Sorunları ötelemek ya da dengeleri gözeterek hamleler yapmak sadece günü kurtarmaktır ama bunun da ötesinde sorunları içinden çıkılmaz bir hale sokmak, biriktirmek, büyümesine zemin hazırlamak ve son kertede bir çığ gibi kapıya dayanmasına sebebiyet vermektir. Türkiye bu noktadadır. Daha önceki birçok yazıda Osmanlı’nın çözülme döneminde de benzer bir siyasetin izlendiğini ve bunun bir çözüm olmadığını, eğer Atatürk’ün devrimci müdahalesi olmasaydı işgal ve sömürgeleştirme süreci en ileri noktaya kadar gideceğini belirmiştim. Ülkelerin kendi geçmişlerinden, 100-150 yıllık gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen dersler çıkarmaması ve Cumhuriyetin devrimci atılımını anlamadan atılan adımlar, ülkeyi daha yoğun bir sorun ve çelişki dünyasına taşıyacaktır.

İç ve dış çelişkilerin üst üste bindiği bir dönemden geçiyoruz. Ülke tarihinin sorunların bu denli birbirini beslediği bir süreç daha yaşanmamıştır.

Suriye’de ABD-Rusya sarmalında yarı-aktör olmak ve iki ülkeye göre pozisyon almak ülkemizi derin bir sıkışmışlık içine sokmaktadır. Suriye sorununun çözümü, güvenlik koridoru ve ülkemizdeki milyonlarca Suriyeli ağırlaşan bir hal almakta ve buna dönük Türkiye’nin kendiliğinden ürettiği bir çözüm bulunmamaktadır. ABD ve Rusya’ya rağmen AK Parti’nin bir adım atmayacağı, bölge halklarıyla eşitlik ve egemenliğe saygı temelinde yeni bir işbirliğine girişmeyeceği ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin uluslararasılaşan Kürt Sorunu konusunda kapsamlı bir politikasının olmadığını, terör ve güvenlik ekseninde bir yaklaşım ötesinde herhangi bir adımın olmayacağı da görülmektedir. Oysa AK Parti iktidara geldiğinde terörün bir sonuç olduğunu ve güvenlik politikalarıyla bu sorunun çözülmeyeceğini kendisi programına yazmıştı. Ancak bugün AK Parti’nin kendisi bir devlet aygıtı gibi davranmakta ve sorunun boyutlarını anlamaktan oldukça uzak bir noktaya savrulmaktadır. AK Parti ve MHP ittifakının kayyım hamlesi aslında içerideki çelişkiyi milliyetçilik ekseninde yeniden üretmek, iktidarları için zaman kazanmak ve sistemin krizini ötelemek amacını taşımaktadır. Zamanın bu denli hızlı aktığı bir süreçte böylesi bir hamlenin iktidar bloku için soluk alacak bir zaman yaratacağı kuşkuludur. Nihayetinde bu iş gelip yine Kürt Sorununun çözümüne dayanmaktadır. AK Parti ve ortağı MHP’nin bu haliyle sorunu çözeceğini iddia etmek olası değildir.

Türkiye açısından bir diğer sorun noktası Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir ve bu sistem bugün yürümemektedir. Tek kişinin inisiyatifine bağlı, devletin daha önce oluşmuş ve kurumsallaşmış bürokratik yapısını felç ederek ve onun yerine yeni bir kurumsal yapı inşa etmeyerek oluşturulmaya çalışılan sistem yürümemekte ve ülkenin sorunlarını çözmek yerine ağırlaştırmaktadır.

Ekonomik kriz, artan bağımlılık ve ülkenin hiçbir alanda kendine yetememesi salt ekonomik alanda değil toplumsal alanda da çok ciddi insani krizler ortaya çıkarmaktadır. Mevcut iktidarın bunu aşmaya dönük bir çabası, çabası olsa dahi yapma becerisi bulunmamaktadır.

Bütün bu sorunlar yumağını bu iktidar ve bu anlayışla çözmek mümkün değildir. O nedenle Türkiye’nin çok şeye aynı anda ihtiyacı bulunmaktadır: Yeni bir iktidar alternatifi, yeni bir siyaset, yeni bir devlet yapılanması, yeni ve büyük bir hikaye elzemdir. Bunun detaylarını bir sonraki yazıda detaylandıracağım…