Siyaset yapma, icra etme, süreçleri belirleme salt strateji ve taktik düzeye indirgenecek bir eylem değildir. Siyasete yön veren veyahut gündelik olanı tarihsel plana çekmek, stratejik ve taktik düzeyde olanı ideolojik düzleme çekmek ve bütün bunları bir araya getirecek kadroları benzer bir hatta konumlandırmak ancak ve ancak güçlü bir entelektüel meydan okumayla mümkündür… Türkiye’de bugün bu düzeyde bir meydan okuma bulunmamaktadır. O nedenledir ki siyaset salt gündelik tartışmalar, salvolar, söylemsel edimler ekseninde sıkışıp kalmakta ve herkese aynı negatif duyguyu uyandırmaktadır.

“Sağ-sol diye birşey kalmadı” sözü aslında genel hattaki bir bozulmayı, büyük bir boşluğu serimlemektedir. Son birkaç gündür iktidar ekseninde entelektüel faaliyet yürüten Alev Alatlı’nın “Türkiye bir Rönesans yaşamaktadır” tespiti ile “Bozulmamış olmamız, okumamış olmamızdan kaynaklanmaktadır” mealindeki çözümlemeleri ülkemizde aydın/entelektüel zeminin içler acısı halini ortaya koymaktadır. Elbette ki mesele Alev Alatlı’yı aşmaktadır. Ancak onu aşan noktada çok derin bir krizle karşı karşıya kalmaktayız. Alev Alatlı’nın sözleri ile AK Parti’nin iktidarının örtüştüğü (burada organik aydın göndermesi yapıp Gramsci’ye haksızlık etmek istemem) vasatlığın bizi sürüklediği nokta aslında gündelik siyaset kültürünün iflasıdır.

İki temel mesele var, ilk olarak buna karşı duran ve hatta meydan okuyan bir entelektüel tavır yok, ikincisi yıllardır hepimizin otobüste, dolmuşta, kahvede, kafede, sokakta, mahallede tanıklık ettiği gündelik ve “çok bilmiş” siyasetin iflasıdır. Bu bir anlamıyla sağ popülizmin de çözülüşüdür. Dolaysıyla yeni bir durum karşımıza çıkmaktadır. Birincisi entelektüel arka planı sağlam bir siyasete ihtiyaç var, ikincisi siyaset aslında öyle çok da sıradan bir eylem/süreç değildir ve hatta bilimsel bir edimdir. AK Parti iktidarı şunu ortaya koydu ama bunun anlatılması gerekmektedir. Hamasete dayalı, gücünü ve imkanlarını aşan, fetih nostaljisine gömülmüş bir siyasetin ülkeyi sürekliği yer her türlü krizin kesiştiği yer olmuştur. Sağ popülist siyasetin çöküşü onun gündelik söylemleri siyasete taşıyıp ülke ve dünya gerçekleriyle karşılaşınca yaşadığı büyük hüsranın sonucudur. Dolayısıyla Siyasal İslamın ve onun 2002 revizyonu olan AK Parti’nin entelektüel meydan okuması düzen karşısında tuzla buz olmuştur. Eleştirdikleri düzenin entelektüel olarak yamalamaya çalışan ve bütün enerjisini düzenin hizmetine sunan ve o ölçüde de kendi genetik kodlarını ele veren bir yapıya dönüşmüştür.

Farkında olunması gereken şey şudur, büyük değişim ve dönüşümlerin entelektüel bir arka planı vardır. Siyaset; lider, örgüt ve stratejiye indirgenemez. Bütün bu unsurları bir arada tutan entelektüel fikir ve kadro bulunmaktadır. Dünyada hangi değişim ve dönüşüme bakarsanız bakın bir fikrin inşası ve hegemonik hale getirilmesiyle yeni süreçlerin ortaya çıkışı mümkün olmuştur. Dolayısıyla bugün Türkiye’de AK Parti karşındaki temel mesele onun siyasetine meydan okuyacak bir entelektüel çıkışın yokluğudur. Oysa entelektüel düzeyde medyan okumadan kitlesel bir ideolojik formasyonun üretilmesi ve toplumsal rızanın imalatı mümkün değildir. Bir büyük fikir, o fikri taşıyacak kadrolar olmadan ne iktidar olmak ne de iktidarı sürdürmek söz konusu olabilir. Temel eksiklik buradadır. Var olan sisteme ve onu taşıyan parti aygıtına karşı sarsıcı bir entelektüel meydan okuma olmadan siyasetin gündelik kodlardan, tartışmalardan, kısırdöngüden kurtulması; kitlelere umut vermesi, değişim heyecanını yaratması mümkün olmayacaktır. 21. Yüzyılın siyaseti salt geleneksel parti kurumlarıyla yapılamamaktadır. Bunun ötesinde enstitüler, araştırma şirketleri, medya mecraları ve bunların senkronize bilgi, fikir, ideoloji üretimi, dağıtımı ile mümkündür. Türkiye’de dipten gelen, yoğunlaşan bir bilgi üretimi ve o çerçevede etkisi artan bir entelektüel faaliyet bulunmaktadır. Ancak çok dağınık ve parçalı bir hal içindedir. Bunu reel-politiği hapsolmadan ama onu derinleştiren bir nitelik kazanması için yeni kurumlara ve tartışma süreçlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Ait olduğunuz yüzyılın kurumlarını ve hareket tarzlarını içselleştirmemiş bir siyasetin arkaik ve o ölçüde de romantik olması kaçınılmazdır. Eğer dönemsel bir başarıya sıkışıp kalınmak istenmiyorsa, eğer ortaya çıkan ivme genel bir iktidar istencine dönüştürülmek isteniyorsa var olana karşı alternatif, güçlü bir entelektüel meydan okuma zorunludur. Bunun gerisindeki bir siyasetin başarı şansı yoktur…