Okudukça derinliğine vakıf olabileceğiniz bir büyük devrimcinin ve yaşadıkça önemini anlayabileceğiniz bir büyük devrimin izinde Cumhuriyetin 96. Yılını kutluyoruz.

Cumhuriyet topyekun bir devrimdir. Hayatın her alanında bu coğrafyada daha önce hiç düşünülmemiş büyük değişimlerin başlangıcıdır. Cumhuriyet bir rejim değildir, bir yönetim biçiminin ötesinde bir yaşam biçimidir.

Daha anlaşılmadan, derinliği görülmeden, tarihsel ve toplumsal anlamı içselleştirilmeden onun bittiğini düşünenler, tartışanlar ve yazanlar bugün artık şunu görüyorlardır; bir büyük dip dalgası olarak halkın içinde devrimin ateşi her geçen gün büyüyor. Çünkü kimsesizlerin, erdem ve fazilet sahibi bireylerin ortak düşü ve gelecek ışığıdır cumhuriyet…

Elbette ve muhakkak devrim bütün hedefleri, öngörüleri ve varmak istediği düzeyde yaşama geçirilmemiştir. Bu ne büyük devrimci Gazi Mustafa Kemal’in, ne de devrimin yani cumhuriyetin suçudur. Çünkü o devrim olağanüstü bir dönemde ve de döneminin çok ötesinde çok büyük, anlamlı ve kuşatıcı bir gerçekçilikle inşa edilmekteydi.

Somutlarsak, bugün yaşadığımız bütün sorunların çözümü devrimci cumhuriyetin ortaya koyduğu iradeyle mümkündür. Uygulanmamış, eksik bırakılmış ya da yeterince kavranamamış olması devrimin suçu değildir.

Pratikleştirirsek; Kürt sorunu ancak ve ancak cumhuriyetin kuşatıcı yurttaşlık ilkesi ile çözülebilir. Eşit yurttaşların birlikteliği sadece bugün için değil gelecekte insanlığın ulaşmayı hedeflediği büyük idealin kendisidir. O nedenle yurttaşlık kurumu devrimci imkan ve şartlarla kimlik sorununu aşmada temel anahtardır.

Alevilerin inanç talepleri ya da farklı dinsel taleplerin karşılanmasının yegane koşulu laikliktir. Laikliğin özgürlükçü karakteri bütün inanç sorunlarının kamusal bir tahakküme dönüşmeden kendi yaşam dünyasında temel pratiklerini gerçekleştirmesinin imkanını sunmaktadır. Şunu belirtmekte fayda var; cumhuriyet hiçbir etnik ya da mezhepsel bir kategori için yapılmadı ya da salt belli grupların sorunları çözülsün diye de gerçekleştirilmedi. Bu devrim sadece kendi toplumunu insanlık ailesinin bir bileşeni yapmak adına ve elbette benzer durumdaki toplumların geleceğine katkı sunmak adına gerçekleştirildi. Ama bunun da ötesinde Cumhuriyet, sadece bir yüzyıla yani geçmiş yüzyıla ait bir devrim ya da model de değildir. Onun felsefesi ve ideali ve de bunları ürettiği gerçeklik ona da denk düşen bilimsel, eleştirel vizyon bir bütün olarak bu devrimi yüzyıllar sonrasına taşıyacak potansiyeldedir.

Türkiye’de mevcut durumu, imkanları, insan potansiyeli ile bu devrimi yeterince ve gerektiği gibi taşıyamamıştır. Bu durum devrimin bittiği anlamına gelmez zira devrim devlete değil topluma emanet edilen ya da toplumsallaştırılan bir içerikle kurgulanmıştır. Türkiye’de devletin Gazi’nin ölümünden sonra idare-i maslahatçı bir çizgiye kayması, yeni devleti devrimci politik iradeden ayrı bir kurumsal işleyişle dünya dengesi içine oturtması bu büyük devrimci atılımı sıradanlaştırmıştır.

Ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda çok büyük etki yaratacak potansiyel taşıyan cumhuriyet devrimi anlatılamamıştır. Başta Orta Doğu halklarına bu devrim anlatılabilseydi başka bir bölgesel düzen kurulabilirdi. Elbette ki devrimin ihracından söz etmiyoruz. Sadece farklı toplumları etkileyecek bir potansiyelin harekete geçirilmemesinden söz ediyoruz.

Siyasal düzeyde yurttaşlığı, ekonomide planlı kalkınmayı, eğitimde fırsat eşitliğini ve bilimselliği, sağlıkta dünya ile yarışacak bir kaliteyi, teknolojik atılımı, tarımsal üretimi, niteliksel akademik sıçramayı hedef alan bir büyük devrim her alanda kendi kendine yetebilen bir ulus yarattı. Köy Enstitülü bir çocuğun hem veteriner, hem Reçber, hem de müzisyen olması işte bu kendi kendine yetebilen ülkenin bir öğrencide cisimleşmiş halidir. İşte o yüzden Cumhuriyet en büyük yatırımı insana yapmıştır. Dünyada kendi insanına bu denli yatırım yapan bir başka devrim yoktur. O nedenle Cumhuriyet bir yönetim biçimin ötesinde insanının kendisini en iyi şekilde yetiştirmesinin, gerçekleştirmesinin rejimidir ve bu yüzden eşsizdir. Kutlu olsun devrimimiz…