Türkiye’de AK Parti iktidarının her alanda ortaya çıkardığı tablo büyük bir çözülme, çöküntü ve yıkımdır. Otoriter popülizmin sarmalında her şeyi yıkan ama kendisine ait yeniyi kurmayı başaramayan, başaramadıkça toplumsal ve siyasal muhalefeti bundan sorumlu tutan bir anlayışın krizleri daha da derinleştirmekten öte bir sonucu olamaz. Ürettiği sorunları içeride muhalefete bağlayan, dışarı da ise bir saldırı paranoyası ile toplumu yönlendirmeye çalışan bir iktidarın bugün artık daha fazla sorun, çözümsüzlük, çöküş üretmekten öte bir pratiği olmayacaktır.

Bütün bu sorun sarmalından ülkeyi çıkarmak için sürecin iyi analizi ve çözümlerin gerçekçi olması zorunludur. Muhalefetin bir bütün olarak, yaşadığı dönemi olağan kabul edip siyasetini ona göre inşa etmesi doğru değildir. Olağanüstü zamanlarda olağanüstü bir iktidar ile karşı karşıya olan ülkede ortaya çıkan tablo vahimdir. Bütün alanlarda kriz halinin, diplomasideki gel-gitlerin ve bütün bunların sonucunda ortaya çıkan faturanın her gün daha da ağırlaştığı görülmektedir. Bu çerçevede kurucu bir siyasetin örgütlenmesi ve onunla birlikte kurucu bir iktidar formuna ulaşılması tek çözümdür.

Kurucu siyasetten kasıt, sorun alanlarının ve çözümlerin tespitinden öte yaklaşımın farklılığı, derinliği ve radikalliğidir. Ülkeyi yeniden kurma, bütün sektör ve süreçleri yeniden inşa etme, Atatürk ve Cumhuriyet’in birikimi, dünyadaki demokratik rejimlerin deneyimi ve bütün bunları sentezleyecek bir yeni siyasetin yani 21. Yüzyıl siyasetinin varlığı ile cesur yaklaşımların üretilmesi tarihi önemdedir ve vazgeçilmezdir.

Kurucu siyaset, sadece AK Parti dönemi eleştirisi üzerine bina edilemez. Türkiye’yi bilinçli bir biçimde İslamcı bir iklime sürükleyen süreçlerin, neo-liberal dayatmaların, uygulamaların ve bir bütün olarak dünya sisteminin ürettiği krizlerin bileşkesinde alternatif bir siyasetin üretimi gereklidir. 1929 kapitalizmin krizinde devletçilik ve planlı kalkınma formu üreten, kendi öz kaynakları ile toplumsal bir dönüşümü başaran cumhuriyetin deneyimi yol göstericidir. Bugün de ülkenin kendi kaynaklarına dayanarak her alanda bir seferberlik ve kalkınma üretmesi mümkündür. Bu içe kapanmacı bir siyaset değildir. Bu içeride alternatif bir siyaseti, ülke ve dünya deneyimlerden süzerek üretme anlayışıdır.

Ülkede kurucu bir siyaset formu üretilmeden salt AK Parti dönemine indirgenen bir eleştirinin kurucu olma imkanı yoktur. Ülkeyi her alanda sömürge-yarı sömürge konumuna indirgeyen bütün siyasetlerin bir eleştirisi ve yaratılan tablonun AK Parti döneminde çöküşe dönüşümü bütünsel olarak ele alınmalıdır.

Türkiye’ye kapitalist-emperyalist düzlemde biçilen rol anlaşılmadan, bunu alt-üst edecek bir yaklaşım geliştirilmeden; salt mevcut iktidarı görüp onu inşa eden koşulları, süreçleri, politikaları ve emperyal yol haritalarını okumadan kurucu bir siyasetin inşası mümkün değildir.

Türkiye’yi her alanda çözümleyen ve ortaya çıkan sorunlar ekseninde değil, ülkede sorunların yaratıldığı ekonomik-politik dinamikleri görmeden yapılacak her türlü çaba eksik kalacaktır.

Dolayısıyla radikal, devrimci bir siyaset kendisini dayatmaktadır. Ancak bu eksende kurucu bir iktidar üretilebilir.

Kurucu iktidardan kasıt kurucu siyasetin çıktılarını pratikleştirmek, yaşama geçirmektir. Yeni bir ülke modellemesi, yeni bir tasarımlama anlayışı gerekmektedir. Güçlendirilmiş, demokratik parlamenter sistem çok iyi detaylandırılmalı ancak sorunların bu sisteme geçtikten sonra kendiliğinden çözülmesi de beklenmemelidir.

Toplumsal çözülme, kurumsal çöküş ve diplomatik sıkışmışlık ekseninde AK Parti’nin her gün daha fazla otoriterleşmesi kaçınılmazdır. Siyasal ve toplumsal muhalefeti tasfiye etmekten başka bir siyaseti kalmamış iktidarın herkesi terör parantezine alması gündelik bir hal almaktadır. Bu durum toplumsal sözleşmenin ortadan kaldırılmasıdır. Büyük yıkımlar yaratmış ama kendi yenisini yaratamamış bir iktidar elbette bunun suçunu kendi dışındaki kişi ve kurumlara atacaktır. Devlet aygıtının bir bütün olarak partizanlaştırıldığı bir süreçte devleti bağımsızlaştırmak, demokratikleştirmek, işler hale getirmek kurucu iktidarın temel sorumluluğudur.

Sonuç olarak zor zamanlardan, olağanüstü zamanlardan geçilmektedir. Bunu iyi analiz edip bu çerçevede kurucu bir siyaset ve kurucu bir iktidar kurmak gerekmektedir. Bunun dışında da bir çıkış yolu bulunmamaktadır.