17 Yıllık AKP İktidarı

AKP 17 yıldır iktidarda. Bu süre içinde çok seçim oldu ama hiç birini kaybetmemiş olması toplumda zaten güçlüden yana olan algısını zaman içinde daha da güçlendirmişti. Sürenin uzaması, üst üste seçim alınması, AKP’nin alternatifi yok, AKP daha uzun yıllar gitmez algısının, büyülü bir biçimde yerleşmesine neden oldu. Ancak İstanbul seçimleri başta olmak üzere son seçim bu büyüyü bozdu. Alternatifsizliğin bir masal olduğu, gitmeyeceğinin de sadece uydurulmuş boş bir hayal olduğu ortaya çıktı.

AKP artık gitmeli. Başta kaldığı süredeki kötü yönetimi, hem ülkeye hem de kendisine zarar veriyor. Bunu sadece biz söylemiyoruz, daha önce AKP’de genel başkanlık yapmış, AKP iktidarlarında başbakanlık, önemli bakanlıklar yapmış, bugün artık yolun sonuna gelindiğini söyleyerek ayrılanlar da söylüyor.

Peki ne oldu, nasıl oldu da büyü bozuldu? Bu siyasi, ekonomik, sosyal ve diplomatik başarısızlıkların sonucudur. Artık kötü yönetmenin de ötesinde yönetemiyor. Yönetenlerin yönetemediği, yönetilenlerin de yönetilemediği yerde baskı, sindirme korku devreye girer. Hak, hukuk, adalet yerlerde sürünür. Yönetme meşruiyeti şiddet ve baskıyla yer değiştirir. Belki bu yaklaşımlarla iktidar(lar) ömrünü bir miktar uzatabilir ama halkın rızası yerine baskı ve hukuksuzlukta meşruiyet arama anlayışı kaçınılmaz sonu daha da hızlandırır.

Siyasi Sonuçlar Neden Olarak da İşlev Gördü

AKP artık sorunları çözmekten ziyade kendisi çözülmesi gereken bir sorun haline gelmiş durumda. Tek adam rejimine duyulan tepkiler giderek artmakta, toplum olan biteni şimdilik sessizce not etmekte. Halkın büyük çoğunluğu tek kişilik yönetim istemiyor. Nitekim bugün bütün sorunlar sarayda tespit ediliyor, bütün çözümler sarayda üretiliyor, bütün kaynaklar sarayda toplanıp dağıtılıyor. Saray üstesinden gelemiyor. Tek adamla, tek bir merkezden yönetilen bu katı merkeziyetçi, bürokratik yönetim anlayışı artık işlemiyor, 80 milyona yetişemiyor, yönetemiyor. Yönetemez de.. Dünya bu anlayışı bırakalı haylı oldu, biz ise bir kişinin isteğine bağlı olarak bunu yeniden tesis ettik.

Ayan beyan ortada, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bekleneni vermedi, aksine ülkeyi geri götürdü. Bunun ucube bir sistem olduğunu, dünyada karşılığının olmadığını, fren ve denge sistemlerinden mahrum oluğunu, kuvvetler ayrımını ortadan kaldırdığını, kişiye mahsus oluşturulduğunu, bunun yürümeyeceğini söyleyip durduk. Buna karşı, savunanlar ise bu yönetim biçimi ile Türkiyeyi uçuracaklarını ileri sürdüler. Sonuç ortada: Türkiye bir sene içinde yönetilemez hale gelerek adeta çakıldı; her alanda irtifa kaybediyor. Halk rıza göstermeyince zor, baskı ve anti demokratik uygulamalar devreye sokularak, hukuk bir sopa gibi kullanılarak susturulmaya sindirilmeye çalışıldı. Aydınlar, siyasetçiler, yazarlar, düşünürler, gazeteciler hapishaneleri doldurdu. Öyle ki hapishanelerde yatacak yer kalmadı. Baskılar ve anti demokratik uygulamalar dayanılmaz boyutlara ulaştı. İktidar hala bu minval üzere eline geçirdiği devlet gücünü kendi iktidarını sürdürmek için kullanıyor. Baskılar, yasaklar ve kayyımlar peşe peşe sürüyor. Hak ve adalet arayışı engelleniyor, hukuk vesayet altında. Bir yandan bunlar olurken öte yandan, partizanlık, kayırma (nepotizm), siyasi kirlilik, köşe dönme (korropsi) almış başını gidiyor. Ama artık büyü bozuldu, kopmalar başladı. İnsanlara kutuplaşmadan gına geldi, 18 yıllık AKP yönetiminden duyulan bıkkınlık had safhaya ulaştı.

Sosyo Ekonomik Yapı Bozuldu

Ekonomi kriz içinde, gelir dağılımındaki bozulma had safhada, işsizlik dayanılmaz boyutlara ulaştı. Esnafın kepenk kapatması, üretim durma noktasına gelmesi, inşaat ve emlak sektörünün çökmesi, faiz ve dövizde bir türlü istikrarın sağlanmaması, enflasyonun ve zamların artması yoksulluğu daha da artırdı. Nüfusun yarıya yakını yoksulluk sınırında onun da yarısı neredeyse açlık sınırında.

Kutuplaşma, otoriterleşme at başı gidiyor; siyasi bölünmüşlük artıyor, din siyasallaştı, göç ve kaç hareketleri ile kentlerin altı üstüne geldi. Suç oranları, kadın cinayetleri, tecavüzler her geçen gün artıyor. Adalet arayanlar mafyozi ilişkilerle ortaya çıkıyor, kimi mafya artıklarının suç teşkil eden söylemleri görmezden gelinerek adeta teşvik ediliyor.

Başarısız Dış Politika Türkiye’ye Pahalıya Mal Oluyor

Dış politikada büyük bir başarısızlık söz konusu. Suriye’de iflas eden politika, başa çıkılmayan mülteci sorunu, İdlib’i yüzüne gözüne bulaştırma, Kürtleri açıktan düşman gibi karşıya alma adeta bir başarıymış gibi topluma sunuluyor. ABD ile gerilimli, inişli çıkışlı ilişkiler sürüyor, buna karşın Yeni Avrasyacılık tehdit olarak batıya karşı kullanılıyor. Dün Ergenekoncu diyerek içeri attıklarının bugün misyonuna kendisi soyunmuş bir iktidarla karşı karşıyayız. AB tamamen rafa kaldırılmış durumda, İran ile Suriye ile gerilim sürüyor. Rusya ile ne yapacağını bilmeyen, zaruri değilken ekonomik kriz içinde kişisel hırs ve duygularla S400 lerin alınması Türkiye’yi ekonomik ve siyasi olarak zora soktu. Doğu Akdeniz’de yalnızlaştı, tecrit edildi. Üstüne üstlük bütün bu başarısızlıklar başarı olarak yutturulmaya çalışılıyor.

İç politikadaki Tutum Kutuplaşma ve Bölünmeyi Körüklüyor

İç politikada ise farklı bir oyun oynanıyor. CHP’yi yalnızlaştırmaya, HDP’yi de kriminalize ederek meşru siyasi alanın dışına sürmeye çalışıyorlar. Bunu da CHP ile HDP’yi karşı karşıya getirmeye çalışarak yapıyorlar. Kayyım atamayı perdelemek için Anneler operasyonunu devreye sokulmakla kalınmıyor, annelerin acıları arasında ayırım yapılıyor. PKK üzerinden yıllardır HDP’ye yaptıklarının aynısını bugün HDP üzerinden CHP’ye uyarlamaya çalışılıyor. Dün PKK üzerinden HDP’ye saldırırlar bugün aynı taktikle HDP üzerinden CHP’ye saldırıyorlar. Dün HDP’ye “PKK teröristir” de, diyenler bugün CHP’ye “HDP teröristir” de, “demezsen sen de onunla işbirliği içindesin” diyerek suçlu ilan etmeye çalışıyorlar.
Bütün bunlara bakınca Erdoğan’ın bir seçime gitmek zorunda olduğu düşünülebilir. Ancak bu koşullarda bile iktidara şu yada bu şekilde (yasaklar ve yolsuzluklarla) halkın gittikçe yoksullaşmasına rağmen iktidarını yasaklar ve hatta yolsuzluklarla sürdürmeye çalışacak.
Seçim Olur mu?
Ne zaman seçime gidebilir? Bir şey, olağanüstü bir olayı meydana getirdikten, kendine uygun bir ortam oluşturduktan sonra ancak seçime gidebilir diye düşünüyorum. Bunun için de olağan dışı bir şey olması lazım, olmazsa da kendisi yaratacaktır. Yani seçim için bir şey olacak, bir şey yapılacak. Bu nasıl bir şey olabilir, nasıl bir olay olabilir? Bir kere ekonomideki negatif algıyı değiştiren, dış politikadaki tükenmişliği tersine çeviren hatta dış politikadaki başarısızlıklarını örtecek, onları kendince kahramanlığa çevirecek ve bunun propagandası ile toplumu yönlendirecek bir şey olmalı.. Yetmez, muhalefeti de bir birine düşürecek, özellikle de CHP’yi yalnızlaştıracak bir strateji olacak.

Muhalefet Ne yapmalı?

Tabi bütün bunlar başta CHP olmak üzere muhalefetin maharetine bağlı. Muhalefet bu tuzağa düşmemeli, bu oyunu mutlaka, ama mutlaka bozmalı. Yoksa iktidarı göremez. CHP’ye büyük iş düşüyor bu süreçte. CHP iktidarın bu stratejisini boşa çıkarmakla birlikte iki şeyi daha başarmak zorunda: 1) Referandumda başlattığı, yerel seçimde sürdürdüğü, 23 Haziran İstanbul seçimlerinde zirveye ulaştırdığı partiler arası işbirliğini mutlaka sürdürülmeli. 2) AKP ve MHP’den alınmış büyük şehirler başta olmak üzere belediyelerde mutlaka başarılı olmalı. Unutmayalım AKP yerelden genel iktidara gelirken CHP yerelde iktidarken düştü ve yıllardır iktidara gelemedi. Yiğit düştüğü yerde kalkar diye bir söz var bizde. CHP de yerelden iktidara yürümelidir.