İttifak meselesi her ne kadar bir tür cepheleşme mantığı üzerine kurgulansa da ve salt kazanma adına bir avantaj elde etme çabası ile şekillense de sürecin bir başka boyutu var; siyasetsizlik. O nedenle sadece isimler üzerinden bir tartışma süreci götürülmekte. Partilerin birbirlerine önerdikleri isimler ya da istedikleri kentler bir siyasal arka plan üzerine inşa edilmiş değildir. O nedenle görüşü, düşüncesi, kent anlayışı ne olursa olsun önemli olan tek ölçüt rakibe karşı üstünlük sağlayacak bir ismin varlığıdır. Sonuç olarak bu durumun yıkım, yozlaşma, çürüme sürecinde olan kentlere yeniden hayat verecek alternatif siyaseti üretecek potansiyeli bugüne kadara ortaya çıkaramamıştır.

Kendi adayı ve kendi siyaseti ile girmek

Kentlerin aynılaştırıldığı, tekdüzeleştirildiği, betonarmeleştirildiği bir dönemde bugüne kadar ismi geçen adayların özellikle de iktidar partisinde hiçbir heyecan yaratmaması muhalefet için ciddi bir imkan ortaya çıkarmaktadır. AK Parti’nin Ankara, İzmir ve de muhtemel İstanbul adayının ciddi bir toplumsal karşılığının olmadığını, MHP ile ittifakın da kazanmaları için yeterli olmayacağını bunun ötesinde ciddi bir propagandanın, karşıtlığının inşası iktidar partisi için zorunludur. Burada devreye Cumhurbaşkanı Erdoğan girecektir. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülke, bölge ve dünya konjonktürünü iç siyasete dönüştürme kabiliyeti olsa da sürecin ekonomik, diplomatik ve siyasi olarak iktidar partisinin istediği hatta yürümediği ve bu durumun daha da derinleşeceğini bu süreçten sonrada yaşananların iktidar partisinin kendi lehine çevirmesi olası değildir. Sadece soğana gelen zam ve iktidar partisinin tavrı aslında nasıl bir çaresizliğin yaşandığını ortaya koymaktadır. Zabıta tedbirleriyle enflasyonla, fiyat artışlarıyla mücadele mümkün değildir.

Muhalefetin Odaklanacağı Nokta…

Muhalefet için öncelikli olan iktidarın göstermek istediği gibi meselenin “ülkenin beka” meselesi olmadığını, AK Parti ve MHP için bir beka sorunu olduğunu anlatmaktır. Ancak bunun da ötesinde ittifaklarla zaman kaybetme lüksü artık kalmamıştır. Seçmen AK Parti karşısında zaten güçlü olan adaya oy vereceği için yani tabanda bir ittifak kurulduğu için siyasi partilerle bir ittifak bu süreçten sonra çok mümkün görünmemektedir. Burada temel mesele özellikle Cumhuriyet Halk Partisi için kendi siyasetini inşa etmek ve o siyaseti uygulayacak kendi adaylarıyla halkın karşısına çıkmaktır. İttifak ve cepheleşme sadece ve sadece AK Parti’nin işine gelmektedir. Çünkü iktidar partisi sürekli bir biçimde karşıtı olan aktör ve siyasetlerle kendini tanımlamakta, kitlesini organize etmektedir. O yüzden CHP için çözüm 16 Nisan referandumundaki gibi sakin, cepheleştirmeyen, ayrıştırmayan ve sadece kendi tezlerini anlatan bir propaganda pratiğini yeniden yürürlüğe koymaktır. İyi Parti ve Saadet Partisi’nin kendi aralarında işbirliği yapmaları çok daha doğru bir işbirliği modeli olur. Bu süreçte CHP’nin kendi siyaseti ve en güçlü adaylarıyla çıkması partinin hem kazanma şansını artıracağı gibi hem de partinin yeniden kendi kimliğini, siyasetini güçlü bir biçimde sahiplenmesini ve kendi kitlesine güven vermesi içinde zorunludur.