Sinemamızın veciz ifadelerinden “Biz başka dünyaların insanıyız” sözü her halde bugün siyaset kurumu ile toplum arasındaki uçurumu anlatmak açısından en sade ve güçlü ifadeyi karşımıza çıkarmaktadır. Devlet ve onun yan aygıtı rolünü bilinçli/bilinçsiz oynayan siyaset kurumu “dipten gelen dalganın” yani farklılaşan toplumsal ve bireysel taleplerin farkında değildir.

Bugün itibariyle çok sayıda aktör, yeni parti girişimleri, siyasal çözülmeleri konuşuyoruz. Salt kişiler ekseninde dar bir “değişimden” söz ediyoruz. Ancak temel bir sorun ve aslında siyaseti var eden, aktöre biçim veren, onu bir özne konumuna taşıyan ve toplumu da o şemsiye altına sokan bir fikir söz konusu değil. Yeni fikri olmayan eski aktörleri tartışıyoruz. Siyaset sadece kişiler üzerinden ya da kurumlar üzerinden tartışılmaz. Hele çok ciddi krizin olduğu bir süreçte bu tartışmalar tümden anlamsız bir hareketliliğe denk düşer.
Türkiye siyasetinin krizi, aktörlerin yokluğundan değil, ülkeyi yeniden demokratik, özgürlükçü zeminde inşa edecek yeni bir kurucu fikrin var olmamasından kaynaklanmaktadır.

Genel geçer bir yasa olarak kabul etmesek de genel olarak toplumsal talepleri birleştiren, onlara cevap üreten fikir kendi aktörünü de yaratır ve yeni bir dönemi başlatır. Türkiye siyaseti toplumsal talepleri toplayacak bir havuzu meydana getirmemektedir. Yaşadığı çağın, ortaya çıkan toplumsal enerjinin, muazzam bir hızla süren değişimin, teknoloji ekseninde kendisini var eden kuşakların ve bu kuşakların ortaya çıkardıkları yeni uzamın oldukça uzağındaki bir siyasetin dünyayı, ülkeyi, yeni toplumsal ve siyasal talepleri okuması beklenemez.

Sadece sorun ekseninde konuşan bir siyasetin, o soruna kaynaklık eden farklı sorun alanlarının diyalektik ilişkisini çözemeyen ve de yorumlayamayan siyasetin tek tek sorunlar özelinde çözüm üretmesi de asla mümkün olmadı, olmayacaktır. Bu çerçevede Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu kriz bir aktör yokluğu değildir. Yeni kurucu bir fikrin üretilmemesidir. O nedenle iktidar olan partiler kısa süre içinde iktidar nimetlerini tüketip siyaset sahnesinden çekilmektedirler. Bugün itibariyle AK Parti’nin bir geleceğinin olmayacağını herkes öngörmektedir. Yerelde iktidarı büyük ölçüde yitirdiğinde girdiği kaostan çıkamayan bir partinin genelde iktidarı yitirmesiyle tümden tarih sahnesinden silineceğini de kısa zaman içinde görmüş olacağız. Çünkü AK Parti artık fikri olan değil sadece lideri olan bir harekettir ve o liderinde bu partiyi farklı bir noktaya taşıyacak yeni bir kurucu fikri ve siyaseti bulunmamaktadır.

Bütün bu siyasi aktörlerin sahneye çıkışı ve kısa süre içinde sahneden çekilişi noktasında tek istisna Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Çünkü CHP bu ülkede kurucu bir fikre sahip olarak kurulmuş ve o kurucu fikrin hala farklı düzeylerde süren geçerliliği ekseninde kendisini yenileyebilmiş ve de o çerçevede iktidarda olmasa da siyasi hayatta kalabilmiş tek partidir. Peki bu yeterli midir? Değildir…

Bugün için artık yeni bir fikre ihtiyaç bulunmaktadır. CHP kendi kurucu siyasetini, sözünü, tarihsel değişimleri dikkate alarak yeniden formüle etmelidir. Salt rakip aktörlerin çözülüşü, konjonktürel ataklarla iktidar olunamaz, olsa bile kalıcı bir etki yaratılmaz. O sebepledir ki siyaset kurumu şu noktayı dikkate almak durumundadır, neden bu denli çok aktör siyaset sahnesine çıkmakta ve siyaset alanı neden bu denli hareketli bir hal almaktadır? Bu sorunun cevabı; her alanda değişim ekseninde biriken enerjidir. Fakat sorun bu enerjinin doğru formüle edilmemesinden kaynaklanmaktadır. O nedenle siyaset kurumu gündelik söz, tartışma ve hareket tarzları arasında salınmakta ve o ölçüde geniş kesimler nazarında itibarsızlaşmaktadır.

Bu çerçevede dönemin ruhuna uygun, toplumsal beklentileri karşılayacak yeni bir kurucu söze, fikre, projeye ve siyasete ihtiyaç bulunmaktadır. Yaklaşık 100 yıl önce gerçekleştirdiği devrimin sözüyle hala ayakta kalabilen ülkenin yeni bir devrimci duruma geçmesi gerekmektedir. Tarih ve toplum bunu dayatmaktadır…