Türkiye siyaseti bir bütün olarak tarihsel ve güncel krizleri eşzamanlı yaşamakta tespiti yaşananları artık karşılayacak bir tespit ve durum değildir. Çünkü kesişen krizlerin nasıl anlaşılacağı ilişkin farklı düzlemlerde tespitler dile getirilse de durum yaşanan sürecin salt bir kriz olmadığını bunun da ötesine geçip bir çöküş olduğunu artık anlamak ve bu çerçevede bir konumlanma içine girmek gerekmektedir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken ilk yüzyılın bütün tarihsel, ekonomik, toplumsal, siyasal ve kimlik krizlerinin bu yüzyıla taşınacağı görülmektedir.

Bu çerçevede CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultayda sunduğu çerçeve daha da genişletilip, farklı toplum kesimleriyle tartışılıp, zenginleştirilip bir İkinci Yüzyıl Programı olarak halka sunulmalıdır.

Çünkü Türkiye’nin yeni bir paradigmaya, yeni bir siyaset kurgusuna ve her alanda yeni inşa süreçlerine acil ihtiyacı bulunmaktadır. Dolayısıyla mesele salt yeni cumhurbaşkanının kim olacağından öte nasıl bir çözüm demetiyle bu görevi üstleneceğidir. Türkiye’de Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ve de bunun dışında kalan diğer siyasal partiler/hareketler bugün itibari ile salt seçime odaklı bir nitelik taşımaktadırlar oysa mesele salt seçimlerin kazanılması değil içeride ve dışarıda kurulmakta olan daha doğrusu kurulması zorunlu yeni bir dünya düzeninin siyasetini, kurumlarını oluşturma çabası olmalıdır. Siyasal çalkantıların gelgitlerin bu denli yoğunlaştığı bir dönemde siyaset kurumunun gündelik söylem eksenindeki çatışmaları toplumun geleceğine ilişkin karamsar bir tabloyu önümüze koymaktadır.

Cumhur İttifakı yani iktidar bloku bugün itibari ile temel motivasyonunu Millet İttifakı’nı dağıtmak üzere kurmaktadır. Bu nedenle sürekli olarak negatif bir söylem ve propagandayla Millet İttifakı’nı suçlamaktadır. Ancak bunun bir sonuç üretmeyeceğini görmüş olmalılar ki İyi Parti Lideri Meral Akşener’e eve dön çağrıları yapılmaktadırlar. Sayın Akşener’e yönelik davet bir taraftan Millet İttifakı’nı dağıtmak diğer taraftan Cumhuriyet Halk Partisi ve HDP ile aynı kulvarda tutmak gibi okunsa da bunun da ötesinde bir anlam taşımaktadır. Burada gözden kaçırılmaması gereken iki durum söz konusudur; ilki Cumhur İttifakı, kendi kitlesinin yani sağ, muhafazakar, milliyetçi tabanın giderek İyi Parti’ye yanaştığını gözlemlemektedir. İyi Parti de giderek Türkiye siyasetinin ana akım partilerinden birine dönüşmektedir. İkinci bir durum ve de Cumhur İttifakı açısından daha da korkutucu olan ise Meral Akşener’in olası Cumhurbaşkanlığı adaylığıdır. İstanbul sözleşmesinin iktidar tarafından kaldırılması sonrasında ortaya çıkan büyük kadın direnişi sayın Akşener’in olası adaylığında ciddi bir birikim sağlayacaktır. Çok ciddi bir kadın desteğiyle iktidara gelen AK Parti de bu durumu görmüş olacak ki İyi Parti liderine dönük bütün karalamalarını bir kenara bırakarak onu ittifak bünyesine katmaya çabalamaktadır.

CHP içinde Muharrem İnce çıkışı ise bireysel bir çıkıştır yani program, kadro ve ideolojiden yoksunudur. Bireysel itirazlarla, kişisel taleplerle siyasetin şekillenmesi mümkün değildir. Partiden harekete evrilen çıkışın bir karşılık bulması olası görünmüyor.

Bugün için siyasal kurum ve aktörler şunun farkında olmak durumundadır; mevcut düzen kurum ve söylemleriyle bir bütün olarak çöküştedir. Düzen içi konumlanma işe yaramayacaktır. Yeni bir düzen kurma çabası insanlığın yegane talebi olarak bu yüzyıla damga vuracaktır. Bu çerçevede ülkeyi yeniden inşa etme sorumluluğu bu ülkenin vicdanlı, namuslu, onurlu insanlarının tarihi görevidir…