AKP’nin 14 yıllık iktidarında emek karşıtı politikaları hepimizin malumu. Siz gelinen noktada AKP’nin emek politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Önce mecliste görüşülen çok hayati yasalardan bahsetmek istiyorum. Bu yasalar içerisinde Türkiye işçi sınıfının 100 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatlarını kaldırmak istiyorlar. Bununla birlikte çağdışı dediğimiz esnek çalışma modelini kurmak istiyorlar. Ayrıca özel istihdam bürolarını kurmak ve kadınlarımız için evden çalışma, tele-çalışma sistemini de kurmak istiyorlar. Baktığımızda bu programın adı “Ulusal İstihdam Stratejisi”. Bu son dönemde TBMM’de görüşülen bir yasa. 

2002 yılında AKP hükümeti iktidara geldiği günden bu yana Kamu Yönetimi Temel Kanun sonrası başta Kamu İktisadi Teşebbüsleri özelleştirildi. Belediyeler özelleştirildi. Buralarda milyonlarca sendikasız, iş güvencesiz hatta bazıları sigortasız çalışan taşeron işçileri var. Bu taşeron işçiler tecrübesiz ve birikimsiz olduğundan dolayı iş kazaları, iş cinayetlerine dönüştü. AKP iktidara geldiği günden bu yana iş cinayetlerinde maalesef 17 bin’den fazla işçi arkadaşımızı yitirdik. ILO “işçi sağlığı ve iş güvenliği kriterleri” uygulanmadığından dolayı bu konuda Avrupa’da birinci, Dünya’da üçüncü konuma geldik. 

Biliyorsunuz işsizlik istatistikleri açıklandı. Resmi rakamlara göre 6 milyon ama bizim araştırmalarımıza göre yani gayrı resmi rakamlara göre Türkiye’de işsizlik oranı neredeyse %10’lara dayandı. Bu yüzden Türkiye’de bugün 10 milyona yakın işsiz olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Bunun ötesinde işçilerin, memurların sadece insan olmaktan kaynaklı temel ihtiyaçlarını giderebilmek için almış oldukları kredi karşılığında 450 milyara yakın borçları olduğunu, bunların %25’inin de icralık olduğunu yaptığımız araştırmalar sonucunda tespit ettik. Bugün başını yastığa koyan en az 2 milyona yakın insanın geceleri aç yattığını tabi ki biliyoruz. Bir de Ortadoğu’daki yanlış politikalardan dolayı ülkemize 3 milyona yakın göç eden insan var. Bu insanların temel ihtiyaçlarını giderebilmek için işe, aşa ihtiyaçları var. Böyle bir süreçte AKP iktidarı genelinde emekçilerin, işçilerin, çalışanların çıkarılan anti-demokratik yasalardan dolayı kesinlikle çok büyük kayıpları olduğunu görüyoruz. 

1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’ne girerken alanlarda öncelikle kitlesel 1 Mayıs’ı hedefledik. Kitlesel 1 Mayıs’larda da başta İstanbul Bakırköy olmak üzere Türkiye’nin bütün alanlarında az önce ifade ettiğim sorunları, sıkıntıları haykırma fırsatı yakalayacağız. 

AKP’nin her sene 1 Mayıs öncesi Taksim’i yasakladığını, Taksim’de kutlama yapmak isteyenlerin de çok yoğun bir polis müdahalesiyle karşılaştığını biliyoruz. 1 Mayıs’ın bu sene Bakırköy’de kutlanması kararı nasıl verildi? 

1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü kutlamaları bir kez daha hukuk dışı bir biçimde engellendi. İstanbul Taksim’de düzenlemek istediğimiz 1 Mayıs, İstanbul Valiliği’ne tepeden inen bir emirle maalesef reddedildi. İdareciler anayasayı değil, Saray’dan gelen emirleri uygulamakta. AİHM’den aldığımız kararı tanımadılar. Anayasadaki “herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” maddesini ayaklar altına aldılar. Son olarak 2015 yılının 1 Mayıs’ına dair mahkeme kararına saygı duymadılar. 

1 Mayıs 2015’te 21.Asli Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında şu ifadeler yer almaktadır: “Demokratik yönetimlerde kamu idaresinin öncelikle görevi kişi hak ve özgürlüklerinin kullanılması önündeki engelleri kaldırmaktır.” Peki 1 Mayıs 2015’te  bu saptamayı yapan mahkeme kararına rağmen valilik ne yapmıştır? 1 Mayıs Meydanı’nı yasaklı meydan ilan etmiştir. Valilik yasakçı tavrını 2911 sayılı kanuna dayandırmaktadır. Oysa mahkeme 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamanın bir gelenek halini aldığını ifade etmektedir. Mahkeme, Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarının 2911 sayılı kanuna göre yasaklanamayacağını söylemektedir. Ancak karşımızda yasalara ve mahkeme kararlarına değil “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına saygı duymuyorum” diyen bir iradenin emirlerini uygulamak zorunda olduğunu düşünen bir mekanizma bulunmaktadır. Aynı mahkeme kararı Taksim’de 1 Mayıs’ın kutlanmasına yönelik şu görevi vermektedir: “Demokratik yönetimlerde kamu idaresinin öncelikli görevi kişi hak ve hürriyetlerinin en geniş şekliyle ve güvenli bir biçimde kullanılması için gerekli önlemleri almaktır.” Ancak yönetim maalesef bizlerin güvenliğini sağlamak bir yana güvenliğimize kast edeceğini açık açık ilan etmiştir. Biz bu tip hukuk dışı tehditlere karşı yıllarca Taksim’de 1 Mayıs kutlama kararlılığımızı haklı ve meşru bir biçimde gösterdik. Koca bir kenti açık hava hapishanesine çeviren, insanların yaşamına kast eden, hastanelerden okullara tüm İstanbul’u gaza boğan barbarca saldırılara karşı her yıl yüzümüzü Taksim’e döndük. 

