ABD faizleri neden yükselmiyor; ne zaman yükselecek ve Türkiye

Güldem Atabay
Güldem Atabay, Eylül 2014-2016 arasında Egeli & Co. Varlık Yönetim Şirketi’nde Araştırma ve Strateji Direktörü olarak görev yapan Atabay, yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile ofislerine ve kişilere portföy yönetimi, yatırım yönetimi, risk yönetimi ve danışmanlık hizmetleri sunmuştur. Halen, Egeli & Co. Enerji Yatırımları (EGCEY) ve Egeli & Co. Tarım Girişim (EGCYO)’de yönetim kurulu üyesidir. Daha önce UniCredit Menkul Değerler A.Ş.'nin Araştırma Bölüm Müdürü olarak Türkiye Ekonomistiydi; Ekspres Invest'te Baş Ekonomist ve Araştırma Departmanı Müdürü; Raymond James Securities'de Ekonomist; Ege Yatırım’da Ekonomist Global Menkul Kıymetler ve Karon Menkul Kıymetler Araştırma Departmanında Analist olarak çalıştı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde Yüksek Lisansını yaptı ve 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu. İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin öğretim görevlisi olarak zaman zaman İşletme Bölümü'nde Türkiye Ekonomisi dersleri vermektedir.

ABD’de TÜFE enflasyonun %5’e varmasına rağmen 10 yıllık tahvil faizinin %1,3 civarında kalışı mistik bir takım güçlerin işi değil elbette.  8 Temmuz’da %1,29’a kadar gerileyen 10 yıllık ABD tahvil faizi Pazartesi itibarıyla %1,37 seviyesindeydi. ABD’de enflasyonun yüksekliği, merkez bankası Fed’in Haziran toplantısı sonrasında faiz artışının beklenenden daha yakın olacağının açıklanması dikkatleri Fed’den gelecek mesajlara çeviriyor.  Fakat politika faizi ile tahvil faizleri arasındaki ilişki 2008 Küresel Finansal Krizi’den (KFK) bu yana doğrusal nitelikte değil.

Fed faizi ve ABD tahvilleri arasındaki ilişkinin zayıflaması 2008 KFK’den bu yana devrede olan devasa miktarsal genişleme adımlarıyla enflasyonun kontrolsüzce yükseleceği endişelerinin zaman içinde gerçekleşmemiş olması kaynaklı. O dönemde açıklanan desteklerin daha çok bankacılık sektörü ve reel sektörle sınırlı olması kalıcı enflasyonist baskıların oluşmasına engel oldu.

Bu nedenle COVID-19 ekonomik krizi 2020’de tam anlamıyla patladığında KFK döneminde değişen merkez bankacılığı ve çeşitlenen para politikası araçları hiç çekinmeden daha da yüksek ölçeklerde devreye sokulabildi. Bu sayede kriz sonrası yıllarca sürecek bir toparlanma dönemi ve bunun istihdam piyasasında yaratacağı korkunç etkiler aşıldı. Fakat maliye politikasının sunduğu doğrudan gelir destekleri ile etkileşim içinde olan büyük parasal destekler sonucunda enflasyon da yükselmeye başladı.

Şimdi bilinen, COVID-19 yasakları döneminde eve kapanan tüketicinin bir taraftan artan tasarruflarının da gücüyle şahlanarak devreye girmekte olan ertelenmiş talebinin, yılsonuna doğru “normal” bir trende dönüşeceği. Bunun anlamı da yaz aylarında zirveye ulaşacak ABD enflasyonun 2022’den itibaren gücünü kaybetmeye başlayacağı. %5-7 arasında kalması beklenmeyen ABD TÜFE enflasyonu gerileyecek; fakat pandemi öncesi düşük %1,5-2,0 seviyesinin de üzerinde kalacak.  Bu da zaten Fed’in şimdiki “bekle-gör” politikasının arkasındaki temel neden.  Başta Fed olmak üzere büyük merkez bankalarının yarattığı likidite dünyanın hemen her ülkesinde varlık fiyatlarını artırmışken, mevcut sıfır faizi enflasyonla mücadeleye yetecek seviyeye yükseltmeden önce Fed, enflasyondaki aşırı hareketlerin yumuşamasını; yeni ve kısmen yüksek platonun ne olacağını görmek, tahmin edebilmek istemekte.

