Cumartesi, Şubat 4, 2023

30 Ocak-14 Mayıs: En kritik 104 gün

Fuat Keyman
Fuat Keyman
Prof. Dr. Fuat Keyman, Lisans ve yüksek lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde, doktorasını Kanada'da Carleton University'de yapmıştır. Doktora sonrası çalışmalarını Harvard Üniversitesi ve Wellsley College´da sürdürmüştür. Bilkent ve Koç üniversitelerinde çalışmış olan Keyman halen Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Bilim Akademisi üyesi de olan Keyman’ın yurtdışında ve yurtiçinde yayımlanmış çok sayıda yayını bulunmaktadır.

1923’ün, sadece seçimler değil, Cumhuriyetin ve Cumhuriyet modernleşmesinin ikinci yüzyılına giriş yılı olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Yeni Türkiye”, Yeni Öykü”, Yeni Toplumsal Sözleşme”in ilk tuğlasının 30 Ocak Toplantısı’nda atıldığı mesajı ortaya çıkmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, en sonunda bekleneni yaptı: 14 Mayıs, Türkiyenin tarihi, dünyanın 2023deki en önemli seçimlerinin yapılacağı gün.

Cumhur İttifakının Cumhurbaşkanı Adayı olan Erdoğan, 73 yıl geriye giderek, 14 Mayıs’ın tarihsel ve siyasi önemine gönderimde bulunuyor.

14 Mayıs 1950: CHP iktidarına karşı, muhalefette olan Demokrat Parti’nin, “Yeter, söz milletindir!” sloganıyla kazandığı seçimlerin tarihi.

73 yıl sonra yine kazanacağız diyen Erdoğan, Türkiye’yi, bugün itibariyle 110 gün sonra yapılacak seçim sürecine kitlemiş oldu.

Millet İttifakı ve 6’lı Masa içinse, halkın/milletin önüne çıkarak “Türkiye’yi, yapacaklarımız, vizyonumuz ve yol haritamızla daha iyi yöneteceğiz” diyeceği “30 Ocak Toplantısı”ndan itibaren ülkenin ve kendisinin kaderi için 104 günlük kritik dönem başlamış olacak.

14 MAYIS: HATA MI?

Bu tarih, ilk başta garip gözüküyor.

Çünkü; 14 Mayıs 1950’de, CHP uzun süredir iktidarda, Demokrat Parti muhalefetteydi.

Milleti muhalefet, İktidarı CHP temsil etmekteydi.

Adnan Menderes, iktidarın değil, muhalefetin, milletin temsilcisi rolündeydi.

Bu temelde de bugünün 14 Mayıs’ında, iktidardaki AK Parti CHP, muhalefetteki 6’lı Masa ise muhalefetin ve milletin temsilcisi oluyor.

Zaten, 6’lı Masanın ittifakının ismi de Millet İttifakı.

14 Mayıs’ta, 6 Masa ve muhalefet, “Yeter, söz milletindir!” diyen taraf olabilir.

Bu tür ikazların Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapıldığını duyuyoruz.

14 Mayıs, Erdoğan’ın tercihi olarak gözüküyor.

Erdoğan’ın 14 Mayıs tercihi, kendisine seçimleri kaybettiren büyük bir stratejik hata olabilir.

Buna karşın, Erdoğan, seçim sürecinde, otoriter popülizmin “millet-elit karşıtlığını” kullanarak; Millet İttifakını elitlerin ve dış güçlerin ittifakı olarak tanımlayarak ve “millet benle, onlar elit” sloganıyla söylemsel üstünlük de kazanabilir, böylece, 14 Mayıs tarihini kendisi için doğru tercihe dönüştürebilir.

Peki 14 Mayıs’ın stratejik hata mı yoksa doğru tercih mi olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Bu noktada, belirleyici olanın, Erdoğan’ın söylemi ya da hamlelerinden daha çok, muhalefetin kararları, stratejik hamleleri ve eylemleri olduğunu düşünüyorum.

Seçim tarihi olarak 14 Mayıs’ın belirlenmesinin Erdoğan’ın yaptığı ciddi bir stratejik hata olmasını büyük ölçüde muhalefetin belirleyeceğini söylemeliyiz.

Bu anlamda da 6’lı Masanın milletin önüne çıkacağı ve merakla (ve de endişeyle) beklenen 30 Ocak Toplantısı” ve o günle başlayan 104 gün, başta seçimlerin sonuçları olmak üzere, masanın ve altı liderin kaderini belirleyecektir.

Yeter, söz milletindir!” ve millet/halk” muhalefetin stratejik ve hareket alanının odağı ve referansı olmalı, iş, aş, haysiyet, hakkaniyet” temelinde bir Yeni Türkiye için çalışılacağı net ve inandırıcı olarak 30 Ocakta millete/halka anlatılmalıdır.

6LI MASA İÇİN 6 ÖNERİ

Böyleyse, o zaman 6’lı Masa ne yapmalı ve nasıl davranmalıdır?

