumak adına yeni bir kurucu siyaseti ülkenin, bölgenin ve dünyanın önüne koymalıdır.

Bugün Türkiye Kürt sorununda yeni bir siyaseti tartışmak, çözümleri belirlemek cesaretini ortaya koymalıdır. Can yakıcı bir tespitle başlayalım; Türkiye’nin bir Kürt siyaseti hem ülke içinde hem de Orta Doğu’yu kapsayacak bölgesel bir Kürt politikası mevcut değildir. Mesele salt terörle mücadeleye indirgenecek bir kapsamda hiç değildir. Emperyalist odakların, bölge ülkelerinin bir Kürt politikası söz konusu iken ve bu politikada Türkiye hedef haline getirilen bir ülke iken bunu görmemek ve de bunun siyasetini inşa etmemek kabul edilemez. İçinde yaşadığı bu büyük sorunu çözme iradesi ve isteği göstermeyen bir siyasetin Orta Doğu‘yu şekillendirme ama bundan da öte oradaki sorunların kendi topraklarına yansımasını engelleme ve önleme gibi bir imkanı söz konusu olamaz.

Türkiye’nin hem kendi içinde hem de yanıbaşındaki komşularında Kürt meselesine ilişkin ciddi bir adım atması, yeni bir siyaset üretmesi tarihsel bir zorunluluk halini almıştır. Bölgeselleşen, uluslararasılaşan Kürt sorununda ertelemeci, görmezden gelici, yok sayıcı siyasal pratiklerin ömrü dolmuştur. Bugün artık kararlı bir biçimde bölgenin siyasal anlayışını ve de yapısını değiştirecek, onu özgürlük ve eşitlik temelinde yeniden dönüştürecek bir yaklaşıma ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye kendi birlik ve bütünlüğünü korumak, iç barışını emperyal müdahalelerden kurtarmak ve de bölgesel bir güç olmak için Kürt sorununu çözmek zorundadır. Çözme siyaseti ve modeli Orta Doğu‘nun yeniden inşasında Türkiye’nin elini çok ciddi biçimde güçlendirecektir. Bu durum aynı zamanda emperyalizmin Orta Doğu‘ya müdahalesini Irak, Suriye, İran ve Türkiye’ye yönelik bölme çabasına da çok ciddi bir duvar örecektir.

Türkiye şunun farkına varmak durumdadır; Türkiye’deki Kürtler bölgedeki Kürt hareketlerine ve siyasetine öncülük edecek birikimdedir. Bu çok büyük ve değerli bir potansiyeldir. Türkiye’deki Kürtler diğer bölge ülkelerinden farklı olarak siyasal ve toplumsal entegrasyonunu bütün terör, şiddet sarmalına rağmen en üst düzeyde gerçekleştirmiş bir nitelik taşımaktadırlar. Tarihsel yanlışlıklara, baskılara, yok sayma girişimlerine karşın Kürtlerin çok büyük bir bölümü cumhuriyetin yurttaşlık ilkesinin kendilerine yarattığı imkanı görmüş ve bunu eşitlik temelinde daha da derinleştirileceğine inanmışlardır. İşte Türkiye’nin bu birikimi iyi bir biçimde analiz etmesi ve toplumun yararına kullanmak için daha cesur adımlar atması gerekmektedir.

Türkiye;

1-Mevcut birlik ve bütünlüğünü korumak,

2-Kendi iç barışını güçlendirmek,

3-Bölgesel barışı sağlamak,

4-Emperyal politikaların Orta Doğu’da ülkelerinin/haklarının parçalanmasını, düşmanlaştırılmasını ve birbirlerine karşı savaşmasını destekleyen politikalarını engellemek için yeni bir Kürt siyaseti inşa etmek durumundadır.

İktidarı ve muhalefetiyle Türkiye siyaseti bir bütün olarak şundan vazgeçmek zorundadır; Kürtlere yönelik salt seçimlerde endeksli politikaları, milliyetçi ve muhafazakar konsolidasyonu, devlet aygıtının güvenlikçi politikalarla kendini üretme halini ve de bütün bunlara temel oluşturan Kürtleri bir bütün olarak görmeme halini artık geride bırakmak durumdadır.

Türkiye; bölgesini, Orta Doğu’yu, İslam coğrafyasını yeniden tasarımlayacak güce ve birikime sahiptir. Bunun iki temel kaynağı bulunmaktadır. İlk olarak cumhuriyetin laik, demokratik, kapsayıcı yurttaşlık formu, ikincisi yüzyıllardır birlikte yaşadığı ve büyük dönüşümlere ortaklaşa emek verdiği Kürtlerdir. Kürtlerin seküler yapısı, anlayışı, yaşam biçimi ve dünya ile bütünleşme çabası Türkiye’nin bölgedeki gücüne ve yapmak istediklerine çok ciddi bir katkı sağlayacaktır.

Görülmüştür ki ne Türkiye’deki Kürt sorununun ne Orta Doğu’daki sorunların çözümü İslamcı siyasetten geçmektedir. İslamcı siyasetin aktörleri bellidir ve bu aktörler ülkelerini, halklarını çatışmaların, savaşların, terörün içine sürüklemişlerdir. O nedenle Türkiye’nin bölgede izleyeceği siyaset seküler temelde olmalıdır ve burada en büyük ortak hiç kuşkusuz Kürtlerdir.

Türkiye’nin Orta Doğu’yu şekillendirmesinde en temel birikim, güç ve politika cumhuriyetçi anlayışın demokratik bir yaklaşımla güçlendirilmesinden geçmektedir. Orta Doğu ülkelerine cumhuriyeti, demokrasiyi, laik ve seküler bir dünyayı anlatan, gösteren bir Türkiye bölge halklarının dünya ile bütünleşme çabalarının önünü açacak ve bölgesel devrim, değişim dinamiklerini hayata geçirecektir. Ancak en temelde Türkiye kendi içindeki Kürt sorununu çözmek zorundadır. Bunun yolu da kayyımlardan değil özgürlükçü, demokrasiye alan açıcı bir siyasetten geçmektedir. Şunu görmek ve kabul etmek durumundayız; Türkiye 40 yılı aşan bir süredir terörle mücadele etmektedir. Şiddetin, terörün ortaya çıkardığı sonuç her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Ancak giderek kanıksanan, yaşamın bir normali olarak zımnen kabul edilen terörün; siyaseti, siyasal partileri ve kurumları, sol ve demokratik düşünceyi içeriksizleştirdiği, değersizleştirdiği ve de bir bütün olarak devleti yozlaştırdığı görülmelidir. Bu durum aynı zamanda Türkiye’yi, bölgesel bir güç olma potansiyelini bir bütün olarak tüketme durumuyla karşı karşıya bıraktırmıştır. Bunun artık farkına varmak, gereğini yapmak kurucu bir siyasetin temel koşuludur.

Emperyal müdahalelerin ülke içindeki alanını ortadan kaldırmak, bölgedeki güç dengeleri arasındaki gel-gitlerden kurtulmak ve taviz koparma çabalarını sonlandırmak açısından Türklerin ve Kürtlerin Orta Doğu’da birlikte hareket etmesi zorunludur. Bu büyük ve örnek barış yeni bir yüzyılın kapısını açacaktır.