Toplumsal ve siyasal alanın kimlik eksenindeki parçalanmışlığından tarihin bir tür zorunlu rolünün gereği olarak uzaklaşıyoruz. Çünkü ekonomik alandaki eşitsizlikler, dünya sisteminin krizi ve ülkemizdeki kriz yeni bir tür sorun alanı ve her sorun alanında olduğu gibi yeni bileşimler, yeni ayrışmalar üretmektedir. Solun aslolanı sınıfsal çelişkisidir, tarihi ve somut tespiti bir kez daha geniş kitlelerin gündemindedir. Bir tarihsel hakikatin hakkını temsil edilmesine tanıklık edeceğimiz zaman dilimine girmiş bulunmaktayız. Bunun dünyada da ülkemizde de mutlak yansımaları olacaktır. Dünyadaki yeni enternasyonalizm tartışmaları buna örnektir.

Türkiye için ise asıl gündem yerel seçim. Yaşanan değişimin 31 Mart seçimine yansıyacağı elbette ki muhakkak ancak oranını çok yüksek bir düzeyde tutmamakta fayda var. Şunu vurgulamak gerekmektedir; Türkiye tarihinin en zorlu ekonomik süreçlerinden birini yaşıyor ve bu durum bireyin yaşamına her geçen gün daha çok yansıyacaktır. Bu yansıma elbette ki seçimleri etkileyecektir. AK Parti iktidarı bu nedenledir ki ekonomik alan dışındaki alanlarda geleneksel kutuplaşmalara yaslanmakta ve süreci yerel seçime kadar böyle götürmeye çabalamaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi ve solun bütünü için bu gerçeği görüp buna göre davranmak en sağlıklı yol olmakla birlikte başarılıp başarılmayacağı kuşkuludur zira örgütsel bir iletişimi olmayan yapılarda her an ana slogandan, iletiden, temadan sapma olasıdır. Kurumsal ve örgütsel iletişimi gerçekleştirmemiş yapılarda sapmalar mümkündür ve bu sapmalar her seçim döneminde olagelmekte ve buna dair kalıcı bir çözüm üretilememektedir. Bütün bu gerçekliğe rağmen dünya ve ülke gündemi iktisadi ve sınıfsal bir zemine oturmaktadır ve oturdukça siyasal yapılar, o yapıları tanımlayan unsurlar değişmektedir. Bu değişim her alanda yeni bir süreci ortaya çıkaracaktır. Buradan şöyle bir beklenti kimsede oluşmamalıdır; “böylesi bir süreçte sola kitlesel kaymalar olacaktır”. Ancak süreci öngören, iyi analiz eden, doğru tanımlayan ve kitlelere bunu ulaştıran yapılar/partiler öncü bir konuma gelecektir. Bu da yetmez, buna ek olarak çok ciddi, tutarlı çözümlerin sunulması elzemdir. O nedenle 2019 yılı aslında solun kendisi için bir yeniden inşa sürecinin başlangıcı olmalıdır. Seçimlerde belli oranlarda değişimin ip uçlarını görebiliriz. İktisadi ve sınıfsal alandaki alt üst oluşlar, dünya sistemindeki derin çatlaklar, Türkiye içindeki üst üste binen krizler; yeni siyasi fikirleri, tartışmaları, arayışları gündeme getirecektir. O nedenle 2019 yılı çok ciddi sorgulamaların başladığı bir yıl olacaktır ya da daha da geliştirecek olursak var olan hoşnutsuzlukların nasıl çözüleceğine ilişkin formüllerin üretileceği bir dönem olacaktır.

Bu çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi iki tarihi sorumlulukla karşı karşıyadır. İlk olarak var olan yaşam alanlarını korumak ve yenilerini eklemektir. Yani kendisinde olan belediyeleri korumak ve bunlara yenilerini eklemektir. Bunun çok ciddi bir imkanı bulunmaktadır. Belki bunun kadar önemli olan bir diğer tarihsel sorumluluk ise entelektüel olarak kurumuş bir ülkede ve partilerde yeni tartışma süreçlerini başlatmaktır. AK Parti entelektüel sermayesini tüketeli epey olmuştur. Bu nedenle gün geçtikçe statükoculaşmaktadır. Bunun karşısında özgürlükçü ve eşitlikçi bir sol çıkış tarihsel önemdedir. Hem ülkede yaşanan umutsuzluğu kırmak ve bu ülkeye dair hayalleri yeniden yeşertmek hem de kimliksel olarak bölünmüşleri yeniden bir araya getirmek için solun kendisini ekonomi-politik temelde yeniden kurması, bunun tartışmasını yapması elzemdir.

Genel olarak 2019 seçimleri belli ölçülerde bir değişim sürecini başlatacaktır. Ancak asıl önemli olan yeni bir paradigma ihtiyacını çok daha fazla hissedeceğimiz ve buna dönük kimi adımların da atılacağı bir süreç olacaktır. Dolayısıyla 2019 seçimleri ne bir başlangıç ne bir sonuç olacaktır. Üstelik hangi sonuç alınırsa alınsın değiştirmeyeceği tek şey ülkedeki dinamiklerin artık kimlik ekseninden çıkıp sınıf eksenli bir hal alacağını bize göstermesidir. Bugün itibariyle önü açık tek siyasal yapı soldur ama bu solun da kendisini geleneksel kusurlarından kurtarıp ülkenin gerçek dinamikleriyle yeniden tanımlanmasına bağlıdır…