Birincisi, görüntü mesaj kadar önemlidir. 30 Ocak günü 6 Lider (ve belki de büyük haksızlık yapılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla birlikte) sahnede, hâl, tavır ve söylemleriyle, “birlik, beraberlik ve ülkeyi biz daha iyi yöneteceğiz” mesajını vermelidirler.

Ancak birlik ve beraberlik görüntüsüyle, açıklayacakları hedefler, politikalar ve projeler “inandırıcılık” kazanabilir.

İkincisi, 104 gün kalmış seçimlerde hâlâ adayın belirlenmemesi seçmen gözünde büyük bir muğlaklık yaratmış olmakla birlikte, eğer Cumhurbaşkanı adayı şubat ayında açıklanacaksa, bu noktada bir sorun olmadığı mesajı net olarak verilmelidir.

Daha da önemlisi, inandırıcı olmak için, “Liderler Kabinesi” olarak, seçimler kazanıldığı takdirde, 6lı Masanın nasıl birlikte, beraber ve iş bölümü içinde ülkeyi yönetecekleri millet/halka bu toplantıda açık ve net olarak anlatılmış olmalıdır.

Üçüncüsü, “Yeter, söz milletindir!” ve “millet/halk” muhalefetin stratejik ve hareket alanının odağı ve referansı olmalı, “iş, aş, haysiyet, hakkaniyet” temelinde bir Yeni Türkiye için çalışılacağı net ve inandırıcı olarak 30 Ocak’ta millete/halka anlatılmalıdır.

Dördüncüsü, seçimlerin sonucunu “milletin/halkın belirleyeceği”, her oyun ve “sözün millette olduğu” vurgulanmalı, bu bağlamda da iktidar eleştirisi kadar, hatta daha önemli olarak, “milletin/halkın vicdanı”na seslenilmelidir.

Beşincisi, seçim güvenliği ve seçim adaleti için çalışılacağı ve bu anlamda birlikte ve beraber olunduğu güvencesi verilmelidir. Bunun için, sadece, seçim günü oyların verilmesi ve sayılması temelinde değil, aynı zamanda, “Ekrem İmamoğlu” ve “HDPnin kapatılması” davalarının seçim sonrasına bırakılması için net tavır alınmalıdır.

İsimlere ve partilere bakılmaksızın, her iki davanın, eğer seçim sürecinde siyasi yasak, kayyım atama ve parti kapatma kararlarıyla sonuçlanırlarsa, “Türkiyeyi seçimleri şaibeli ülkeler” listesi içine sokacağı vurgulanmalıdır.

Bu durumun, oyunu namus olarak gören milletin/halkın vicdanını da zedeleyeceği söylenmelidir. Örneğin ben, isimlere bakmadan, Türkiye Cumhuriyet vatandaşı ve seçmeni olarak böyle düşünüyorum.

Son dönemde, Türkiye’de seçimlerin, özgür ve adil seçimler olarak yapılmadığını biliyoruz. Ama, seçim sonuçları üzerinde hâlâ bir toplumsal kabul vardı. Bu kabul, 2019 İstanbul Belediye Başkanı seçiminin tekrarında zedelenmiş ve bozulmuştu.

Eğer, bu iki dava seçimlerden önce sonuçlanırsa, sadece hukuksal ve siyasi olarak değil, Türkiyenin içerde ve dışarda imajını ve itibarını ciddi anlamda bozacaktır.

6’lı Masa, her iki davada da çok net irade ve tavır göstermelidir.

Altıncısı, 1923’ün, sadece seçimler değil, Cumhuriyetin ve Cumhuriyet modernleşmesinin ikinci yüzyılına giriş yılı gerçeği göz önüne alınarak, “Yeni Türkiye”, “Yeni Öykü”, “Yeni Toplumsal Sözleşme”in ilk tuğlasının 30 Ocak Toplantısında atıldığı mesajı ortaya çıkmalıdır.

Hep vurguladığım gibi, seçim sonuçlarını ve “var olanla devam mı yoksa değişim mi” sorusunun yanıtını, dünyadaki diğer seçimlerde olduğu gibi, Türkiye’de de büyük ölçüde, muhalefet belirleyecektir.

30 Ocak, bu bağlamda, 14 Mayıs’a gidişte en kritik 104 günün nasıl başlayacağını bize gösterecektir.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Fuat Keyman
Fuat Keyman
Prof. Dr. Fuat Keyman, Lisans ve yüksek lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde, doktorasını Kanada'da Carleton University'de yapmıştır. Doktora sonrası çalışmalarını Harvard Üniversitesi ve Wellsley College´da sürdürmüştür. Bilkent ve Koç üniversitelerinde çalışmış olan Keyman halen Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Bilim Akademisi üyesi de olan Keyman’ın yurtdışında ve yurtiçinde yayımlanmış çok sayıda yayını bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
53,985TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI