31 Mart ve 23 Haziran’da ortaya çıkan siyasal sonuç ve o siyasal sonuca neden teşkil eden değişim isteği üç temel talep ekseninde şekillenmektedir.
İlk olarak; muhalefetin kendisini yeniden inşa etmesini, ikincisi siyaset kurumunun yeniden kendisini kurgulamasını, toplumsallaşmasını ve son olarak ülkenin bir bütün olarak her alanda yeniden yapılandırılmasını istemektedir. Temel bir tespit olarak şunu tarihe not düşelim, 31 Mart, 23 Haziran başarısı iktidarın yapısal krizlerinin sonucunda oluşan ama bununla birlikte toplumsal ve siyasal taleplerin birleştiği bir konjonktürel durumdur. Ortaya çıkan başarı önemli ve tarihidir. Ancak onun yapısal bir boyuta taşınması gerekmektedir. Yani sürekli bir hale, kurumsal bir hale, konjonktürel alandan çıkarılıp genel bir duruma taşınmasını gerekmektedir.Tabii ki burada temel sorun muhalefetin kendisini yeniden biçimlendirmesidir. Ortaya çıkan başarıda toplumun beklentisini iyi okumak gerekmektedir. Ama mesele bunun ötesine geçmeyi de zorunlu kılmaktadır. Muhalefet bu dönemin kodlarını, o kodların gereklerini karşılamak için örgütsel ve kadrosal bir yenilenme ama bunun da ötesinde yeni bir Türkiye programını oluşturması zorunlu hale gelmiştir. 31 Mart ve 23 Haziran’ı genel iktidara taşıyacak bir kadro yeniliği, süreci okuyacak ve yapısal boyuta taşıyacak bir birikimi yan yana getirmek temel bir önceliktir ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun olağan kongre süreçlerinden sonra büyük kurultayda kapsamlı bir yeniliğe gideceği öngörülebilir. CHP liderinin şimdiden bu süreci kurguladığı ifade edilebilir. Buna eşlik edecek çok önemli bir çalışmada parti programının yenilenmesidir bu konuda da önemli bir çalışma olduğu bilinmektedir.

İkinci bir beklenti siyasetin kendisini yenilemesidir. Açacak olursak, siyasetin kurumsal ve söylemsel olarak değişmesi gerekmektedir. Bunun içinde temel olarak toplumun önüne yeni bir sistem konulmalıdır. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun yeni anayasa, yeni sistem çıkışı bu anlamda önemlidir ve bu alanda ciddi bir yoğunlaşmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Zira artık yürümediği herkes tarafından aleni ya da zımmi olarak kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine alternatif yeni bir sistemi toplumun önüne koymak gerekmektedir. Demokratik bir sistemin bütün gereklerini içeren yeni bir BİRLİKTELİK SÖZLEŞMESİ zorunludur. Bu elbette cumhuriyetin kazanımları, felsefesi ve gelecek tahayyülünü esas alan ama tarihsel/güncel sorunları çözme noktasında güçlü bir demokratik kapsamı da içeren bir nitelik taşımalıdır. Ülkenin her alanda yaşadığı krizi bu çerçevede ele alan, gerekli adımları atan bir siyasetin varlığı tarihi önemdedir ve elbette bütün bu gereklerin bileşkesi ülkenin her alanda yeniden inşasıdır… Siyasette, ekonomide, diplomaside, teknolojide, eğitimde, sağlıkta kısacası her alanda yeni bir paradigma ekseninde bir yeniden inşa kendisini dayatmaktadır. Ülkenin bu haliyle yönetilemediği, sorunlarının çözülemediği, her alanda derinleşen krizler sarmalından çıkamadığı herkesin ortak tespitidir. O halde muhalefetin, siyasetin ve ülkenin yeniden inşası içinde bulunduğumuz kriz durumunu çözecek temel hareket noktasıdır… Bütün bu alanlarda adımlar atılmaz, değişim dinamiği yok sayılırsa ülkenin bir bütün olarak onu tanımlayan, oluşturan kategorilerden çıkacağı da bilinmelidir. Yani ortada ne sistem, ne devlet, ne de bir yapıdan söz edilebilir. O nedenle tarihi dönüm noktasında tarihi bir sorumluluk üstlenilmelidir…