Türkiye üçüncü modernleşme döneminin de sonuna gelmiş bulunuyor. Osmanlı’nın modernleşme bakiyesinin üzerine çok daha radikal ve devrimci bir içerikle Kemalist Modernleşme sürecini yaşayan Türkiye, bu dönemde başarılı bir kuruluş süreci yaşasa da bu dönem tümüyle başarıya ulaştırılamamıştır. Ülkenin tarihsel, ekonomik ve politik sorunlarını aşma noktasında kendince radikal çözümler, tanımlar üreten Kemalist Modernleşme sadece Osmanlı’dan modernleşme bakiyesi devralmadı aynı zamanda sorunları ve krizleri de devraldı. Bu dönemde Cumhuriyet ekseninde yürütülen modernleşme çabası kendi kurumlarını ve kadrolarını yaratmayı tümüyle başaramadı.

Türkiye’nin Osmanlı dönemi dahil gördüğü en radikal modernleşme süreci olan Kemalist Modernleşme, kendi sürecinin tamamlayamadan içeride ve dışarıda biriken enerjiyi doğru süreçlere kanalize edemeden sağ modernleşme sürecine evrildi. Demokrat Parti ile başlayan ve AK Parti dönemine kadar süren bu süreç Kemalist Modernleşme sürecinde var olan sorunları daha da ağırlaştırmış ve hatta Kemalist Modernleşmeyi tersine çevirecek bir politik tutum içine girmiştir. Kemalist Modernleşme’nin Cumhuriyet pratiği ve onun sağladığı imkanları derinleştirilmek yerine daraltılmış, sağ popülist bir yaklaşımla ilk dönem modernleşme süreci farklı hareket ve kavram seteleri ile muhafazakar modernleşmenin önünü açmıştır.

Sağ Modernleşme döneminde Kemalist Modernleşme sol, sosyal demokrat partiler tarafından güncellenmeye çalışılsa da istenen başarı elde edilememiştir. Demokrat Parti’den Adalet Partisi’ne Anavatan Partisi’nden Doğruyol Partisi’ne sağ modernleşme süreci Kemalist Modernleşme’nin Cumhuriyet ile kurduğu toplumsal ve siyasal uzamı tersine çevirmeye çabalamış, Kemalist Modernleşme’nin devrimci içeriğini sağ popülist bir yaklaşımla yüzeysel bir reformizmle adeta boğmuştur. Bu durum aynı zamanda kendi siyasetinin de sonunu getirmiştir.

Türkiye’de modernleşmeyi devrimci bir içerik, ısrar ve detaylandırma üzerine kurmayan her hareket kendisinden daha muhafazakar yapılar, siyasetler üretmiş ve bu durum her alanda daha büyük krizlere neden olmuştur. Böylesi bir ortamda iktidara gelen AK Parti muhafazakar modernleşme sürecini başlatmıştır. Bu süreç kuşkusuz Kemalist Modernleşme’nin anti tezidir. Muhafazakar modernleşme Kemalist Modernleşme’nin yarattığı formasyona, sosyolojiye, devlet sistemine karşı bir vesayet eleştirisi temelinde yeni bir toplum tasarımı üretme işine girmiş ancak bugün ortaya çıktığı üzere ürettiği bütün öncülleri tüketmiş, varsayımlarını çürütmüş ve geride bir modernleşme posası bırakmıştır. Türkiye ve dünya koşullarında artık muhafazakar modernleşmenin bir karşılığı bulunmamaktadır. O nedenle AK Parti de öncülüğünü üstlendiği muhafazakar modernleşmeyi derin ekonomik, siyasal, toplumsal krizlerle bir çözümsüzlük sarmalı içinde yeni bir döneme devretmek durumundadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile muhafazakar modernleşmeyi tek elden yürütmek isteyen AK Parti bir sistem inşa edemediği gibi var olan sistemden daha ağır krizleri üreten bir sürecin içine ülkenin girmesine neden oldu.

Yeni Bir Dönemin Zorunluluğu

Türkiye’de modernleşmenin yeni bir müdahaleye ihtiyacı var. Modernleşme sürecinin sol, sosyal demokrat bir yaklaşımla kendinden önceki süreçleri aşan geniş ve cesur bir toplumsal uzlaşmayla, demokratik içerikte, devrimci bir özle yenilenmesi tarihsel önemdedir. Geride kalan üç modernleşme deneyimlerinin eksikliklerini, yetersizliklerini, olumsuzluklarını aşacak kapsamlı bir demokratik müdahaleye gerek bulunmaktadır. Yaşanan krizler ne dönemseldir ne de salt bir iktidara bağlıdır. Ancak yönetsel düzeydeki yanlışlıklar ülkemizdeki modernleşme sürecinin akıbetini olumsuz bir noktaya taşımıştır. Bugün geldiğimiz nokta adeta hiç modernleşme çabası, mücadelesi vermemiş, böylesi bir birikim sağlamamışçasına dağınık, kaotik ve modernleşme felsefesinin çok uzağında, ağır bir savrulmanın içinde toplumu bir cendereye sokmuştur. Modernleşmeye dönük evrensel ve ulusal eleştiriler, post modern dönem ve bugün içinde olduğumuz “hakikat sonrası dönem” modernleşme sürecinin bitimi olarak tanımlansa da aslında bu kavramsal ve kategorik eleştirilerin yeni bir durum, düzen yaratmadığı da ortadadır. O nedenle Türkiye’de modernleşmeyi yeniden radikal bir çerçevede ele almak, yeniden tanımlamak, tasarımlamak ve geleceğe yön vermek gerekmektedir. Bunu yapacak tek aktör ise Türkiye’nin soludur. Modernleşmenin sol versiyonunun gösterime girmesi gerekmektedir. Modernleşme 4.0’ın solun eli ile yürütülmesi tarihi bir zorunluluktur. Yurttaşlık temelinde, kimliklere hapsolmayan, daraltıcı hiçbir önyargıyı taşımayan herkesi demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde bir araya getirecek bu modernleşme süreci hem ülkenin temel sorunlarının çözümünde hem de modernleşme sürecimizin başarıya ulaşmasında çok büyük bir imkan yaratacaktır.