23 Haziran sonrasında siyaset alanında yeni değişimler, alt-üst oluşlar ve dağılmaların olacağını, geçmişteki konumların korunmasının mümkün olmadığını ifade etmiştik. Henüz bir hafta geçmesine rağmen özellikle İslamcı-muhafazakar siyasette yeni tartışmalar başladı. Dahası AK Parti’nin inanılmaz biçimde kutsadığı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” tartışmaya açıldı. Üzerinde 1 yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen bu sistemin tartışılmaya açılması en temel olarak sistemde çok ciddi arızaların olduğunun kabulüdür ve kimse çökmekte olan bu sistemin altında kalmak istemediği için kenardan köşeden revizyon söylemlerini dolaşıma sokulmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu alanda çok daha ciddi tartışmalara tanıklık edeceğiz.

31 Mart ve sonrasında 23 Haziran’da yerel yönetimlerde ortaya çıkan tablo siyasetteki daralmayı, krizi, kördüğümü açığa çıkarmıştır. AK Parti içinden Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi örgütlü muhalefet yapmaya başlayanlarla bunlar dışında kişisel eleştirilerini ifade edenler mutlaka bir noktada buluşacaktır. Ancak daha önemlisi CHP’den Saadet Partisi’ne, İyi Parti’den HDP’ye geniş muhalefet cephesinin kazandıkları özgüvendir. Muhalefetin atılımı ve bütün siyasi farklılıklarına rağmen var olan sistemin yürümediğine ilişkin mutabakatı bu alanda eleştirilerin yoğunlaşmasına ve yeni tartışmaların, önerilerin oluşmasına neden olacaktır. Önümüzdeki süreç seçim döneminde ortaya çıkan AK Parti’nin giderek gündemi, sorunları, memleketi idare edemediği halin kronikleşmesini gözler önüne serecektir. Bu noktadan sonra AK Parti’nin siyasi ömrünü kendisi değil muhalefetin atakları, siyaseti ve projeleri belirleyecektir.

Türkiye’nin her alanda ciddi bir restorasyona ihtiyacı bulunmaktadır. Bunun da ötesinde toplumsal ve siyasal alanda bir tür yeni bir sözleşmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Mesele AK Parti yerine iktidar olmak değildir. Mesele ülkenin tarihsel sorunlarına ilişkin cesur çıkışlar ve politik atılımlardır. Bu sistem, bu siyaset ve bu kadrolarla ülkenin daha iyi bir noktaya taşınması mümkün değildir. Konjonktürel olarak merkez siyaset ve söylemlerin yoğunlaştığı ve yoğunlaşacağı bir süreçten geçeceğiz. Ancak bu memleketin durumunu kronik halden stabil hale getirecektir. Yani tam bir iyileşme sağlamayacaktır. O nedenle ideolojilerin öldüğü, sağın-solun kalmadığı hegemonik kabullerine bakmadan son derece politik zemini güçlü, aktörleri donanımlı, söylemi radikal adımlara, yapılanmalara, çıkışlara ihtiyaç bulunmaktadır.

Sistem ekonomik ve siyasi krizini İslamcı/muhafazakar/milliyetçi iktidar bloğunu revize ederek, gömlek değiştirerek iktidara taşıdı ama krizi daha da derinleştirdi. O nedenle Türkiye’de artık mesele salt iktidarın değişimi değildir. Öyle bir zamanda değiliz. Sorunların zaman ve mekan ölçeğini daralttığı, eski tarz siyasetlerin hareketini mümkün kılmadığını görmek, bilmek gerekiyor. Mesele daha derindedir. O nedenle tarihin zorunlu rolü siyaseti devrimci bir çizgide kendisini yeniden üretmesini, başkalaşmasını, farklılaşmasını talep etmektedir. Tarihin kırılma anındayız. Doyum noktasına ulaşan siyasal İslamcı ideoloji, sosyoloji ve formasyon yerine ikame edilecek bir ideoloji, sosyoloji ve formasyonun arandığı bir dönemdeyiz. Kendi iç sistemindeki kriziyle dünya sistemi krizinin kesiştiği bir noktada memleketi rahatlatacak olan şey, yeni bir paradigmadır. Mustafa Kemal’in düşüncesi, Cumhuriyetin birikimi, demokrasi deneyimi ve çağdaşlaşma çabasının ortaya çıkardığı toplamdan yeni bir siyaset üretmek gerekmektedir. Toplumun geniş kesimlerinin bu birikime sahip çıkma iradesi sol liberallerin ve siyasal İslamcıların ne denli hatalı tarihsel, ideolojik ve sosyolojik okuma yaptığını gösterdi. Denilebilir ki kriz anlarında “kurucu değerlere sarılmak” tarihsel bir reflekstir. Kuşkusuz bunun sayısız örneğini insanlık deneyimledi. Ancak Türkiye’nin yaşadığı bundan daha öte ve derindir. O nedenle beklenti Cumhuriyet, demokrasi, yurttaşlık, eşitlik ve özgürlük ekseninde derinleşmedir. Bir tür halkçı, kamucu dayanakları güçlü sol bir müdahaledir. Bugün ortaya çıkan siyasal ortaklaşmalar konjonktüreldir. Mesele bu sürecin yarattığı imkanı, fırsatı kullanarak kendi projeni inşa edebilmektir. “Eskinin ölmekte, yeninin doğmakta” olduğu bu anda; tarihi, bugünü, beklentileri iyi okumak gerekmektedir. Sağ popülizmin radikalleştiği bir dünyada sol popülizmin karşı çıkışını, etkisini, dönüştürme istencinin ne denli radikalleşebileceğini hep birlikte göreceğiz. Mesele bir ölçüde burada düğümlenmektedir.