Öte yandan Türkiye’nin son 9 aydır içinde olduğu dönem maalesef halkın en temel hakkı olan yaşam hakkının defalarca ihlal edildiği bir dönemdir.  10 Ekim Emek, Barış, Demokrasi mitinginde yaşanan katliam maalesef hala hafızalardadır. Bu mitingde bizlerin güvenliğini sağlamak ile yükümlü olanların en hafif ifade ile görevlerini yapmadıkları belgeleriyle ortaya konmuştur. Onun için yitirdiğimiz barış güvercinlerimizi andığımız için bizler hakkında soruşturma açılırken ve katliam hakkında haber yapan gazeteciler yargılanırken görevini yapmayan tek bir kamu görevlisi hakkında soruşturma açılmamıştır. Böyle bir ortamda bizlerin güvenliğini sağlamakla görevli olanlar, 1 Mayıs arifesinde görevlerini yapmamak ile yetinmemekte, aksine güvenliğimizi tehdit edeceklerini açıkça ilan etmektedirler. Böyle bir ortamda işçilerin, emekçilerin, tüm ezilenlerin taleplerini güçlü bir biçimde haykırdığımız 1 Mayıs kutlamalarını güvenli bir biçimde yapmayı öncelikli bir görev olarak benimseyen dört emek ve meslek örgütü olarak, bu yıla mahsus olmak üzere, 1 Mayıs kutlamalarını İstanbul Bakırköy’de Halk Pazarı’nda gerçekleştirmeye karar verdik. 

2016’ya özgü bu karar üyelerimizden, 1 Mayıs’larda yıllarca omuz omuza verdiğimiz dostlarımızdan ve halkımızdan gelen talepler doğrultusunda verilmiştir. 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nın mahkemeye ve Anayasa kararlarına rağmen tek bir kişinin iradesiyle yasaklanması, AKP iktidarının hedeflediği rejim değişikliğinin sembolü haline gelmiştir. 

Kimse bizden Taksim’den vazgeçmemizi, tek adam diktasına dönüşen bir rejimi kabul etmemizi beklemesin. Taksim ‘de işçi sınıfının 1 Mayıs’ta mücadelede yitirdiği arkadaşlarının anıları vardır. Hükümet hukuku yok saymayı alışkanlık haline getirmiştir. Ancak bu anıları yok saymak, unutturmak kimsenin haddi değildir. Taksim 1 Mayıs Meydanı’na işçi sınıfının mücadele kazanımları vardır, bu kazanımlar hukuk tarafından da tanınmıştır. Bu hakları yok saymak kimseye düşmemektedir. Tüm dünyada 1 Mayıs’larda  işçiler en merkezi meydanlarda kürsülerini kurarken, işçi sınıfı tarihine mal olmuş Taksim’de, 1 Mayıs Meydanı’nda bir gün için bile işçilere kürsülerini kurma hakkını yok saymak işçi sınıfının haklarını yok saymaktır. Bu hakkın bir biçimde ne zaman ve nasıl kullanılacağına karar verecek olan kuşkusuz işçi sınıfıdır ve emekçilerdir. 

Bizler işçiler ve emekçiler, mimarlar, mühendisler, kadınlar, gençler, yoksullar ve tüm ezilen halklar olarak güvencesizleştirmeye, köleleştirmeye, emeğin haklarının bir bir yok edilmesine karşı, kiralık işçilik dayatmasına, taşerona, ayrımsız, kayıtsız, şartsız kadro sözünün tutulmamasına, mahkeme kararlarının yok sayılmasına, kıdem tazminatlarımızın gasp edilmesine karşı, sendikal haklarımızın ve grev haklarımızın yok edilmesine karşı, herkese iş, aş ve güvenli bir gelecek için doğanın ve yaşamın sermayeye teslim edilmesine karşı, kadınlara evden ve güvencesiz çalışmanın dayatılmasına karşı, 657 sayılı yasadaki mevcut iş güvencelerinin ortadan kaldırılmasına karşı, savaş ve baskı politikalarına karşı, 10 Ekim Ankara Katliamı ile tırmanan sindirme ve susturma hamlelerine karşı, laikliğin tamamen ortadan kaldırılmak istenmesine karşı ve elbette faşizme karşı 1 Mayıs’ta söyleyecek sözümüz, büyütecek umudumuz var. Sözümüzü söylemek, umudumuzu büyütmek için, emek, barış, demokrasi için 1 Mayıs’ta Bakırköy’de buluşacağız. Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın birlik, mücadele, dayanışma, yaşasın 1 Mayıs.