Hürriyet yazarı Akif Beki bugünkü köşesinde Sözcü gazetesine yapılan ‘FETÖ’ operasyonunu eleştirerek tepki gösterdi. AKP’nin ‘demokrasi, reform ve değişim’ sloganıyla ilan edilen kongre sürecini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Brüksel ziyaretini hatırlatan Akif Beki Sözcü gazetesine yönelik suçlamaları eleştirdi.

Akif Beki’nin yazısının tamamı şöyle:

Yarınki kongrenin tanıtım afişinde, “Yeni atılım dönemi”nin başlangıcı diye duyuruluyor. “Demokrasi, reform ve değişim”in miladı diye anons ediliyor.

Ve iki gün kala, ‘Sözcü gazetesinin yöneticilerine FETÖ baskını’yla uyanıyoruz.

Üstelik soruşturma 6 savcı eskittikten sonra, 7’ncisi alıyor bu kararı.

Önceki savcıların göremediğini görüyor, bulamadığı yeterli şüphe kanıtını buluyor ve operasyona kanaat getiriyor.

HAYIRDIR İNŞALLAH
15 Temmuz’da, tanklar köprüye çıkmadan yaklaşık 4 saat önce… Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı adresi internetten haber vermekle suçlanıyor Sözcü.

Tek somut gerekçe; Erdoğan’ın kaldığı otelden kimseler haberdar değilmiş gibi… Darbecilerin, bunu Sözcü’den öğrendiği iddiası.

Yani tepelere kadar sızan onca FETÖ’cü koruma, polis, başyaver, general bilmiyor. İçeriye soktukları köstebekler haber vermiyor yerini.

Hiçbir istihbaratları, hazırlıkları, keşif çalışmaları yok. Kala kala bir gazetenin internet sitesine kalıyorlar.

Sözcü yazmasa, nerede olduğunu bilmeden harekete geçecekken… Sitesinden alıyorlar haberi, öyle mi?

KARANLIK NOKTA KALMASIN
Bu kadarla anlatabilir misiniz kimseye?

Varsa elinde ikna edici bulgular, hiç gecikmeden ortaya koymalı savcılık.

Hepsi bundan ibaretse, inandırıcılığı kalır mı?

‘Soruşturmanın gizliliği’ne sığınmak da vaziyeti kurtarmaz.

Geçmişte, özel yetkili süper savcılar çokça denedi bunu.

“Bilmediğiniz şeyler var, şimdi açıklayamıyoruz, az bekleyin, yargıyı rahat bırakın da işini yapsın, gazetecilikten tutuklanmadılar, muhalif sesleri susturmak için değil” demediler mi?

Ama Ahmet Şık’ların, Nedim Şener’lerin, Hanefi Avcılar’ın hangi gazetecilik dışı faaliyetlerden dolayı tutuklandıklarını açıklayabildiler mi?

AYDINLATMAK TEREDDÜTLERİ GİDERİR
İşlemin haklılığını ve doğruluğunu dayanaklarıyla ispat zahmetine girmeden, ‘biz yaptık oldu’ya getirmek, yargıya inancı sarsar.

Cuntacılarla, çetecilerle mücadeleden aldıkları meşruiyeti istismar edenler olmadı mı?

Yetkilerini kötüye kullanmadılar mı?

Demokrasi mücadelesine verilen desteği, gösterilen iyi niyet ve güveni suistimale uğratmadılar mı?

Dost uyarılarına bile aldırmadan burunlarının dikine gitmediler mi?

‘Kurunun yanında yaş da yanar, ses etmeyin, büyük davalarda olur böyle şeyler’ diye diye… Sudan sebeplerle, umarsızca hayatlar karartmadılar mı?

KAFA BULANDIRANLARA FIRSAT VERİLMESİN
Vesayet çetelerini suçüstü yakaladık diye aldattılar, kandırdılar. Kendileri vesayet çetesi ve kumpasçı çıktı.

Dokunan yanıyordu, sahiplenenleri de yaktılar.

Arka çıkanları utandırdılar, destekçilerini mahcup ettiler, başları öne eğdirdiler.

Darbecilerle gerçek bir hesaplaşmayı özel gündemleri için sulandırdılar.

Gizli ajandaları uğruna Ergenekon ve Balyoz gibi davaları araçsallaştırdılar, hukuku hiçe saydılar.

Demokrasi mücadelesini; sahte, düzmece, kurgulanmış, uydurulmuş suçlama ve kanunsuzluklarla baltaladılar.

Yaptıkları en büyük kötülük, darbe davalarının sahiciliğini yok etmek olmadı mı?

BENZETMEK GİBİ OLMASIN
FETÖ’yle mücadelede de bir araçsallaştırma ve sulandırma tehlikesine karşı en başta savcılar, uyanık olmak zorunda.

Sütten ağzı yananların, yoğurdu üfleyerek yiyecek dikkat ve teyakkuzu göstermeleri beklenir.

Suçlamaların altı dolu değilse, en büyük zararı FETÖ’yle mücadeleye verir.

Erdoğan, birkaç gün sonra Brüksel’e kongre afişinin rüzgârıyla gidecekti. AB liderleriyle çetin müzakerelere oturacaktı.

O lansmanın etkisini kırmak, inandırıcılığını sabote ederek Erdoğan’ın elini zayıflatmak kime yarar, kimi sevindirir?