Bir ülke nasıl çöker sorusuna verilecek tek cevap,

Politikasızlıktan…

Bu ülkede her yurttaş kendisine şu soruları sormalıdır, dahası bunu bir yurttaş sorumluluğuyla iktidara yöneltmelidir.

Bu ülkede;

Bir eğitim politikası var mı? Kalkınma politikası var mı? Sanayi politikası var mı? Tarım ve hayvancılık politikası var mı? Bilim politikası var mı? Ekonomi politikası var mı? Su politikasından nüfus politikasına, enerji politikasından diplomasiye kısacası hiçbir alanda sağlam, tutarlı hedefleri olan, bunları yürütecek kaynaklara sahip bir politika yok. Olduğunu iddia edenler şu basit sorunun cevabını vermelidir, peki neden bu haldeyiz? Neden hiçbir alanda varlık gösteremiyoruz?

İşte bütün bu politikasızlıkların genel dışa vurumuna kriz diyoruz. Bizim bir maden politikamız yok, bizim bir orman politikamız da yok. Aynı zamanda bizim bir adalet politikamızda yok. Bakınız son günlerdeki tartışmalara… Bu tartışmalardan ne olduğunu anlayan, karşıtlıkları üretmekten öte bunları bilimsel ve etik bir zemine çeken bir tavırla karşılaştık mı? Yaşanan bir durum ekseninde karşılıklı taş atmaktan öte bir tavır alış söz konusu olamıyor.

Devletlerin ve toplumların sürdürülebilirliği onların her alanda tarihsel ve güncel, bilimsel ve gerçekçi, uygulanabilir ve olumlu sonuçlar üretecek politikalarıyla mümkündür. Bu politikalarda partiye, lidere, bakana göre değişmez. Sadece ve sadece koşullara göre değişir. Bu tarihsel aklı kaybeden bir iktidarın güncel krizler üretmekten öte bir eylemi olamaz. O nedenle Türkiye’nin meselesi salt bir kaç soruna indirgenecek bir mesele değildir. Şu diyalektiği kavramamışsanız zaten ne yapsanız bir şey ifade etmez, bütün süreçler ve politikalar birbirine bağlıdır, ya birbirini destekler, büyütür ya da derin krizlere sürükler. Biz ikincisini yaşamaktayız. Örneğin Türkiye’nin sağlıklı, bilimsel ve çağdaş bir tarım ve hayvancılık politikası olsaydı, işsizlik sorunu bu boyutlarda olmazdı ve bu denli de bağımlı bir ülke olmazdık. Yine yinelenebilir enerji politikamız olsaydı belli devletlere bu denli ihtiyaç duymaz, daha bağımsız bir dış politika izlerdik. Ya da her ile bir üniversite açmanın dünyanın en mantıksız politikası olduğunun fakında olsaydık bugün hiçbir akademik vasfı, üretimi, kalitesi olmayan; profesörsüz, doçentsiz, doktorsuz bina yığınlarına sahip olmazdık.

Eğer bu ülkede bir kent politikamız olsaydı; yağan yağmurlarda kentler sel baskınlarına maruz kalmazdı.

Bu ülkede deprem politikası olmadığı için insanlar ölüyor.

Bu ülkede eğitim politikası olmadığı için kız çocuklar zorla evlendiriliyor ya da öldürülüyor.

Bu ülkede eşit yurttaşlık politikası olsaydı siyasal sorunlarımız olmazdı.

Sağlığın, eğitimin temel bir insan hakkı olduğu gerçeği üzerine inşa edilen bir politikamız olsaydı ne eğitim, ne sağlık ticarileşmez, vatandaş da müşteri olmazdı..

Bu ülkede su politikası, kent politikası, yerleşim politikası olmadığı için insanlar her yağmurda hayatlarını kaybediyor.

Orman politikamız olsaydı, ormanlarımız bu denli yağmalanmaz, yakılmaz ve yerlerine konut yapılmazdı

Kısacası bu ülkede ölüyor ya da tesadüfen yaşıyorsak politikasızlıktandır.

Yaşadıklarımız belli, niye yaşadığımız da belli. O halde her alanda bir politikayı var edecek bir siyasal akla, özneye, iradeye acil ihtiyaç bulunmaktadır. Ötesi krizlerin derinleşmesidir…