11 Eylül’ün ardından

L. Deniz Ertuğ
Deniz Ertuğ, İstanbul’da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Deniz Teknolojisi Mühendisliği Bölümü mezunudur. Mühendislik eğitiminin ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Daha sonra Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktorasını tamamladı. Doktora sırasında Paris’te araştırmalarda bulundu. İsrail, Ortadoğu tarihi ve antisemitizmle ilgili olarak Tel Aviv Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi’nden dersler aldı. Yahudilik ve Hristiyanlık Tarihi üzerine İsrail ve ABD’deki çeşitli kuruluşlardan eğitim aldı. Yahudi mistisizmi ve Ortaçağ metafizik düşüncesi üzerine Barcelona Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Halen Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisans öğrencisidir. Şalom, Agos, Birikim gibi gazete ve dergilerde yazıları yayınlandı. Ayrıca Times of Israel’de blog yazıları yazmaktadır. Mutluluk felsefesiyle ilgili “Mutluluk İşi” isimli bir kitabı bulunmaktadır. Yoga yapmayı, resim çizmeyi, kedilerini, lego biriktirmeyi ve seyahat etmeyi seviyor.

11 Eylül’den sonra sevinçle sokaklarda bağırıp, kadayıf yiyen zihniyeti çözümlemek gerekiyor. Hz Muhammed kendine eziyet edenlere sabretti. Kimsenin kafasını kesip futbol oynamadı, kimsenin üstüne benzin döküp yakmadı. Bu müptezellerin elinden dinimizi kurtarmamız lazım.

11 Eylül 2001’de doktor randevum vardı ve eve dönüp televizyonu açtığımda, ABD’de bir terör eylemi olduğunu öğrendim. O esnada annem de geldi ve merakla televizyona bakarken ikinci uçağın çarpışını canlı olarak izledik. Hala o anı unutamıyorum. Ben orada kanepede oturup annemin muhteşem kurabiyelerini tadarken, yüzlerce insan kendi cehennemini yaşıyordu. Doğrusu yaşım o esnada olan bitenleri siyaseten anlamaya yetmiyordu ama o korkunç sahne hafızamdan hiçbir zaman silinmedi.

Bugün size kendi 11 Eylül hatıralarımdan bahsetmekten ziyade, hemen arkasında İsrail’de yaşananlarla ilgili yazmak istedim. İsrail tabii ki ABD’nin önemli bir müttefiki olarak bu terör eyleminden sonra da ABD’ye destek verdi ama yıllardır sosyal medyada gösterilen ve 20 sene sonra dahi hala gösterilmeye değen bir görüntüyü konuşmak gerekiyor: Batı Şeria’daki Filistinlilerin kutlaması. Her ne kadar Arafat ABD’ye yaşanan saldırıyla ilgili üzüntüsünü dile getirmiş olsa da Müslümanların içindeki bu intikamcı güruhun varlığını nasıl görmezden gelebiliriz?

11 Eylül saldırılarından dolayı mutlu olan ve sokaklarda “Mabruk” diye bağırıp, kaymaklı kadayıf yiyen zihniyeti çözümlemek gerekiyor. Ortadoğu’daki Müslüman halkın böyle kolayca manipüle edilmesi ve fanatikleştirilmesinin sırrı burada yatıyor. Bu insanların mutluluğunun gerekçesi neydi? İsrail’in Filistin politikasının sorumluluğunu ABD desteğine bağlayıp, ABD’nin başına gelenlerden dolayı mutlu oluyorlar. Sonuçta “düşman”a bir darbe vurulmuş oluyor.

ABD VE İSRAİL AĞABEY-KARDEŞ DEĞİL!

Bu müthiş (!) argümanı ele alalım. İsrail’in dış politikasında ABD’nin desteğinin önemli olduğunu hepimiz biliyoruz ama gerçekten İsrail her attığı adımda “Nasılsa arkamda Amerika var.” mantığıyla hareket ediyor diyebilir miyiz? Birçok konuda bu iki devlet fikir ayrılıklarına düştüler ve bu maalesef bizim basının çoğunluğunun göstermeye çalıştığı gibi “ağabey-kardeş” ilişkisi değil; hiçbir zaman da öyle değildi. Bu sebeple İsrail’in Filistin’le ilgili politikasını ABD’ye fatura etmek en hafif tabiriyle cehalet oluyor.

Bu ittifakın temelinde ortak değerlere sahip olmak yatıyor. ABD beğenelim beğenmeyelim kendi ülkesinde demokrasi, hukukun üstünlüğü, kadın-erkek eşitliği, insan hakları, LGBT hakları vs. olabildiğince başarabilmiş bir ülke, İsrail de gördüğümüz kadarıyla Ortadoğu’da bu bahsettiğim prensipleri başarabilmiş tek ülke. İtiraz edecek olan okuyucular için şunu hatırlatayım; dünyada ideal bir devlet sistemi kurabilmiş bir ülke mevcut değil, her yerde karşımıza çıkan Kuzey Avrupa mucizesini de yerinde yaşayanlardan dinlemek lazım.

