8 Mayıs Salı günü Başkan Donald Trump’ın İran’la yapılmış nükleer anlaşmadan çekilme kararı Orta Doğu’yu, büyük güçlerin hızla içine çekileceği felaketle sonuçlanacak bir bölgesel savaşın eşiğine getirdi.  

Trump’ın duyurusundan dakikalar sonra İsrail savaş uçakları, Şam yakınlarındaki bir üsse füze yollamak üzere Suriye hava sahasına girdiler. Füzeler, Suriye Başkanı Beşar Esad’ın rejimini desteklemek için ülkede bulunan İran askeri personelinden en azından yedisinin de aralarında bulunduğu 15 kişinin ölümüne yol açtı.  

Çarşamba gününün sonlarında, İsrail’in Golan Tepelerinden Suriye ordusuna tank atışı yaptığına dair haberlerle durum daha da gerginleşti. Kuzey’de füze uyarıları çınladı ve patlamalar duyuldu. Golan Bölge Konseyi’ne göre bölgedeki çok sayıda kasaba füzeyle vuruldu. 

İsrail ordusu Perşembe günü erken saatlerde, Golan’da ordunun sınır birliklerinden 20 füze ateşledikleri gerekçesiyle İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü’nü suçlayan bir beyanda bulundu. Çok sayıda roketin durdurulduğu ve yaralı olmadığı söylendi.  

Suriye devlet haber ajansı SANA’ya göre İsrail savaş uçakları Perşembe günü erken saatlerde, iddia edilen İran saldırısı sonrası Şam yakınlarındaki hedeflere füze fırlatmaya başladı. Bu yazı kaleme alındığı sırada bu hava saldırılarının kapsamı ve ne kadar zayiata yol açtıkları henüz netleşmemişti.  

Tel Aviv, Salı günkü saldırıyı Tahran’ın, Nisan ayında gerçekleşen ve dokuz İranlının hayatına son veren T4 hava üssü saldırısına misilleme olarak bir saldırı planladığına dönük içi boş bir iddia ile gerekçelendirdi. Bu suçlamaların absürtlüğü, Trump İran nükleer anlaşmasına ilişkin kararını açıklarken İran’ın bir saldırı gerçekleştirmekten hiçbir kazancının olmayacağı belli olduğundan açık görünüyor.  

Her şey İsrail saldırısının ABD ile yakından koordineli bir şekilde gerçekleştiğine işaret ediyor. 6 Mayıs Pazar günü İsrail medyası İsrail’deki hedefleri vurmak için bir İran girişimine ilişkin doğrulanmamış iddialara yer vermeye başladı. Daha sonra Salı günü CNN, Pentagon’un muhtemel bir İran saldırısının hazırlıklarına ilişkin kaygı taşıdığını bildirdi.  

Olanlar ışığında, Trump’ın kararı hakkında önceden bilgilendirilen Netanyahu’nun sağ kanat hükümetinin ABD duyurusuyla çakışacak şekilde, daha geniş bir askeri saldırı için bahane oluşturmak üzere kullanılacak bir İran misillemesini kışkırtmak amacıyla Suriye hava üssüne saldırıyı planladığı neredeyse kesin. 

Hava saldırısına İsrail’de bir savaş heyecanını kamçılamak için yürütülen kampanya eşlik etti. Yakında gerçekleşecek İran saldırısına dair haberler arasında, Tel Aviv’deki ABD elçiliği önceden izin alınmaksızın Golan Tepeleri’ne ABD hükümeti çalışanlarının seyahat etmesini yasaklarken, ordu İsrail’in Demir Kubbe hava savunma kalkanına ek bataryalar yerleştirdiğini ilan etti.  

İsrail’in Suriye’deki İranlıları hedef almasına dönük olarak Rusya’nın rızasını güvence altına almak için gittiği Moskova’da konuşan Netanyahu, Tahran rejimini inanılması güç şekilde Nazilerle kıyasladı. İsrail’in “İran saldırganlığı” karşısında “kendini savunma” hakkını kuvvetle vurguladı ve İran güçlerinin bir saldırı öncesi birlikleri ve ölümcül silahları hareket ettirmek için Suriye’yi üs olarak kullandığını ileri sürdü.  

Salı günkü hava saldırısının yakında olacakların bir işaretçisi olduğunu belirten bir İsrail hükümet yetkilisi Haaretz’e “Suriye’deki İran füzelerine saldırılar okyanusta damladır. Ordu dahi bunun füzeler ya da başka sistemlerin bölgeye gelmesini engellemeyeceğini biliyor ve bunun gerçekleştiğini görüyoruz” açıklamasında bulundu. 

Trump’ın İran anlaşmasından vazgeçmesi, ABD emperyalizminin, istikrarsız Siyonist rejimi Orta Doğu’da yangın çıkarmak için cesaretlendiren düşüncesiz eylemler dizgesinin en son aşamasını oluşturuyor.  

İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerini bombalaması Şubat’ın başlarında Deyr el Zor’da düzinelerce Rus askeri personelini öldüren ve Esad yanlısı güçlere karşı gerçekleştirilen ABD hava saldırısını takiben yoğunlaştı.  