16 Haziran Fed toplantısından çıkan beklenmedik sert açıklamalar, miktarsal genişlemenin bu sene bitmeden törpülenmeye başlanabileceği ve ilk faiz artışının da 2022 sonlarında gelebileceği yeni bir gerçeklik yarattı. Bu değişim tahvil faizlerinde bir oynaklık yaratsa da bu oynaklık kalıcı olmadı.  Keza,  enflasyonun yükselmeye başladığı ve merkez bankalarının adım atmalarının gerçekten gerektiği dönemde para politikası yapıcıları tarafından verilen mesajların piyasalara ulaşması arasındaki bağ, miktarsal genişlemenin yarattığı yüksek likidite ortamında kopmuş durumda.

2013’te Fed’in para politikasında sıkılaştırma mesajı vermesiyle küresel piyasalarda yaşanan “öfke nöbeti” (taper tantrum) bugün hafızalarda hala taze. Dünyanın en büyük merkez bankası olan Fed’in miktarsal genişlemeyi kademeli olarak sıfırlayacağı ve faiz artıracağı açıklamaları tahvil ve kur piyasalarına ağır ve ani satışlar getirerek, özellikle gelişmekte olan ülke para birimleri ve piyasalarını altüst etmişti.  Kullanışlı bir şekilde AKP iktidarı o dönemde TL’nin bu tepetaklak gidişini, haklı Gezi İsyanı’na bağladıysa da, gerçek nedeni para basılarak beslenmeye alışmış piyasaların “mamasının” kesileceği korkularıyla çılgınca bir satış hareketine başlamış olduğuydu.

İşte 10 yıllık tahvil faizlerindeki hareketler enflasyon tehdidi bu sefer çok daha ciddi iken, Fed yeniden şahinleşmek üzereyken 2013’tekine benzer bir paniği yansıtmıyor. Fakat enflasyonun yükseldikten sonra düştüğü yerden harekete geçeceğini ilan eden Fed veri iken de faizlerin mevcut seviyelerinde sakin kalması mümkün görünmüyor.

Cevabı kritik olan soru enflasyona paralel ABD tahvil faizlerinde yükselişin işte bu dönüm noktasının nerede oluşacağı. Mevcut durumda %1,3-1,45 arasında salınan 10 yıllık tahvil faizlerini %1,7-2,0 aralığına yönelmesi küresel piyasalarda önemli sarsıntılar yaratacak çünkü.  Türk lirası da, zaten yabancı yatırım çekmeyen Türkiye ekonomisi de bu sert dalgadan payını alacak.

Fed, para politikası yönetiminde “esnek ortalama enflasyon hedeflemesi” modeline geçmesinden bu yana, yükselen enflasyona tepki vermeden istihdam piyasasındaki dinamikleri izlemek için kendine bir “hareketsizlik” alanı açmış durumda.  Bunun anlamı, enflasyonda %2 hedefinin üzerine bir süre izin verirken istihdam tarafında toparlanma yaratmayı hedeflemesi.  COVID-19 döneminde işini kaybedenler arasında 7-8 milyonunun işe geri dönmemesi Fed’in bu çabasının temelinde. Üstelik geçmiş faiz artışları döneminde “tam istihdam” seviyesinde faiz artırmaya başlayan Fed’in gelir dağılımı çok bozulan ülkede bu sefer tam istihdama asla ulaşamadan faiz artışlarına yenilen zenci ve hispanik nüfusun da istihdam oranlarını gözetmekte oluşu gerçeği var.

