İnsanlık yeni, ciddi bir durum ve bu durumun yarattığı etkileri tartışmaya başladı. Hali hazırda çok ciddi bir kriz içinde olan egemen dünya sisteminin krizi pandemi süreci ile birlikte daha da derinleşmiş bir nitelik kazandı. Bildiğimiz ve önemli olan tek veri, kimsenin bundan sonra ne olacağına ilişkin bir tahmininin olmaması. Yani hiç kimse “eski günlere döneceğiz” ya da “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi kesin ve de keskin değerlendirmelerde kolay kolay bulunmamaktadır. Ancak Marx’ın bize açtığı bir yol ve yöntem var. Marx yeni bir düzenin eski düzen içinde serpilip gelişeceğini ve bu gelişme sürecinin nasıl başladığına, nasıl biteceğine ilişkin bir değerlendirmenin yapılamayacağını, sürecin sürekli bir oluş hali içinde gelişmeye devam edeceğini ifade eder. Dolayısıyla yeni bir oluş hali içindeyiz. Bu oluş hali “epistemolojik bir kopuş”tan ziyade “ontolojik bir sıçrama”ya delalet etmektedir.

Kapitalist sistem ve neo-liberal paradigmanın oluşturduğu “viral yükü” insanlık artık taşıyamıyor. Her yerde isyanlar pamuk ipliğine bağlı. Bu öyle siyasal iktidarların dile getirdiği gibi “dış güçlerin” bir oyunu değildir. Bu denli eşitsiz bir ekonomik sistem, bu denli açık bir barbarlık yaşanırken, her alanda ayrımcı bir düzen olabildiğince derinleşirken mesele ne artık güvenliktir, ne artık dış güçlerin bir oyunudur, mesele ne de artık bizi bölmek parçalamak istiyorlar söylemleridir. Mesele başlı başına içinde bulunduğumuz kapitalist sistemdir, mesele dış güçlerin değil iç güçlerin emperyal-kapitalist sisteme olan bağımlılıkları/bağlılıklarıdır.

Dönem dönem yükselen “Küreselleşme Karşıtı Protestolar” bundan sonra daha rutin bir nitelik kazanacak gibi. Çünkü bu düzen artık insanlığın, doğanın, hayatın kaldırabileceği bir düzen olmaktan çıkmıştır. Her alanda ortaya çıkan yıkım ya sistemin kendisini yeni bir restorasyona tabi tutmasına neden olacak, ki mevcut koşullar içinde bunun pek mümkün olmadığı ileri sürebilir, ya da başka bir düzen için yeni alt üst oluşların yaşanacağı bir döneme gireceğiz.

ABD Minneapolis’te George Floyd adlı bir siyahinin, polisler tarafından nefessiz bırakılarak öldürülmesi ve Floyd’un ölmeden önce “Nefes alamıyorum” sözü salt siyahilerin durumunu anlatmıyor. İşçi ve emekçilerin, prekaryanın, kadınların, çocuk işçilerin, ırkçılıktan mustarip olanların; etnik, cinsel, ırksal, sınıfsal, ulusal yani yaşamın bütün eşitsizliklerinden çekenlerin bir haykırışı olarak görülmelidir.

İnsanlık, doğa, canlılar bir bütün olarak nefes alamıyor. Bu yeni döneme ilişkin kimi öngörüler sıralanabilir ama her halde önceki süreçlerden farklı olarak ilk defa dünya halkları bu denli kapsamlı bir sistem sorgulaması yapacak ve nihayetinde yeni talepler ekseninde örgütleneceklerdir. Bir dünya yurttaşlığı bilinci dolaşıma girmiştir. Herkesin yaşamasına yetecek kaynağın olduğu ancak eşit bir paylaşım olmadığı için ağır bir eşitsizlik atmosferi altında kitlelerin yaşamlarını sürdürdüğü şimdi çok daha net bir biçimde görülmektedir. Farkına varmak değişimin başlangıç ilkesidir. Bugün her yerde bu farkındalık hali yeni bir düzen talep ediyor. İnsanca bir düzen, dünya nimetlerinin daha eşit paylaşımı ve elbette insanların kendilerini gerçekleştirmeleri için daha çok imkan bu yeni sürecin kitleleri sürükleyecek temel motivasyonu olacaktır. Elbette ki egemen dünya sistemi bu talepleri olağan ve de yapılabilir olarak görmeyecektir. Tersine bu talep sahibi geniş kitleleri bölmeye, ayrışma ve çatışma noktaları üretecektir. Otoriter, sağ, popülist hareketler daha yoğun bir ırkçı ve göçmen karşıtı politikalar ekseninde bir örgütlenme ve söylem kodunu tercih edecektir. Ulusların çatışma alanları, bölgesel savaşlar yine gündeme gelecektir. Mesele ortak bir insanlık tavrının, ortak bir insanlık bilincinin oluşmasına ve geleceği şekillendirmesine izin vermemek olacaktır. Enternasyonal bir yurttaşlığın oluşmaması için bütün yöntemler devreye sokulacaktır. Ancak bu mücadele hali elbette ki her şeye rağmen sürecektir. Buradaki sorun bu mücadelenin söylemleri, örgütlenme tarzı ve yeni bir yaşam inşa etme noktasındaki inandırıcılığıdır. Salt sistem eleştirisi ekseninde bir mücadele sonuç vermeyecektir. O nedenle belli talepler ekseninde örgütlenmek ve bunları almak için mücadele etmek gerekmektedir. Artık çok yoğun bir kullanıma giren “Temel Yurttaşlık Geliri” bu sürecin öne çıkan en önemli taleplerinden biri olacaktır. Zenginliğin belli ellerde yoğunlaşması toplumların, ulusların sadece bu azınlığa hizmetkar olması artık kabul edilebilir, sürdürülebilir değildir. Yaşadığımız iletişim çağının temel bir kazanımı, yaşanan bütün eşitsizliklerin çok net bir biçimde görülmesidir. Her yurttaş, her toplum kendi politik-ideolojik zaviyesinden bu duruma karşı çıkmaktadır. Mesele bütün bunları ortaklaştırmaktır.

Önümüzde çok net bir durum var, insanlık nefes alamıyor. Yeni dönem insanlık ya entübe olacak ya da “aynı gökyüzü altında yaşamanın bir direniş olduğunun” bilinciyle daha fazlasını talep edecektir.