Giriş

Bugün için “Korona Virüsünün” 6 temel boyutu ile karşı karşıya insanlık. Bunlar;

1-Hastalık yanı
2-Uluslararası (küreselleşme) boyutu
3-Panik etkisi
4-Ekonomik etkileri
5-Dijitalleşme ve
6-Sosyal yaşam boyutudur.

1-Hastalık Yanı

Hastalık boyutu ile ilgili tıbbi tedbirler araştırılıyor. Bilimin bu denli geliştiği bir çağda sonuç alıcı bir tedavi bulunmaması manidardır tabi. Ama bu bir yana, korku ve panik yerine tedbirli olmak, hijyene dikkat etmek gerekiyor.

Lakin yaşadığımız her dakika krona olmadan da vücudumuzda binlerce sağlıklı hücre binlerce mikropla/virüsle mücadele halinde zaten. Eğer virüsler/mikroplar kazanırsa hasta oluyoruz; sağlıklı hücrelerin üstün gelmesi durumunda ise sağlıklı olarak yaşamımıza devam ediyoruz. Pata durumunda ise ateşimiz çıkıyor. Sonucu yardımcı kuvvetler belirliyor (devrim – karşı devrim gibi).

Sağlığın yardımcı güçleri moral, temiz bir yaşam ve keyifli sosyal ilişkilerdir, gülebilme yeteneğidir. Virüs ve mikropların yardımcıları ise stres, korku, kaygı ve paniklemektir. Ne garip ki medya paradoksal olarak bugünlerde tam da buna hizmet ediyor. İnsanın aklına şu geliyor: Acaba bazı egemen güçler kendilerince bir takım sonuçlara ulaşmak için bile bile mi bunu yapıyor/yaptırıyor.

Güç zehirlenmesine uğramış makyavelist, neronist ve faşizan kurum ve kafalar için bu olmayacak bir şey değil. Olaya bir de bu gözle bakmakta yarar var, çünkü büyük oyunu ancak kobay gibi gördükleri milyonların birlikte hareketi bozabilir.

2- Uluslararası Küreselleşme Boyutu

Hastalık yaklaşık 150 ülkeye ulaşarak neredeyse bütün dünyayı kaplayan (pandemik) bir hal aldı. Bu durumda başta Birleşmiş Milletler Sağlık Örgütü olmak üzere küreselleşmenin getirdiği ulusüstü kuruluşların, ekonomik, çevresel ve hatta siyasal örgütlerin devreye girerek etkili ve sonuç alıcı tedbirler alması lazım. Bunun yerine her ulusun içe kapanarak kendi yağı ile kavrulduğu bir manzara ortaya çıktı. Bu da küreselleşmenin çözüm kapasitesinin olumsuzlukları yayma kapasitesi kadar gelişmediğini gösteriyor ve küreselleşmenin insanlığa mutluluk getirmeyeceği tezlerini ispatlamış oluyor. Dünyamızın bu yönüyle büyük bir boşlukla karşı karşıya olduğu ve yeni bir kosmogenia’ya (büyük anlatıya) ihtiyaç olduğu aşikar.

3- Panik Etkisi

İşin en kötü yanı yaratılan toplumsal travma. Çünkü panik, korku sarmalını, korku sarmalı toplumsal felce götürür ki ortaya çıkan bu sonuç, sebebin kendisinden daha tehlikeli bir durum. Çünkü böyle giderse dünyaya kaos ve belirsizlik hakim olacak. Bu da en çok dünyayı kendilerine göre dizayn etmek isteyenlerin işine gelir. Çünkü kaos ortamında korku egemenin kullandığı kırbaçtır. Kitleleri istedikleri yöne doğru bu kırbaçla sürmeyi isteyen kudret ve servet sahibi kötü niyetli kuruluş ve kişiler bunun için her zaman pusuda beklerler. Onların oyununa gelmeyelim. Bizi ölümle tehdit edip sıtmaya razı etmek istiyorlar. Ya ölüm ya kölece yaşam. Sağlıktan vazgeçmediğimiz gibi özgürlükten de vazgeçmeyelim. Biri ölümü öbürü esareti getirir. Ya biri ya diğeri değil, ikisini de reddedelim; bunun yerine hem sağlıklı hem de özgür yaşamayı istemeliyiz. Bu insan olmanın onurundan kaynaklanan en temel hakkımızdır.

4-Ekonomik Etkileri

Bir pandemik virüsle küreselleşme resmen çuvalladı. Durum burada da kalmayacak; küreselleşmenin temel dayanağı olan mal, hizmet ve insanların açık kapı politikasıyla serbest dolaşmasının sekteye uğraması onu büyük bir krize sokacaktır. Dünya zaten bir krize doğru gidiyordu şimdi küresel ekonomik anlayışa uymayan içe kapanma uygulamaları çok sayıda firmayı batıracak ve krizi boyutlandıracaktır. Sadece firmalar değil ekonomisi kırılgan ve zayıf devletler de sarsılacaktır.

Ne ki bulaşmada sosyal adaletçi davranan, zengin fakir ayırmayan virüs, ekonomik krizde zengini daha zengin yaparken fakiri daha da fakirleştirecektir. Kimi ekonomik kurumlar ve servetler el değiştirecektir. Böylece baskıcı ve otoriter rejimlere gün doğacak, kendi iktidarlarını daim etmek için her türlü anti-demokratik uygulamayı virüs ile meşrulaştırmaya çalışacaklar.

