Demokrat Parti’den başlayarak Adalet Partisine, Anavatan Partisi’nden Ak Parti’ye uzanan siyasal hatta ilişkin temel bir tespit yapacak olursak Cumhuriyet’in seküler damarının sağ popülist hatta sürekli aşındırıldığını görüyoruz. İkinci bir tespit olarak bugün artık bu sürecin sonuna gelmiş bulunmaktayız. AK Parti sonrası siyasal İslamın iktidarı mümkün olmayacak. Muhtemeldir ki Ali Babacan ve bu hatta çıkacak siyasetler seküler bir hatta çekilecek.

Özellikle AK Parti döneminde dinsel alanın seküler alanı baskılayan hali ve bu noktada ortaya çıkan hem siyasal İslamın etik krizi hem de seküler alana dönük baskı ve dayatmalar ciddi bir kutuplaşma, yarılma ve ayrışma yaratmıştır. O nedenledir ki bu alanda ortaya çıkacak yeni parti ve iktidarlar demokratik seküler bir hatta kendilerini yeniden yapılandırmak durumundadırlar. Türkiye toplumu bir bütün olarak tarihi bir aşamadadır. Demokratik olgunluk, yurttaşlık bilinci ve buna zemin hazırlayan cumhuriyetin değerler sistemi birçok açıdan ortaya birlikte yaşama iradesini güçlendirecek bir konsensüsü siyasal parti, iktidar ve aktörlerden ayrı olarak oluşmuş ve kendini kabul ettirmiştir. 31 Mart seçimleri ve onu daha ileri taşıyan 23 Haziran İstanbul seçimleri belirgin bir biçimde ortak yaşam ekseninde örgütlenmiş ve kendisini açığa çıkarmıştır. Bu seçim sonuçları ve İstanbul özelinde farklılıkları kimlik ekseninde değil de üretme, paylaşma ve en iyi, kaliteli hizmeti alma istenci bir yurttaşlık manifestosunu siyasal aktörlerin önüne koymuştur. O nedenle İstanbul bir laboratuvardır.

Bu çevrede; Ali Babacan ve sağ/muhafazakar/islamcı çizgide siyaset yapanların görmesi gereken eski tarz kimlik siyasetiyle bir yere varılamayacağıdır. Muhtemeldir ki artık din, tarikat, cemaat ekseninde siyaset mümkün değildir ve halkta bir karşılık bulmayacaktır. O nedenle sağ popülist bir siyasetin, dinsel alanı parselleyen bir anlayışın artık karşılığı kalmamıştır. Bu yüzden bir siyasal değişimin tarihsel, toplumsal ve sosyolojik olarak kendini yoğun bir biçimde hissettirdiği bir dönemde siyasal yönelimler, öncelikler farklılaşmak durumundadır. AK Parti’deki arayış, çözülme salt aktörel düzeyde değildir. Siyasetin, paradigmanın kırılması ve kendisini başka bir alanda yeniden üretmesi tarihin siyasi zorunlu rolü olarak başka bir pencere açmak durumundadır. Ali Babacan ve o hatta çıkacak siyaset İslamcılıktan sekülerliğe bir hat üzerinde yürümek zorundadır. Yoksa öncülleri tükenmiş bir siyasetin AK Parti’nin kötü bir versiyonu olmaktan öteye bir anlam taşımayacaktır. O halde bugün siyasetin yapılacağı zemin artık farklılaşmıştır. Bunu fark eden siyasetler kendilerine ancak yeni bir hikaye yazabilir…