Fakat ABD tahvil faizleri mevcut seviyelerde kalmayacak.

ABD tahvil ihalelerinin çoğalmaya başlayacağı yılın ikinci yarısında, hatta temmuzdan itibaren 3-10-30 yıl vadeli yeni tahvillerin satışı arzı etkileyecek. Arzın artmasıyla aşırı likidite sayesinde aşırı talep gören 10 yıllık ABD tahvilleri yaz bitmeden yeniden %1,50’nin üzerine çıkmış olacak.  Diğer yandan son derece teknik bir açıdan bakıldığında, tahvil getirilerindeki rallinin devam maliyeti, beklentilerin değişmesi nedeniyle daha yükseldikçe tahvil faizlerinin de yükselmeye başlaması gerekmekte.

Bu beklentinin gerçekleşmesindeki riskler ise son bir haftada ABD’de %47 artan Delta Varyantı kaynaklı hastalık sayısında artışlar ve Biden’ın mali destek/altyapı yatırım paketinde gecikmeler.  Biden’ın beklenenden büyük açıkladığı paket rakam olarak küçültülüp geçeceği belli olmaya başlamışken, asıl risk COVID-19 tarafında yeni bir zirvenin sonbaharda başlaması.

Yeniden makul bir enflasyon seviyesine dönmek anlamına gelen “reflasyon” temasının güçlenmesi, “seküler durgunluk” beklentilerinin yeniden fiyatlamasına yol açtıkça; gelen veriler daha güçlü ABD büyümesi ve enflasyonunu yansıttıkça ABD tahvil faizleri de mevcut aşırı alım bölgesinden olması gereken seviyelere dönmeye başlayacak. O nedenle Ağustos sonu Fed’in Jakson Hole toplantılarından aylık 120 milyar dolarlık tahvil alımını azaltma planı çıkmasıyla 10 yıllık tahvil faizleri de mevcut %1,37 seviyesinden hızla 2021 sonuna %2’nin üzerine geçecek.

Bu senaryonun Türkiye tarafında ise aynı dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Erdoğan’ın talimatıyla %19 politika faizini indirme macerasını devreye sokmayı deneyecek. Erdoğan, yeni bir KGF dalgası üzerinden bankacılık sistemini zorlayarak yalancı bahar yaratmaya çalıştığı Türkiye ekonomisinde 2022’de erken seçime gitmeye hazırlanıyor olacak. Partili cumhurbaşkanı yönetiminde savrulan Türkiye ekonomisi önemli makroekonomik dengesizlikler yaratmayı, TL’de daha fazla değer kaybını göze alarak tek adam rejiminin devamı için gözünü bir kez daha küresel ekonomik gerçeklere kapatacak.

Güldem Atabay
Güldem Atabay, Eylül 2014-2016 arasında Egeli & Co. Varlık Yönetim Şirketi’nde Araştırma ve Strateji Direktörü olarak görev yapan Atabay, yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile ofislerine ve kişilere portföy yönetimi, yatırım yönetimi, risk yönetimi ve danışmanlık hizmetleri sunmuştur. Halen, Egeli & Co. Enerji Yatırımları (EGCEY) ve Egeli & Co. Tarım Girişim (EGCYO)’de yönetim kurulu üyesidir. Daha önce UniCredit Menkul Değerler A.Ş.'nin Araştırma Bölüm Müdürü olarak Türkiye Ekonomistiydi; Ekspres Invest'te Baş Ekonomist ve Araştırma Departmanı Müdürü; Raymond James Securities'de Ekonomist; Ege Yatırım’da Ekonomist Global Menkul Kıymetler ve Karon Menkul Kıymetler Araştırma Departmanında Analist olarak çalıştı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde Yüksek Lisansını yaptı ve 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu. İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin öğretim görevlisi olarak zaman zaman İşletme Bölümü'nde Türkiye Ekonomisi dersleri vermektedir.
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
37,295TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da