S 400 ile başlayan, Doğu Akdenizle devam eden kriz, ABD’nın İran’a yeniden ambargo uygulamaya başlaması Ortadoğu politikalarını ve Türkiye ilişkilerini yeniden tartışmaya açtı. Bu yazıda, ABD İran Suudi Arabistan başta olmak üzere Ortadoğu politik hedeflerini ve bunların altında yatan nedenleri ele alacağım. Bundan sonraki ikinci yazıda ise ABD Türkiye ilişkilerini irdeleyeceğim.

ABD’nın Ortadoğu Hedefleri

ABD’nin Ortadoğu’daki politik hedefleri beş ana başlıkta toplanabilir. Bunlar;

  1. ABD’nın Ortadoğudaki en temel hedefi enerji kaynaklarına, yani petrole ulaşılabilirliği sağlamaktır. Bu politika öncelikle ABD şirketlerinin çıkarlarının korunmasına hizmet eder. İkinci olarak da, bu anlamda petrolün pazarına hakim olunması, fiyatının belirlenmesinde etkin olunması, ulaşım yollarının kontrol altında tutulması demektir.
  2. ABD’nın Ortadoğudaki, ikinci temel hedefi, kendisinin oluşturduğu dünya düzenine uymayan devlet ve örgütleri uydurmaktır. Özellikle kafa tutanları bu düzene boyun eğdirmek ya da uydurmaktır. Her ne kadar Trump küresel düzene karşı gibi bir söylem geliştirse de ABD devletinin temel kurumları dünya devleti, küresel devlet politikasından vazgeçmiş değildir. Bu amaç ve hedefler hala yürürlükte ve ABD’nın çeşitli güçleri ve kurumları tarafından yürütülmektedir. Bir takım nuanslar olsa da ABD seçkinleri olan siyasi elitler(Beyaz Saray), askeri elitler (Pentagon) ve ekonomik elitler (Wall Street) bu noktada, yanı Amerika Birleşmiş Devletlerinirin hegemon olma politikasında birleşmiş ve anlaşmış durumdadırlar. Yani demem o ki Beyaz Saray sadece Trump’tan ibaret olmadığı gibi, onun dışındaki kurumlar da Beyaz Sarayı dikkate alarak iş yürütürler. En önemlisi analiz yaparken Pentagon ve Wall Street’i de unutmamak gerekir. O nedenle ABD uluslararsı düzeyde kendi kurduğu düzene ve çıkarlarına uymayanları uydurmak, kafa tutanları biat ettirmek istemesi geçmişten gelen geleneksel politikasıdır ve bu politika hala devam etmektedir. Geçmişte, Türkiye’nin de bir parçası olduğu Büyük Ortadoğu Politikası (BOP) ile neşru nema bulan bu politika başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok yerinde uygulanmaktadır.
  3. ABD için Ortadoğu politikasının önemli bir ayağı da İsrail’ın Ortadoğudaki güvenliğidir. Daha doğrusu İsrail’in güvenliğinin her ne pahasına olursa olsun güvenceye almaktır. Bu durum, ABD’nın kadim gücü Yahudi lobisi nedeniyle ve Ortadoğuda kendi çıkarları açısından vazgeçemeyeceği stratejik bir hedeftir. Bu hedef otomatik olarak İran’ı sınırlamayı gerektiriyor. O yüzden ABD için, İran’nın Ortadoğu’daki nüfuzunun (özellikle Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da) her ne pahasına olursa olsun kırılması bunu yapamıyorsa belli oranda sınırlandırılması büyük önem taşıyor. Nukleer anlaşmanın buzulması ve ambargo meselesini de bu minvalde okumak gerekir. Suriye politikasını da bu bakış belirliyor.
  4. Ve nihayet ABD, Ortadoğu’daki küresel çıkarlarını korumak, Rusya ve Çini frenlemek istiyor. Rusya hala bölgesel bir devlet konumundan küresel bir konuma geçmemişse bile Çin hızla bu konuma yükseliyor ve hatt ABD’nın bu konudaki tahtını zorluyor.
  5. ABD aynı zamanda Ortadoğu’yu bir sıçrama tahtası gibi kullanarak Kafkaslara, Balkanklara ve uzak Asya’ya siyasi, askeri ve ekonomik olarak sıçramayı, açılmayı amaçlıyor.

ABD’nin temelde ana hedefleri bunlar.

İran’la Çekişme ve Suudilerle Birleşme

ABD bu hedefleri gerçekleştirmek için nasıl ki İran’ı devre dışı bırakmak istiyorsa aynı şekilde Suudileri de her aşamada içeri alıp kullanıyor. Suudiler’in bölgesel bir güç olmak için ABD’yi arkalarına almak zorunda olduklarını biliyor. ABD, İran kartını Suudilerle daha etkili kullanacağını biliyor. Arap ülkeleri içinde İsrail’le iyi ilişkiler kuran ülkelerin başında Suudilerin gelmesi tesadüf değildir. Ayrıca Suudiler İran ile her konuda karşıtlık ve rekabet içindeler, (başta ekonomi, askeri, nufüz ve mezhep olmak üzere) her bakımdan çıkar çatışması yaşıyorlar.

Bunların yanısıra Suudi Arabistan’ın körfez ülkeleri üzerinde bir ağırlığı söz konusu. ABD yeri geldiğinde bu ağırlığı kullanıyor. Suudiler sünni Arap ülkeleri liderliği konusunda Mısır’la da bir rekabet içinde olması da ayrı bir avantaj ABD için. Suudiler, İhvan’ı kendilerine ve rejimlerine tehdit olarak görüyorlar. Bütün bunlar alt alta konulduğunda Suudlar, ABD için, başta İran olmak üzere Ortadoğuda kullanacağı en elverişli argümana dönüşüyor.,

ABD Açısından Başka Faktörler de Var.

Sadece bunlar da değil, başka faktörler de var kuşkusuz: Suudiler, ABD silah sanayisinin en önemli başta gelen müşterisi. Yanısıra ve daha da önemlsi Suudilerin İran’la tarihsel, siyasal, mezhepsel, etnik, jeopolitik, stratejik ve ekonomik bir rekabet içinde olması ABD’nın işine geliyor, önem taşıyor; yeri geldiğinde bu unsurları çekinmeden kullanıyor. Ayrıca Suudiler İran’a karşı bölgede yürütülen vekalet savaşlarının en önemli mali destekçisi ve silah tedarikçisi.

Ne var ki politik hırsları ile devlet kapasitesi arasında uçurum olan Suudiler bu politikalarını yürütmek için (son Kaşıkçı olayında da görüldüğü gibi) ABD’ nin kucağına oturmuş durumdalar. Trump’ın desteğini alan Prens Salman batıya şirin görünmek için son zamanlarda bir takım adımlar atıyor ama öte yandan muhalefeti her türlü aracı kullanarak sindirmeye, susturmaya çalışıyor. Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayı bunlardan sadece bir tanesi.

Dolasıyla İran rejimi ile ABD çıkarları taban taban zıt. Değişimi gerçekleştirinceye kadar bu kartı oyunda tutacak ABD. Buna karşın Suudi Arabistan ABD’ye göbekten bağlı olduğu gibi ABD’de Suudilerden çıkarları nedeniyle vazgeçmiyor. İlişkiler inişli çıkışlı olabilir, fakat çıkarlar sürdüğü müddetçe aralarındaki ip de kolay kolay kopmaz.