Eleştirilerin yoğunluğu beklentilerin üst düzeyde olmasından kaynaklı olsa da Cumhuriyet Halk Partisi Suriye Konferansı farklı yaklaşımların, bilgi ve görüşlerin, çözüm önerilerinin Türkiye sathında ilk defa derli toplu bir biçimde ele alınması açısından önemlidir.
CHP Genel Başkan Yardımcıları Veli Ağbaba ve Ünal Çeviköz’ün iktidarın ve de mevcut sıcak çatışma halinin yarattığı kısıtlamaların dikkate alındığında önemli bir çalışma gerçekleştirdiğini belirtmek gerekmektedir. Zaten konferansın Suriye’de başarın tesisinde “mütevazi bir katkı” sunma çabası olduğunu CHP yöneticileri dile getirmişti.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye sorununun ortaya çıktığı andan başlayarak partisinin ve kendisinin Suriye konusunda yaptığı değerlendirmeleri, önerileri ve iktidara eleştirilerini gün gün yıl yıl vererek ortaya koyması CHP açısından sürecin ne denli bütünsel olarak ele alındığını ortaya koyuyordu. Konferans şunu açıkça ortaya koymaktadır; CHP barışın tesisi için bir yol haritası sunmakta ve bunun Esad başta olmak üzere bölgesel aktörlerle yapılmasını önermektedir. Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı bu açıdan önemli bir diyalog ve birlikte çalışma zemini olabilir. Sonuç bildirgesinde yer alan “Fırat’ın doğusunda başka, batısında başka bir ülke ile işbirliği yapmanın” ne denli büyük bir çelişki ve aynı zamanda gelecek açısından yeni sorunlar ortaya çıkarma potansiyeli taşıdığı tezi haklı, gerçekçi ve derinleştirilmesi gereken bir durumdur.

CHP’nin kurucu dış politikaya göndermede bulunması, “Yurtta Barış Dünyada Barış” ekseninde bir yeniden inşayı önermesi tarihsel olarak haklı, güncel olarak gereklidir. Ancak yeni bir durum, süreç ve gelişimle karşı karşıyayız. Birincisi çok ciddi bir anti-emperyalist çıkış zorunludur. Yaşanan süreç salt diplomatik düzeyde bir ilişki ve söylem değildir. Olağanüstü bir müdahale söz konusudur ve bu müdahalenin çok ciddi boyutları bulunmaktadır. Konferansta daha yoğun bir biçimde ortaya konulması gereken durum buydu. Denilebilir ki reel-politik böyle bir eleştiriye izin vermiyor olabilir. Ancak yaşadığımız süreç normal bir süreç değildir. Hedeflenen salt bir ülkenin parçalanması da değildir. Emperyalizmin kollektif bir müdahalesi var ve bu müdahale ister ABD’den, ister AB’den, ister Rusya’dan gelsin yaşadığımız coğrafyayı bir bütün olarak alt –üst etme hedefi, projesi bulunmakta bunun altyapısı tesis edilmektedir.

Konferansta yeterince tartışılmayan ikinci bir husus ise şudur. Artık Irak diye bir devletin varlığı tartışmalıdır. Aynı zamanda Suriye’de mevcut parçalanmışlığı aşacak bir süreç de öngörülmemektedir. Dolaysıyla burada bir Kürt politikasının tartışılması zorunludur. Hatta ikinci bir konferans düzenlenebilir ve Orta Doğu’da Kürtlerin konumu, gelecekteki pozisyonu ve Türkiye’nin tavrı ele alınabilir. Çünkü bugün itibariyle Kürtleri dikkate almayan bir Orta Doğu politikasının sahada geçerliliği tartışmalıdır.

CHP Konferansında mülteciler/Suriyeli göçmenler konusunda ortaya konulan tavır, hem CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın, hem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hem de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında anlaşılacağı üzere son derece insani bir çerçevede ve evrensel insan hakları kapsamındadır. Ancak bu soruna da kısa vadede bir çözüm üretilmezse yeni bir çatışma alanı olacağı görülmektedir. O nedenle Suriye’de barışın egemen kılınması ve CHP liderinin “Suriye anayasası Suriye halkının bütün temsilcileriyle yapılması ve de egemenliğin sadece ve sadece Suriye halkının olduğu” vurgusu CHP’nin dış politika tavrına uygundur. Gelinen nokta itibariyle CHP’nin uluslararası konularda daha yoğun bir çaba ortaya koyması, benzeri konferansları sıklaştırması ve sürekli bir biçimde barışı, bölge halklarının eşit ve özgür birlikteliği, bir arada yaşaması ekseninde ortaya çıkan sesi büyütmesi tarihi bir sorumluluktur. Libya ve Irak örneğinde olduğu gibi bu yüzyılın emperyal müdahaleleri çözümü, birlikteliği değil, parçalanmışlığı, etnik ve mezhepse küçük devletçikleri ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu nedenle süreç birazda bunun önünü kesecek ulusal ve bölgesel bir aklı, vicdanı ve de toplumsal tepkiyi örgütlemekten geçmektedir. Bölge halkları emperyal güçlerin hedeflerinin kurbanı edilmemelidir. Bu nedenle halklar ve devletler arasında barışın tesisi büyük bir imkandır. O nedenle bu konferans Suriye’de barış kapısının aralanması için önemli bir ses olmuştur. Mesele bunun devamını getirmektir.