Bir iktidar için en büyük sorun, kendi gerçekliği ile yaşanan gerçeklik arasındaki bağın kopuşudur. Böylesi bir süreci yaşayan iktidarlar gündelik hayatta yaşanan hiçbir olumsuzluğu görmez, buna ilişkin çözüm üretmez ve buna dönük hiçbir uyarıyı dikkate almaz. Bunun da ötesinde ise her şeyin yolunda olduğunu sürekli vurgular ve yapılan her eleştiriyi ülkenin bekasına dönük bir tehdit olarak yorumlar ve genellikle biriken öfkeyi zor araçlarını devreye sokarak dağıtmaya çalışır.

Bugün ülke tarihinde görülmemiş açlık ve yoksulluk söz konusu ve bunun sonucunda tarihindeki en yoğun intiharlarla karşı karşıyayız. Bu intiharlar bireysel bir sorundan ya da psikolojik bir durumdan değil, hayatını idame ettirecek koşullar bulunmadığından yaşanmaktadır. İnsanların hayatlarına son verecek raddeye gelmesi aslında toplumsal bir sorun olarak ve de aynı zamanda bir çözülme olarak görülmeli ve bu çerçevede analiz edilmelidir.

AK Parti iktidarının ekonomik, toplumsal, siyasal ve diplomatik sorunlar karşısında yaşadığı körleşme, kendi gerçekliğini dayatma, zorla kabul ettirme çabası toplumla kendi arasını her gün açan ve aynı zamanda toplumda çok ciddi bir arayışı da gündeme getiren bir sonucu doğurmaktadır. Devletin kaybettirilen sosyal niteliği sosyal barışı ve sosyal adaleti ortadan kaldırmış ve devleti bir partinin dar bir kadrosunun geçim kapısı haline getirmiştir. Sadece rant odaklı bir çevrenin ülkeyi sürüklediği yer geri dönüşü kolay olmayan bir çıkmazdır. O yüzden AK Parti iktidarının kendi gerçekliğini topluma dayatan siyaseti karşısında toplumun gerçeklerini gören, anlayan ve çözümler üreten bir siyasetin ikamesi gerekmektedir. Ancak öncelikli olarak yaşanan gerçekliği bütün boyutlarıyla halka anlatılması, AK Parti’nin yarattığı sanal algının kırılması ve bu alandaki hegemonyanın dağıtılması gerekmektedir.

Toplumun farklı kesimlerinde oluşan umutsuzluk giderek içe kapanan, yaşanan trajedilere tepki vermeyen bir hal almaktadır. Bu duyarsızlık hali ülkenin geleceği ve de toplumsal barış açısından çok ciddi olumsuzluklar üretmektedir. Suriye’deki çıkmaz, Libya’daki belirsizlik, emperyal devlet arasındaki gel-gitler ve de içeride bozulan dengeler toplumun büyük bir kısmında işlerin artık düzelmesinin mümkün olmayacağı yönünde bir algıyı baskın hale getirmektedir. bozulan kır-kent dengesi, sektörlerdeki daralma, yaşanan krizleri derinleştirmekte ve giderek insani bir krizin her boyutta yaşanmasına neden olmaktadır. Türkiye tarihinde bu denli krizlerin kesiştiği bir dönemi daha yaşamamıştır. İnsanların gelecek beklentisi hiç bu denli ortadan kalkmamıştır. O nedenle bu düzene meydan okuyacak, insanları bir araya getirecek ve yeni bir umut dalgasıyla ülkenin her alanda inşasına katkı sağlayacak bir siyasetin varlığı zorunludur. Gündelik tartışmaların ve atışmaların ötesinde gerçek sorun alanlarına temas edecek bir siyaset mutlaka karşılığını bulacaktır. İnsanların AK Parti iktidarından bir beklentisinin kalmadığını, kendi iç tartışmaları ve ayrışmaları en net biçimde ortaya koymaktadır. Mesele güçlü bir alternatifin oluşturulması ve gündemleştirilmesinden geçmektedir. Bu başarıldığı ölçüde yeni bir iktidar imkanı, yeni bir alternatif söz konusu olabilir. Elbette ki mesele iktidar ve gerçeklik arasındaki kopukluk gibi muhalefetin de düzen içi değil mevcut düzene meydan okuyan bir zemine geçmesiyle çözülebilecek bir siyasetin varlığıdır.