Bununla beraber, siyaseten işbirliği kurmak için prensipler yeterli değil. Örneğin BAE ile ABD yine siyaseten işbirliği yapıyor ama saydığım hangi prensip BAE’de mevcut? Herhalde hiçbirisi desem yanlış olmaz. Bu sebeple “bölgede benzer çıkarlara sahip olmak” unsurunu da ele almak gerekiyor. ABD ve İsrail’in Ortadoğu konusundaki bakış açıları paralellik gösteriyor; “İslami terörü” sonlandırmak (zaman zaman işlevsel olarak kullanan kesimleri de var), ekonomik işbirliğini arttırmak ve özetle o bölgelerden olabildiğince çok “kâr elde edebilmek”. Bütün bu sebeplerle İsrail ve ABD’nin Ortadoğu’da ittifak kurabilmeleri şaşırtıcı bir sonuç değil. Bunun Yahudiseverlik, Yahudileri kayırmak, Arap nefreti, Müslüman nefreti gibi duygusal argümanlarla hiçbir alakası yok. Benzer çıkarları güden Arap toplumlarıyla da ortaklık yapabiliyor olmaları bunu kanıtlıyor zaten.

Yukarıdaki sorumu tekrar ele almak istiyorum. Zira bizim için yaşamsal değerdeki soru bu. Bu intikamcı güruhun varlığını nasıl görmezden gelebileceğiz? Bu insanların dünyadaki tüm Müslümanlara büyük zarar verdiklerini düşünüyorum. Ülkemizin büyük çoğunluğu Müslüman, bu yüzden bizim kendi kendimize bunun propagandasını yapmamızın bir anlamı yok ama bugün yurt dışında birçok insan Müslüman komşularından çekiniyor. Bunun sebebi bu tip insanlar. Evet, ABD’nin Ortadoğu politikaları kan ve gözyaşı getiriyor ama denir ya, hırsızın hiç mi suçu yok? Bizler Ortadoğu’da dökülen kanın tek sorumluluğunu ABD’ye yüklediğimizde bir çözüme ulaşamıyoruz çünkü bunun tek çözümü ancak daha çok şiddet üretmek olabilir. Bu da bir çözüm getirmiyor. Zaten askeri olarak karşı koyacak durumda değilsin. Hem de silah ticaretinde aslan payını alanlar kim?

YAHUDİLER TERÖRE BAŞVURMADILAR, İSRAİL’İ KURMAYA ÇABALADILAR

Çok doğru bir kıyaslama değil ve Holokost’un her konuda kıyas için işlevsel şekilde kullanılmasına tamamen karşı olmama rağmen Yahudi okuyucuların anlayışına sığınarak bu örneği vermek mecburiyetindeyim. Yahudiler Holokost’ta 6 milyon kişiyi kaybettiler. Tarihin gördüğü en büyük soykırımın mağdurları oldular. Bunun ardından yaşanan süreçte Nazi rejiminin sorumlularının mahkemelerde yargılandıklarını gördük. Kaçanların ve saklananların ise MOSSAD tarafından izlendiğini, bazılarının yakalanıp yargıya teslim edildiklerini, bazılarınınsa öldürüldüklerini biliyoruz. Böyle sayısız anı var. Farz edelim bu büyük travmadan sonra Yahudi toplumu her gördüğü Alman’ı öldürseydi, örneğin Berlin’de bir kilise patlatıp, pazar yerlerine bomba koyup, dünyanın herhangi bir yerindeki Alman şirketlerini basıp sağı solu terörize etseydi bugün bulundukları konumda olurlar mıydı? Bunun yerine kendi ülkelerini kurup onu düzeltmek için çabaladılar. Müslümanlar Ortadoğu’da soykırıma uğramadılar; evet, sömürüldüler, ülkeleri altüst edildi, kaynakları talan edildi ama çoğu zaman kendi siyasetçilerinin politikalarının sonucunda bu sömürü düzeninin önünü açtılar. Bölgedeki terör eylemlerinde ölenlerin büyük bölümü Müslüman yani kendi kendilerini öldürüyorlar ve gerçekten Yahudilerin yaptığını neden yapamadıklarını anlayamıyorum. Bizler nasıl masum insanların ölmesinden sevinç duyan bir toplumun parçası olabiliriz? 11 Eylül’de o uçakta bulunan insanların ABD politikalarıyla ne gibi bir ilişkileri var? Dünya Ticaret Merkezi’nde çalışan insanlar mı Ortadoğu’da Amerikan dış politikasını kurguluyor? Veya yangını söndürmek için gelen itfaiye erleri mi ABD’yi temsil ediyor? Şimdi diyeceksiniz ki, ABD’nin Ortadoğu politikalarının sonucunu siviller yaşıyor. Evet, doğru ama ABD’nin Ortadoğu politikalarına karşıysak, yaptığının aynısını yaparak mı çözüm bulacağız?

