Hep birlikte çok şeyin test edileceği bir seçimi yaşayacağız. Kuşkusuz her seçim, sadece siyasal partilerin veya adayların test edildiği bir süreç olmanın ötesinde aynı zamanda iktidarın, muhalefetin, kampanya stratejilerinin, sloganların, söylemlerin, reklamların, karşıt argümanların da oylandığı bir süreçtir. Bu seçimde de iktidarın beka meselesinin tutup tutmadığını, ekonomik krizin ve sorunların beka meselesi ile örtülüp örtülemediğinin, AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın CHP başta olmak üzere diğer partileri terörle ilişkilendirme çabasının halktan nasıl bir cevap verileceğini göreceğiz. AK Partinin Gönül Belediyeciliği ile CHP’nin Derman Belediyeciliği arasında nasıl bir tercihin olacağını göreceğiz.

Türkiye demokrasisi çok partili yaşama geçtikten sonra en çatışmalı seçim süreçlerinden birini yaşıyor. İktidar partisi yerelden geldiği için yerelde elinde olan belediyeleri kaybetmemek adına görülmemiş bir negatif propaganda süreci yürüttü. 25 yıldır yönettikleri kentlerde oluşan mimari, toplumsal, ekonomik, siyasi tahribatı gizlemek adına yapılan bütün salvoların toplumda nasıl karşılık bulacağını hep birlikte yaşayacağız. İktidarın devletin bütün imkanlarını, görülmemiş bir propaganda aygıtıyla muhalefete yönelik akıl almaz bir biçimde kullanan bir yapının halk tarafından nasıl görüleceği, halkın bu adaletsizliğe karşı nasıl tepki vereceği ve gerçeklerin halktan gizlenme çabasının nasıl sonuçlanacağını yine hep birlikte tanıklık edeceğiz.

En temelde bu seçim demokrasiyi araçsallaştıran bir anlayışla bunu yaşam biçimi olarak gören bir anlayış arasında geçecektir. Bugüne kadar yapılan kamuoyu araştırmaları, değerlendirmeler, gözlemler büyükşehirlerin çoğunda iktidar partisinin oylarının düşeceği ve birçok belediyeyi kaybedeceğini öngörmektedir. Ancak yaşanılan tartışmalara, yapılan suçlamalara ve muhalefete yönelik bütün ithamlara bakıldığında karşımıza çıkan asıl mesele siyasetsizliktir. AK Parti artık siyaset üretmemektedir. Öyle ki geçmişte eleştirdiği ve ona dönük bütün söylem ve eylemleri bugün kendisi yapması bu siyasetsizliğin ve statükoculuğun en temel yansımasıdır. 1994 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Refah Partisi’nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğunda evinin kaçak olduğu haberleri yapılır ve bunun üzerine DSP lideri Bülent Ecevit Refah Partisi’ne seslenerek adayını geri çekmesini ister. Bugün aynı durumu Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın Ankara adayı Mansur Yavaş’a karşı dile getirmektedir.

Genel olarak iktidarlar siyaseten bir darboğaza girdiklerinde rıza yerine zoru tercih ederler. Yani statükocu olur, devletin baskı unsuruyla ayakta kalmaya çalışırlar. Bu seçimde ilk defa AK Parti hiçbir projesini tartışma konusu yapamadı. Sağlam bir projeyi gündeme getirmeyi başaramadı. Bunun yerine muhalefeti ve adaylarını suçladı. İlk defa pozitif bir kampanya yerine sürekli negatif, suçlayıcı ve korku temelli bir kampanya yürüttü. Oysa AK Parti inşa edilmiş sosyolojik bir temelden ayrı düşünülmeyecek olsa da bugüne kadar en başarılı siyasal iletişim kampanyalarını yürütmüş bir partidir. Ancak bu da temelde siyaseten iddianın, sözün olması ile ilgilidir. Bugün artık bir sözü ve iddiası kalmadığı içindir ki korkutarak, suçlayarak oy almaya çalışmaktadır. Bu seçimin sonucu ne olursa olsun şu tespit yapılabilir, AK Parti söylemsel ve politik düzeyde ömrünü tamamlamıştır. Seçim sonuçları bu ömrün daha ne kadar uzatılabileceğini ortaya koyacaktır. Elbette lider partilerinin doğal seyrine tanıklık etmekteyiz. Lider yoruldukça partisi de yortulmakta ve kendi gerçekliği ile toplumsal ve siyasal gerçekliğe aykırı bir süreç içine girmektedir. AK Parti bugün toplumsal gerçekliğin dışına düşmekte, kendi ürettiği gerçekliği devlet aygıtı eliyle ve zora başvurarak topluma dayatmaktadır. Bu seçim bu haliyle her türlü dayatmaya karşı halkın nasıl cevap vereceğinin de test edildiği bir seçim olacaktır.