Korona sonrası siyasete dair farklı öngörülerde bulunulabilir ya da değişik projeksiyonlar gündeme gelebilir. Ancak kesin olan bir şey varsa o da korona sonrası arayışların daha da yoğunlaşacağıdır. Şöyle ki, bir ülkede her alanda ciddi bir kriz varsa, ki bu verili bir durum, çözüme ve çözümün aktörlerine ilişkin de bir arayış var demektir. İşin doğası böyle. İktidar cenahında süreç tümüyle matematik formülasyonlarına indirgenmiş durumda. Yani “Ne yapsak, kiminle ittifak yaparsak ya da karşı bloğu nasıl dağıtırsak yeniden seçilebiliriz?” anlayışı hakim. Burada çok tarihi bir ıskalama var. O da bugün ve geleceğe ilişkin bir siyasetin yokluğudur. İktidar bloku artık siyaset üretmekten ziyade korkular üzerinden bir kutuplaşma yaratıp, devletin gücünün kullanarak toplumsal rızayı arka plana iterek güçle yerini sabitlemeye çalışıyor. AK Parti tarihinin en siyasetsiz dönemini yaşıyor. Son yerel seçim öncesi ve sonrasında korku ve polemik dışında bir sözü ve eylemine tanıklık etmedik. Siyaset üretme kapasitesi olmayan, bir önceki yazıda belirtiğimiz üzere trollük aklına teslim olmuşçasına sadece muhalefeti kriminalize etme çabasıyla kendisini tümden bağlamış bir iktidarın serencamına tanıklık ediyoruz.

Muhalefet cephesinde iktidardan kaçan kitleleri kendine çekme çabası görülse de bu yeterli değil. Açarsak, Cumhuriyet Halk Partisi yerel yönetimlerde özellikle salgın döneminde çok önemli işler yaptı. Ancak bunlar partiye tahvil edilemiyor. Yapılan işler tek tek başkanların prestiji haline geliyor. Parti ve başkan arasında özdeşlik yeterince kurulamıyor. Bu duruma ilişkin bir çözüm üretilmelidir zira çok ciddi bir imkan ele geçirilmiş durumdadır ve bu iyi kullanılmalıdır.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve merkezi yönetimi demokratik bir anlayışla hareket edip yerel yönetimler üzerinde bir vesayet kurmak istemiyor olabilirler ancak yapılanların parti politikaları doğrultusunda yaşama geçirildiği anlatılmak durumundadır. CHP bugüne kadar kendisi hakkında üretilen tevatürlere yerel yönetimler aracılığıyla çok ciddi cevap vermektedir. CHP’li belediyelerde ortaya çıkan yaratıcı potansiyel, kamucu/halkçı tavır, geniş kesimlere ulaşma imkanı AK Partiyi çok ciddi bir biçimde tedirgin etmektedir. Yaşadığımız dönemde şöyle basit bir tablo var, bir tarafta yaptıkları olumlu eylemler, icraatlarla gündeme gelen CHP’li belediyeler, diğer yandan bunu engellemeye çalışan bir iktidar. Siyasette artık pozisyonlar değişmiştir. Bir tarafta halkçı bir akım diğer yandan devletçi bir yaklaşım. Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerdeki bu etkinliğini sürekli hale getirir ve bütün bu çalışmaları genel merkeze tahvil etmeyi başarırsa yeni dönemin siyaset kodlarını o belirleyecektir.

İyi Parti’den Deva Partisi’ne, Saadet Partisi’nden Gelecek Partisi’ne AK Parti-MHP bloğuna yönelik muhalefet koronadan kaynaklı ciddi bir varlık göstermese de koronadan sonra ciddi bir atak yapacağı, gündeme daha yoğun geleceği beklenebilir. Zira koronadan sonra iktidarı her alanda çok ciddi sıkıntılar beklemektedir. Ekonomide, sosyal yaşamda, bütün sektörlerde çok ciddi bir yeniden yapılanma süreci gerekmektedir. Ancak iktidarın bunu yapacak dermanının çok fazla kalmadığını da belirmek durumundayız. Bu alanda ortaya çıkan boşluk farklı siyasetler, söylemler ve aktörler tarafından doldurulacaktır. Siyasetin temel yasası böyle işliyor.

Öte yandan AK Parti’nin sorunları ve krizleri yönetme becerisinin kalmadığını dahası toplumun bundan çok ciddi bir biçimde yorulduğunu da görmek gerekmektedir. Örneğin artık yoksulluğu yönetemiyor, ya da kutuplaşmayı yönetemiyor. Bunun için kendisine yönelik sağ/milliyetçi/muhafazakar/liberal muhalefetin bunu çok iyi düşünmesi gerekmektedir.

Başında söylediğimiz gibi korona sonrası arayış daha da yoğunlaşacaktır. Bu arayışların ulusal ve evrensel ölçekte çok ciddi sorgulamalar üreteceği de bellidir. Mesele bu arayışlara nasıl cevap verileceğidir.

Bugünlerde sıklıkla dile getirilen “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” sözü kendiliğindenci, kaderci bir nitelik taşımaktadır. Eskisi gibi olmaması için yeni sözler, yeni kavram setleri, yeni yöntemler ve bütün bunları birleştiren aktörlerin varlığı gerekmektedir. Bir yeninin inşası zorunludur. Ancak bu “Yeninin” hangi toplumsal talepler ve duyarlılıklar eksenin de programatik bir içeriğe kavuşturulacağı asıl tarihsel olandır.