İslam’a zerre kadar saygısı olan insan, düşman bile görse bir başka toplumun acısına sevinemez. İslam tarihinde adı saygıyla anılan hiçbir isim şu gaddarlığa düşmemiştir. Müslümanların oturup düşünmesi gerek, sevgi dini diyerek sunduğumuz İslam, böyle bir cahil güruh elinde nasıl masumların arkasından kadayıf yeme haline getirildi? Biz kendimize ne yapıyoruz? Bunu dini saiklerle de sorabilirsiniz, etik olarak da. Çünkü inansanız da, inanmasanız da Türkiye’den geldiğiniz için kültürel olarak Müslüman kabul ediliyorsunuz. Bu yüzden bu sorun hepimizi ilgilendiriyor. Sadece muhafazakâr kesimin konuşması gereken bir konu değil.

TEVRAT’I OKUYORLAR AMA ÇAĞA UYGUN BAKIYORLAR

Hz. Muhammed’in savaşlarda kadın ve çocukların öldürülmesine müsaade etmediği, kaçanları da takip ettirmediği İslam kaynaklarınca bildiriliyor. Biz peygamberi yeterince tanıyor muyuz ki doğru tanıtalım? Onu kendi şartlarında değerlendirebiliyor muyuz? Öyle ki, metodolojik olarak bile konuyu tartışmıyoruz. Kutsal kitapları ele alırken hangi ayetin niçin geldiğini öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor. Tevrat’ı okuduğunuz zaman İsrail’in Tanrısı’nın (ki kendisini İbrahim’in, Yakub’un, İshak’ın Tanrısı olarak adlandırır) diğer kavimler karşısında savaşan İsraillilere, düşman kavmi çoluk çocuk, kadın demeden, hayvanlarına kadar katletmelerini emrettiğini görürsünüz. Bugün bu ayetleri okuyup hiçbir Yahudi kalkıp başka kavimleri çoluk çocuk, kadın kesmiyor. Bunun sebebi ayeti doğru anlamaları. Gelen ayet o dönemde İsrail kavminin başka bir kavimle savaşını anlatıyor, hepsi bu. Günümüzle bir ilgisi yok. Eğer günümüze ayetleri uygulayacaksak önce imanın temeli olan ahlak ve etiğe dair ayetleri uygulayalım. Bir grup Müslümanın hiç böyle bir sorgulaması yok ama mesele cihat olunca cihadı sadece savaşmak olarak yansıtıyorlar. Çalışmak, bir şey üretmek, insanlığa katkı sunmanın da cihat kapsamında olduğunu çocuklarımıza öğretiyor muyuz?

Diyanet İşleri Başkanı çok düşünüyor olabilir ama bugün laiklik konusunda inanın ki toplumun büyük çoğunluğunun bir sorunu yok. Bunun yerine çocuklara dinimizi doğru öğretmeyi dert edinsek nasıl olur? Biz dinimizi doğru öğretemiyoruz; çocuklarımız saçma sapan fikirleri din diye öğreniyor. Dünya değişiyor ve tarih geriye çevrilemez. Bugün Ortadoğu’da demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi prensipleri savundukça ve ancak çocuklarımıza İslam’ın etik değerlerini anlattıkça onları başkalarıyla bir arada yaşayabilen gençler olarak yetiştirebiliriz. Diyanete ve ilahiyat fakültelerine çok iş düşüyor. Eğer zahmet edip ilgilenirlerse tabii. Hz. Muhammed kendine eziyet edenlere sabretti. Düşmanlarının ölümünden sonra kadayıf yemedi, kimsenin kafasını kesip futbol oynamadı, kimsenin üstüne benzin döküp yakmadı. Bu müptezeller bizi temsil edemez, bu adamların elinden dinimizi kurtarmamız lazım. Benim bütün endişem bu. Sadece muhafazakâr kesim değil, kültürümüzün bir parçası olarak İslam’ın bizi etkilediğini anlamamız gerekiyor, bu konuda bir çözümümüz ne zaman olacak?

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

L. Deniz Ertuğ
Deniz Ertuğ, İstanbul’da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Deniz Teknolojisi Mühendisliği Bölümü mezunudur. Mühendislik eğitiminin ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Daha sonra Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktorasını tamamladı. Doktora sırasında Paris’te araştırmalarda bulundu. İsrail, Ortadoğu tarihi ve antisemitizmle ilgili olarak Tel Aviv Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi’nden dersler aldı. Yahudilik ve Hristiyanlık Tarihi üzerine İsrail ve ABD’deki çeşitli kuruluşlardan eğitim aldı. Yahudi mistisizmi ve Ortaçağ metafizik düşüncesi üzerine Barcelona Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Halen Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisans öğrencisidir. Şalom, Agos, Birikim gibi gazete ve dergilerde yazıları yayınlandı. Ayrıca Times of Israel’de blog yazıları yazmaktadır. Mutluluk felsefesiyle ilgili “Mutluluk İşi” isimli bir kitabı bulunmaktadır. Yoga yapmayı, resim çizmeyi, kedilerini, lego biriktirmeyi ve seyahat etmeyi seviyor.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
43,349TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI