Madem “bayram”, Sarper Özsan’ın kaleminden çıkan marşı başa sarayım, kelama öyle başlayayım: “Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır.” Öyle sahiden. Beter zamanlardan geçiyoruz. Özetlemek gereksiz, yaşıyoruz zaten. Giderek bir polis devleti haline geliyoruz. Sokağa çıkmamıza izin vermeyen, bayram kutlamak isteyenlere saldıran, giderek pervasızca davranan ve öldüren polisler dolaşıyor sokakta. Her yerde: Vapurda, motorda, rıhtımda, alışveriş merkezinde, otobüste… Rahatsızlık veriyorlar. Durup durup çanta arıyorlar. Gerekçeleri, “güvenlik”. Bunu yaparken kibar falan da değiller üstelik. Hoş, polisin kibar olmasını bekleyemezsiniz. En azından bu devirde.

İstanbul’da bugün “yeni” bir alanda kutlanacak bayram: Bakırköy’de. Kutlanacak ama oraya giden yollar açık olacak mı, bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var ama: Bugün, sokağa çıkmak zulüm olacak. Devlet, bir şeyin kutlanmasını istemiyorsa bahanesini bulur ve (ulusal bayramlarda yaptığı gibi) kutlamaları yasaklar ya da o gün halkın sokağa çıkmaması için elinden geleni yapar. Metro/vapur/otobüs seferlerini durdurur, köprüyü kapatır, ana yollardan geçişe izin vermez. Polis dokunursa, bayram denen şey zulüm olur. Oysa dokunmadığı zamanlarda şahane kutlamalar yaptık. 2010 – 2012 arasında Taksim’de hiçbir şey olmadı örneğin. Mutluyduk. Çok gördüler.

Taksim, 1 Mayıs alanı. Tartışmasız. Bugün oraya çıkmak yasak. Keşke olmasa. Yasak ama. Gerekçe, “güvenlik”. Halkının güvenliğini sağlayamayan, halkına sokakları yasaklıyor. Dertleri kendi güvenlikleri aslında: Korumalar olmadan sokağa çıkamayan, insanların bir araya gelmesini istemiyor. Korkuyor çünkü. Korku fena bir şey: Korkan, saldırıyor ve korktukça dozunu artıyor saldırıların. Yaşadığımız bu.

1 Mayıs, yasaklarla bezenmiş. Eskiden beri. 27 Mayıs 1935, 1 Mayıs’ın “bahar bayramı” olarak kabul edildiği tarih. 12 Eylül sonrası kaldırılan bir bayram bu. Bugün, resmî tatil günü ama ortada bayram yok. Aslında hiç olmadı belki de. İlk kez 1912’de Pangaltı’da kutlanmış 1 Mayıs ama ertesi yıl kutlamalar yasaklanmış. Sonrasında yavaş yavaş açılmış alanlar. 1927’de bir ilk yaşanmış ve bilinen ilk 1 Mayıs marşı alana çıkmış: “Hoş geldin 1 Mayıs, işçinin günü / Dağıt rüzgâr gibi gönülden gamı / Karakış günleri yansın kül olsun / Kırmızı çiçekli bahar uyansın / (…) / 1 Mayıs 1 Mayıs ilk dileğimiz / Yaşatacak seni tunç bileğimiz.”

Eski sanılır ama yeni: Taksim, ilk kez 1976’da kutlamalara açıldı. 1977’de, o meydanda tarihimizin en elim olaylarından biri yaşandı ve yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı coşkulu miting, kana bulandı. Alana giriş sürerken halkın üzerine ateş açıldı, resmî rakamlara göre 34 kişi hayatını kaybetti. “Kanlı 1 Mayıs” olarak bilinen bu olay, Ruhi Su albümü “Sabahın Sahibi Var”a konu oldu: “Bin dokuz yüz yetmiş yedi / Unutulmaz yılın adı / Bir Mayıs bayramı idi / Sorarlar bir gün sorarlar // Beş yüz bin emekçi vardık / Taksim meydanına girdik / Öyle bir İstanbul gördük / Sorarlar bir gün sorarlar // Sabahın bir sahibi var / Sorarlar bir gün sorarlar / Biter bu dertler acılar / Sararlar bir gün sararlar…”

1978’de üçüncü kez Taksim’de kutlandı 1 Mayıs ancak ertesi yıl, o gün bizzat Bülent Ecevit’in emriyle sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Başta Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran ve DİSK üyeleri olmak üzere sokağa çıkan herkes gözaltına alındı. 1980’de, Süleyman Demirel, tarihî konuşmasını yaptı: “1 Mayıs kutlamalarına asla izin vermeyeceğiz.”

Sonrası, 12 Eylül. Darbeden yedi yıl sonra, 1987’de (açık alanda toplantıya izin verilmediği için) Emek Sineması’nda kutlanabiliyor 1 Mayıs. Timur Selçuk, piyanosunun başında devrimci marşlar söylerken Sadık Gürbüz sazıyla sahneye çıkıyor, Melike Demirağ, sürgünden yolluyor selamını: “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satayım!”

Elimde iki kitap var. İlki, Konuk Yayınları tarafından basılan “1 Mayıs 1978” başlıklı belgesel. O yılki kutlamaları her şeyiyle anlatıyor. İkincisi, 1987’de yapılan ilk “kitlesel” 1 Mayıs’ın belgeseli. Dönem Yayıncılık tarafından basılmış ve Emek Sineması’nda yapılan “Merhaba 1 Mayıs” etkinliğini anlatıyor. 1 Mayıs’ların tarihini araştırmaya kalkacaklar için bir diğer önemli kaynak, “2004’ten 2010’a 1 Mayıs Alanı’nı Geri Alma Mücadelesi”nin anlatıldığı “Sabahın Sahibi Var” (DİSK Yayınları, 2011) adlı çalışma. Karıştırırken unuttuklarımızı hatırlıyoruz. 2008’de yapılan korkunç saldırıyı örneğin. Bugün iktidarın dümen suyuna giren Sabah, ertesi gün (İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’a atıfta bulunarak) “Gazcı Kardeşler” manşetiyle çıkmıştı. Nereden nereye…

1 Mayıs, bayram. Bugün çıkartmayacaklar ama Taksim, 1 Mayıs alanı. Bir gün yine o alanda yüzbinler toplanacak ve 1 Mayıs coşkuyla kutlanacak. Marşla açtık, onunla kapatalım: “Ancak bu böyle gitmez…” Gitmeyecek.

Bayarımınız, bayramımız kutlu olsun. “İyi o zaman. Ne yaparsan yap,” dedim. Çünkü böyle bir şeyi gerçekten yapacağını düşünmüyordum. Okulun başlamasına iki hafta, işi bırakmama bir hafta vardı. Çıplak ayakla kırık camların üzerinde dolaşıyor gibi geçiyordu günler. Gözüm sürekli Hasan’daydı. Aksesuar kalıpları çıkartmak için kullanılan makinanın başına ne zaman geçse gözlerimi ondan ayıramıyor, soğuk soğuk terliyordum. Geceleri Hasan’ın kolunu dişleriyle ısıran canavara dönmüş bir makinayla boğuştuğum kabuslardan sonra günler geçti. İşi bırakmama iki gün vardı. Öğle yemeğinden sonra Hasan makinanın başına geçti. Bense paket yapan kızlara yardım ediyordum. Makinayı çalıştırırken Hasan’la göz göze geldik. Sadece ikimizin bildiği bir sırra değil bir trajediye ortak olmuş gibi hissettim. Kendimi sıktığım için başım deli gibi ağrıyordu. Altına koyduğu vinleksleri kalıpla parçalayıp şekil
vermeye başladı. Hipnotize olmuş gibi Hasan’ı takip ediyordum ama ellerini göremiyordum. Presi her bastığında gelen tok sesin değişmesini, belki bir kemik
sesi duyulmasını korkuyla bekledim. Yaklaşık on dakika sonra Hasan dişlerini sıktı. Artık elini makinaya vereceğinden emindim. İçimden bir çığlık kopmasına rağmen kılımı bile kıpırdatamadım. Fakat Hasan’ın çığlıklarını herkes duydu.

O gün işi bıraktım ve bir daha Hasan’ı hiç görmedim. Benim için büyük bir travmaydı kapitalizmle tanışma hikâyem. Bu anıyı yenebilmek için işçilerin patronlardan intikam aldığı yeni hikâyelerin hayalini kurdum. Bu hayaller gerçekle aramdaki bağı tamamen koparıyordu ki bir gün okul yolu üzerinde güçlü bir işçinin elinde çekiçle durduğu o afişi gördüm. “Haydi hesap sormaya” diyordu. İşte ilk 1 Mayıs’ıma böyle katıldım. Belki hesabı soramadım ama neden orada olduğumu biliyordum.