5-Dijitalleşme Boyutu

Hızla etkileri her geçen gün daha da belirginleşen dijital bir çağa geçiyoruz. Tarım imparatorlukları zamanında toprak, sanayi döneminde ham madde ve pazara hakim olamak önemliydi. Şimdi ise artık endüstri.4 çağı ile bilgi teknolojileri dönemini yaşıyoruz, burada ise beyin ve zihin önemli.. Dolayısıyla toprak fetihleri ve pazar egemenlikleri çağlarından sonra uzayda iletişim devriminin gerçekleşmesi ile birlikte şimdi zihinlerin fethinin yaşandığı bir çağdayız.

Kapitalizm yaşadığı birinci büyük krizden sonra ulusal sınırlar içinde doygunluğa ulaşan sermayeyi başka yerlere transfer ederek kendini sürdürmeye çalıştı. Aslında sermaye ile birlikte ham maddeleri tükenmeye yüz tuttu, geleneksel pazarları da doyuma ulaşmıştı. Yanı sıra antibiyotiklerin çocuk ölümlerini azaltması ile nüfus birden artmaya başladı. İşte sermaye karlılık arayışı ile birlikte yeni ham madde ve pazar arayışı ve fazla nüfusun başka yerlere akıtılması emperyalizmi doğurdu. Pahalı bir metot olan fetihçi ve işgalci emperyalizm çağın ruhuna uygun biçimde kılık değiştirerek küreselleşmeyi doğurdu. Küreselleşmenin de sürdürülebilir olmadığı kapitalizmin içine girdiğimiz dördüncü büyük krizi ile anlaşılacak ve küreselleşme de sonlanacaktır.

Şimdi konunun can alıcı kısmına gelelim. İnsanı araç olarak gören kapitalizm dört nedenle insana ihtiyaç duyuyordu: 1).Fabrikalarda üretim için, (artık bu ihtiyaç robotlar tarafından karşılanıyor) 2).Savaşlarda kendisi namına dövüştürmek için (artık insansız savaş makineleri, güdümlü füzeler vs ile yapılıyor bu işler.) 3-Hizmetler sektöründeki işler için (artık sürücüsüz arabalar, robot doktorlar, mahkemeler, muhasebeciler vs dönemine geçiliyor) Yeni dijital dünya bu üç ihtiyacı da artık makinelerle (robotlarla) halleder hale geliyor. 4) Tüketim için. İşte henüz buna bir çözüm bulunmuş değil. Onların ürettiği malları satın alacak, karlarına kar katacak tüketiciler gerekiyor, henüz bunu ikame edecek bir şey bulunmuş değil. Bunun için onlara yeni bir çözüm gerekiyor. Buna da çözüm bulduklarında dünya üzerindeki nüfusun üçte ikisinin gereksiz olduğuna karar verip itlaf etmekten geri durmayacaklardır!

Evet dijital bir çağda hızla ilerliyoruz. Artık makineleri üreten makineler çağındayız. Daha da ötesi artık makineler insanlaşıyor ve insanlar da giderek makineleşiyor. Algoritmaların yöneteceği bir yöne doğru gidiyoruz. Sadece üretim, savaş, iş yaşamı dijitalleşmiyor; eğitimde, sağlıkta, sosyal ilişkilerde hatta aşkta bile bu gelişmeler yaşanıyor/yaşanacak. Kimilerin ileri sürdüğü gibi bu corona virüsü bu geçiş süreci için bir test mi? Olabilir, ama henüz bunu demek için erken. Sonuçlar nasılsa gösterecek.

6-Sosyal İletişim ve İlişkiler

Sosyal ilişkilere gelince; şu kadarını söyleyeyim, bizi hayvanlardan ayıran en temel yönümüz sosyal bir varlık olmamızdır. Bunu bizden almalarına izin verdiğimiz gün güdülen sürülere döneriz. Çünkü yeme, içme, beslenme gibi zorunlu ve doğal ihtiyaçlar ile cinsellik gibi doğal ama zorunlu olmayan ihtiyaçlar hayvanlarla ortak yönümüzdür. Ne doğal ne de zorunlu olmayan sosyal ve kültürel ilişkilerdir bizi diğer canlılardan ayıran. O yüzden bizi insan yapan bu yanımız saldırı altında olduğunda onu savunmak için mutlaka savaşmalıyız, mücadele etmeliyiz.

7-Sonuç

Sonuç olarak şununla bitireyim: Çetin Altan’ın o meşhur deyişi şimdi hepimize gerekli: Enseyi karartmayalım ve umudu yitirmeyelim. Çünkü bir insan parasını kaybederse bir şeyini kaybeder; sağlığını kaybederse çok şeyini kaybeder, ama umudunu kaybederse herşeyini kaybetmiş olur. Her koşulda Umudu diri tutmak gerekir.

Yüreği sevgi barış dolu güzel insanlar, umut hiç bitmeyen bir bahar mevsimidir, içinde karda yağar fırtınada kopar ama çiçekler hep açmaya devam eder..