Fotoğraf: Murat Germen, İstanbul, Küplüce, #1, 2013, Muta-morphosis serisinden.

AK Parti söylemleri ve eylemleri ile hep süreçlerin test ettiği bir parti oldu. Seçim sonuçlarına ilişkin bugüne kadar yapılan itirazlara karşı seçim sisteminin ne denli mükemmel olduğunu anlatan iktidar partisi şimdi İstanbul özelinde bir organize suç bulmaya çabalıyor. Aynı iktidar partisi bütün seçim sonuçlarında yapılan itirazları hukuki olarak değerlendirmemiş, sürekli olarak siyasi değerlendirmelerde bulunmuştu. Muhalefetin çalışmadığını, halkı ikna etmediğini söyleyen AK Parti seçim sonuçlarına yönelik itirazları hep geçiştirmiştir. Bugün İstanbul’da ortaya çıkan sonuç aslında AK Parti’nin hem hukuki hem siyasi açıdan test edildiği bir süreç olmuştur.

Hukuki açıdan 2972 sayılı kanunun 22. maddesi açıktır ve Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının verilmemesi önünde hiçbir engel yoktur. Yukarıda dile getirdiğimiz üzere AK Parti söylem ve eylemleri ile hep test edilen bir parti olmuştur ve bu durum partinin süreç içinde nasıl farklı bir pozisyon aldığını ortaya koymaktadır. 2014 yerel seçimlerinde CHP adayı Mansur Yavaş’ın itirazları olmasına rağmen Melih Gökçek’e mazbatası 5 Nisan tarihinde verilmişti. Bugün 8 Nisan tarihinde olmamıza rağmen Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası verilmemekte ve seçim sonuçları iktidara yakın medya tarafından bir darbe olarak konumlandırılmaktadır.

AK Parti sözcüsü Ömer Çelik “Mazbata fetişizmini bırakın” çağrısı yaparken aslında sürecin hukuki olmaktan çok siyasi yönüne vurgu yapıyordu. Aslında AK Parti döneminde bir fetişizmden söz edeceksek bu “milli irade fetişizmi”dir. 2008 yılında Radikal Gazetesi’ne yazdığım bir yazıda şöyle bir değerlendirme de bulunmuştum:

“Fetişizm her ne kadar meta bağlamında ortaya çıkan değerler (kullanım ve değişim) içindeki tapınmayı ve yabancılaşmayı anlatsa da bir yerde kişisel düzlemdeki nesne, olgu ve durumlara ilişkin sorgulamasız kabullenmeyi kodlar. Bunları doğal olana tevdi eder ve bir yerden sonrada onu kutsallaştırır ve o noktada ona bağımlılaşır.”

Şimdi bu mecradan AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın fetişleştirdiği milli irade nosyonuna bakalım:

Türkiye benzersiz bir iktidar oyunuyla karşı karşıyadır. Mevcut iktidar; her türlü eşitsizliği, tahakkümü ve baskıyı “milli irade” dayatmasıyla bütün muhalif kesimleri baskı altına almak için kullanmakta, buna karşı çıkan herkesi ‘milli iradeye karşı gelmekle’ suçlamaktadır.
Yıllarca sandıktan çıkan sonucu ve milli iradeyi dilinden düşürmeyen iktidar partisi bugün rakibini mazbata fetişizmi ile eleştirmektedir. Oysa AK Parti iktidarının İstanbul’da ortaya koyduğu tavır demokratik bir rejimde olağan olan bir süreci nasıl büyük bir kaos gibi görmek, göstermek için çabaladığını da göstermektedir. Bir partinin demokratik olup olmadığı, demokrasi kapasitesi, bilinci ve olgunluğu iktidarda olduğundan çok iktidarı yitirmek zorunda kaldığında gösterdiği tavırla ölçülür.

İsmet İnönü bütün itirazlara rağmen Türkiye’yi çok partili rejime geçirme kararı almıştır. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İstanbul’daki tartışmalara dahil etmeye çalışanlar aslında Türkiye’yi demokratik rejimden uzaklaştırmaya hatta ülkeyi yeniden tek parti rejimine döndürme çabası içinde olanlardır. Dolayısıyla bu süreç AK Parti açısından da, Cumhurbaşkanı açısından da Türkiye demokrasisi açısından da son derece büyük bir sınavdır. AK Parti yönetiminin sandığı veya göstermeye çalıştığı gibi, İstanbul’u kaybetmek aslında Türkiye’de kaybetmek anlamına gelmeyecektir ama seçimde ortaya çıkan iradeyi yok saymak Türkiye demokrasisinin bütününe kaybettirecektir. İstanbul bugün itibariyle coğrafi olarak sadece iki kıtayı birbirine bağlamamaktadır. Bugün itibariyle İstanbul Türkiye ile demokrasi arasında bir köprüdür…