Washington İsrail’i İran’la savaşa hazırlanırken saldırgan davranması için cesaretlendiriyor. İslamcı isyancılarla işbirliği içinde İran yanlısı Esad rejimini devirmek için ABD’nin yedi yılı aşkın bir süredir bu süre zarfında yüz binlerce Suriyeliyi öldürerek uğraştığı Suriye’de, Amerikan güçleri İran’ın, Tahran’dan Şam’a bir kara yolu açma girişimlerini engellemeye odaklanmış durumdalar. Bu amaç doğrultusunda ABD hava gücü ve kara birlikleri Suriye’nin doğusunda Irak sınırı yanında bulunan ve ülkenin petrol  rezervlerinin çoğuna da ev sahibi olan bölgeyi elde tutmaya yönlendirildiler.  

Enerji zengini Orta Doğu üzerindeki denetimini pekiştirmek için uğraşında Washington, nükleer silahların devreye girdiği bir çatışma çıkarma riskine karşın, Rusya ile Suriye’de karşılaşmaya kararlı.  

Trump Salı günü Beyaz Saray’da Washington’un İran nükleer anlaşmasından çekildiğini açıklarken İran’la gerçekleşecek savaşa dönük planların oldukça mesafe kat ettiğini açık kıldı. Ülkeye dönük en üst düzey ekonomik yaptırımların uygulanacağını, çatışmanın artması sırasında bir sonraki aşamanın askeri güç kullanımını kapsayacağını belirterek duyurdu.  

Trump’ın bu gerçeğin farkında olduğu konuşmasının tonundan belliydi. Son çeyrek yüzyılda Orta Doğu ve Orta Asya’da neredeyse kesintisiz bir şekilde savaşan ülkenin başkanı Tahran’ı “terörün” önde gelen “devlet sponsoru” olarak kınadı. Genelde savaş sırasında düşman uluslar için kullanılan bir dille Trump, Tahran’ın Orta Doğu’daki “habis ve meşum” etkisine dair atıp tuttu. 

Çarşamba günü Trump, nükleer programını yeniden başlatması durumunda “çok ciddi sonuçlarla” karşılaşacağını belirterek İran’a karşı kavgacı bir tehdit yayınladı. 

Bu koşullar altında, derinleşen bir krizle karşılaşan Tahran’daki burjuva-molla rejim tek seçeneğinin karşılık vermek olduğu sonucuna varabilir. Güçlü Devrim Muhafızları Birlikleri’nin lideri dâhil şahin kanadın temsilcileri nükleer anlaşmanın ortadan kalktığını şimdiden ilan ettiler ve Avrupa güçlerinin anlaşmanın Washington olmadan canlandırılabileceği açıklamalarını olumsuzladılar.  

İsrail ve İran arasındaki bir çatışma Orta Doğu’daki en yakın savaş tehlikesini ortaya koyarken Trump’ın İran anlaşmasını torpidolaması hâlihazırda patlamak üzere olan bölgeyi daha da istikrarsızlaştırdı. Trump’ın açıklamaları İsrail dışında, Körfez’de İran etkisine keskin biçimde karşı duran iki ülke olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin onayını aldı. Riyad 2015’ten bu yana, Tahran tarafından desteklendiğini ileri sürdüğü Huti isyancılara karşı Yemen’de soykırıma varan bir savaş yürütüyor.   

Geçen Mayıs’ta bir konuşmasında Trump Suudi Arabistan’a bölge çapında İran karşıtı bir ittifakın oluşmasında öncü rol üstlenmesi için çağrıda bulundu. Obama’nın bıraktığı yerden devam eden Trump yönetimi Suudi uçaklarının on binlerce sivili öldürdüğü Yemen’deki cani bombalamalara devam etmeleri için mühimmat ve istihbarat temininde bulundu.  

Trump’ın duyurusundan sadece birkaç gün önce ABD özel birliklerinin Aralık 2017’den bu yana Yemen’de faaliyet sürdürdüğü açığa çıktı.  

Trump’ın İran açıklaması sonrası petrol 77 dolara çıkarken Suudi yetkililer fiyatları istikrara kavuşturmak amacıyla, İran’ı ciddi bir şekilde etkileyebilecek bir girişimle, petrol üretimini artırmak için BAE ile görüşeceklerini ilan etti.  

Çarşamba günü Huti isyancıların Suudi Arabistan’a doğru ateşlediği füzelerin üzerine Suudi Dışişleri Bakanı Adel Al-Jubeir, “savaş ilanı” anlamına geldiğini belirttiği saldırı için İran’ı suçladı. Kaygı verici şekilde İran’ın “bundan sorumlu tutulması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Buna karşılık vermek için uygun yolu ve zamanı bulacağız… Ne pahasına olursa olsun, İran’a doğrudan askeri müdahaleyi engellemeye çalışıyoruz, ancak İran’ın buna benzer davranışları devam edemez” dedi.    

Al-Jubeir aynı zamanda Tahran’ın nükleer programını yeniden başlatması durumunda Riyad’ın nükleer silah edinmek için adım atacağı taahhüdünü verdi.  

[World Socialist Web Site’daki orijinalinden Ali Rıza Güngen tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]